KATEGORİLER

YENİ KİTAPLAR

  • Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi

    ,
    Yazar: Barbara D. Metcalf, Thomas R. Metcalf
    Çevirmen: Zeynep Hale Akman

    Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi, Hindistan’ın hikâyesini Babürlüler döneminden başlayarak, Britanya Hindistanı olarak bilindiği sömürge dönemine, 1947’de Hindistan ve Pakistan adında iki bağımsız ülkeye bölünmesine ve dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiği günümüze kadar anlatıyor.
    Hindistan’ın tarihini oldukça kapsayıcı bir şekilde ve gerçeklere olabildiğince sadık kalarak ele alan Barbara ve Thomas Metcalf’ın çalışması, toplumun geniş kesimlerini (kadınlar, azınlıklar, mülksüzler) kapsamakla kalmıyor, aynı zamanda yerel deneyimle şekillenmiş alternatif tarihsel anlatılara da yer veriyor ve modern dünyanın milliyetçilikle biçimlendirilmiş tarihsel anlatılarını sorguluyor.
    Temelde politik bir mesele olan Hindistan “tasavvuru”na ve ülkeyi zaman içinde bütünüyle değiştiren kurumlara odaklanan yazarlar, siyasi yapı ve vizyonla etkileşim halinde şekillenen toplumsal değişimleri ve kültürel değerleri ortaya koyuyor.
    Okurun bahsedilen dönemleri zihninde canlandırabilmesi ve Hindistan coğrafyasına aşinalık kazanabilmesi için fotoğraf ve haritalardan yararlanılıyor.
    Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi, ilk baskısını yaptığı 2001 yılından beri alanında bir klasik kabul edilmektedir. Kitabın bu üçüncü edisyonuna eklenen son bölümde geçtiğimiz yirmi yıldaki önemli gelişmeler, Hindistan’ın yüksek teknolojiye dayalı endüstrisinin yükselişi ve halen çözüm getirilememiş olan yoksulluk gibi olgular ve çeşitli siyasi huzursuzluklar da incelemeye dahil edilmiş.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Finansal Krizleri Yanlış Anlamak

    Yazar: Gary B. Gorton

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Krizlerin Gelişini Neden Göremiyoruz ?

    2007’den önce ekonomistler, ABD’de bir daha finansal kriz yaşanmayacağını düşünüyordu. Gary B. Gorton, finansal krizlerin ne olduğu, neden çıktığı, 1934 ile 2007 arasında ABD’de neden hiç kriz görülmediği gibi olguların ekonomistlerce yanlış anlaşıldığını ileri sürüyor.

    Finansal Krizleri Yanlış Anlamak, krizlerin ne tür koşullarda patladığını ve birbiriyle ilişkisini ortaya koyuyor. Finansal krizlerin aslında finans sisteminin özünde bulunduğunu belirten Gorton, ekonomistlerin, sermaye piyasalarında ve bankacılık sisteminde yaşanan evrim, yeni finans enstrümanları, yeni para piyasalarının boyutu gibi önemli hususları ıskaladığını ileri sürüyor.

    Sistemik krizlerin yaşanmadığı 1934-2007 arasındaki “Sakin Dönem”i “2007-2008 Paniği”yle kıyaslayan Gorton, banka borcu ve likidite, kredilerde ani artışlar, ahlaki tehlikeler ve kurumların batamayacak-kadar-büyük olması gibi kilit meseleleri, aralarındaki ilişkiyi göstererek değerlendiriyor.

    1934’ten beri krizleri önleyen başarılı düzenlemelerin finans sektöründeki yeniliklere yeterince ayak uyduramadığını, bunun sebebinin de kısmen ekonomistlerin yanlış anlamaları olduğunu ileri süren Gorton, Finansal Krizleri Yanlış Anlamak’ta günümüz piyasalarını anlamamızı ve gelecekteki olası finansal felaketleri öngörmemizi sağlayacak taze bir bakış açısı sunuyor.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Kod Ekonomisi

    ,
    Yazar: Philip E. Auerswald

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Kırk Bin Yıllık Bir Tarih

    Taş Devri’nde kullanılan bir balta ile Julia Child’ın mayonez tarifi ve Burning Man festivalinin ortak noktası nedir? Hepsi de kodun işleyişine dair örneklerdir.

    “Kod” nedir? Neolitik dönemin basitliğinden modern devrin karmaşıklığına doğru evrilmiş olan insan medeniyetinin DNA’sıdır. Gelişimin “nasıl”ılır. Bir fikrin ürüne, tarifin yemeğe dönüşme şeklidir. Şehirlerin kurulduğu, sanayinin geliştiği süreçtir.

    Alfabenin icadından Blockchain’in ortaya çıkışına uzanan süreci sürükleyici bir öykü gibi sunmayı başaran Philip Auerswald, insanlık tarihini meydana getiren ana unsurun kodun gelişimi olduğunu belirtiyor. Yüzyıllar içinde kodun gelişiminde yaşanan bütün önemli aşamalar toplumun yapısında bir kırılma yaratırken, insanın eylemlerini olduğu kadar varoluşunu da yeniden şekillendirdi.

    Günümüzde bu aşamaların en yenisini yaşıyoruz. Kod Ekonomisi, kodun gelişimiyle birlikte çalışmanın doğasının ve insanlık deneyiminin bir kez daha değiştiğini ortaya koyuyor.

    Auerswald, günümüz ekonomisinde değerin nasıl yaratıldığına ve geleceğin ekonomisinin nasıl şekilleneceğine dair özgün bir çalışmaya imza atıyor.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Yapay Zekâ

    ,
    Yazar: Nils J. Nilsson

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Geçmişi ve Geleceği

    Yapay Zekâ (YZ) arayışında elli yıl boyunca yer aldım; bu elli yıl benim bütün meslek yaşantımı ve bu alanın bütün ömrünü kapsar. Bu arayışın başlangıcından bugününe kadar olan öyküsünü “içeriden birinin” anlatması bana iyi bir fikir gibi geldi. Aklımda üç tür okur var: Birincisi, bilimsel konulara meraklı ve YZ hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen okur topluluğu. İkinci grup ise, teknik ya da mesleki alanlarda çalışanlardan oluşuyor. Her iki okur zümresine de, kitapta karmaşık matematik formülleri ve bilgisayar jargonu olmayacağına, bol bol grafik sunacağıma, YZ programlarının ve tekniklerinin nasıl işlediğini berrak bir şekilde açıklamak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Üçüncü okur topluluğu, YZ araştırmacılarından, öğrencilerinden ve öğretmenlerinden oluşuyor. YZ’nin denediği, işe yaramış ya da yaramamış şeyleri bilmek, ayrıca tarihsel veya başka türlü bilgileri içeren sağlam bir kaynağa ulaşmak bu kesim için faydalı olacaktır. Bu alanın tarihini bilmek, bu alanda çalışanlar için önemli. Öncelikle, bir zamanlar keşfedilip sonra terk edilmiş olan pek çok fikir, teknolojik imkânların artmasıyla yaşam şansı bulabilir.

    Elinizdeki kitap, YZ’nin tarihini aşağı yukarı belli bir zaman sırası takip ederek anlatıyor. Kimi aktörleri ve olayları içermiyor olabilir, ama umuyorum ki hikâyem, YZ’nin başlıca fikirlerini, anlaşmazlıklarını, uygulamalarını, sınırlarını makul biçimde yansıtabiliyordur. Bu işte yer almış şahsiyetlerden ziyade fikirlere ve bunların nasıl hayat bulduğuna odaklandım. Bana kalırsa, YZ tarihini anlamak için, YZ programlarının gerçekte nasıl çalıştığını en azından genel hatlarıyla kavramak önemli.

    YZ’nin başlıca hedefi, yani aradığımız o büyük “ödül” nedir? Bana kalırsa Yapay Zekâ, insanların yapabildiği şeylerin çoğunu özellikle de “zekâ” gerektiren şeyleri yapan insan eseri araçlardır. YZ gelecekte pek çok alanda hayatımızda yer alacak gibi görünüyor. İnanıyorum ki günün birinde, YZ araştırmacıları bilinçli olduklarına herkesi inandıracak makineler inşa edebilecek. Bu hayalimizin gerçekleştiği zamanları hayal ederken bazı soruların zihnimizi kurcalamasına engel olamıyoruz: O günler geldiğinde, bu makinelerin bizlerle ve birbirleriyle savaşmasını olanaksız kılacak bir toplumsal düzen kurmayı başarabilecek miyiz? Hatta makineler için, sadece toplumsal açıdan kabul gören hedeflere hizmet etmenin ne anlama geldiğini tanımlamış olacak mıyız? Bu ve benzeri endişeleri hem bilgisayar bilimcileri hem de hümanistler taşıyor. Gelecekte yazarlar, bu maceranın öyküsünü anlatmayı hiç şüphesiz sürdürecek. Günün birinde bu yazarlardan biri, Aristoteles’in düşüncelerinden yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, “ya bizim emrimizde ya da ihtiyaç halinde kendi işini icra eden” araçlarımızın olduğunu yazabilecek.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Yüz Üzerine Antropolojik Bir Deneme

    Yazar: David Le Breton

    Çevirmen: Orçun Türkay

    Yüzler temelde aynı gibi görünseler de sonsuz bir çeşitlilik gösterirler. Yüz denilen sınırlı sahnede sergilenen duygu ve anlam çeşitliliği inanılmaz derecede zengindir. Yüz, belki de insanın en insanca bölgesidir; hatta kutsallık duygusunun doğduğu yerdir. İnsan varoluşu anlamına yüzde kavuşur. İnsanın yüzü bir yönüyle kişisel ve biriciktir; her birey, en alçakgönüllüsü bile, yüzünü, kendisine özel olarak işaret eden adı gibi farklılığının en yüce işareti olarak görür. Fakat diğer bir yönüyle de toplumsal ve kültüreldir yüz. Bu nedenle olsa gerek, yüz, ortak yönelimler ile her oyuncunun sergilediği kişisel tavır arasında bir uzlaşma sunar dünyaya. Mimikleri ve duyguları, görüntüsünün sahnelenişiyle (saç biçimi, makyaj vb.) yüzümüz, bir şeyler çıkardığımız toplumsal bir simge alanına bağlıdır.

    David Le Breton, bu çalışmasında, yüzle ilişkilendirilen anlamları, değerleri, simgeleri, imajları geniş bir kültürel çerçeve içinde ortaya koymaya çalışıyor; yüzün maskelediği kadar açığa vurduğunu da bilerek.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Roman Nedir?

    Yazar: Marina MacKay

    Çevirmen: Fazilet Akdoğan Özdemir

    On sekizinci yüzyılda doğmuş olan roman türü, o dönemde birçok eleştirmen tarafından kadınların zaman öldürmek için okudukları hafif metinler olarak nitelenirdi. Roman Nedir?, bugün modern zamanların temel edebi türü kabul edilen romanın sıra dışı yükselişiyle başlayıp, ardından romanla özdeşleştirilen biçimsel özellikleri, roman türlerini kısa ve özlü bir anlatımla ele alıyor.

    Marina MacKay, her bölümde romanın biçimsel ya da tarihsel bir yönünü, genellikle farklı dönemlerden romanları seçerek açıklıyor. Ana bölümler arasında, kavramların uygulamalarına dair fikir vermek üzere, tek tek eserlerin ayrıntılı okumaları yer alıyor. Bu bölümlerde farklı açılardan incelenen Don Quixote, Tristram Shandy, Kırmızı Harf, Madame Bovary, Deniz Feneri, Geceyarısı Çocukları gibi örnekler, romanın tarihini özetleyen bir yelpaze oluşturuyor.

    Romanın bir tür olarak nasıl yaratıldığını, neden bu denli popüler olduğunu sorarak başlayan MacKay, romanda üslup ve tekniğe, karaktere, olay örgüsüne, mekâna ve siyasete ilişkin doyurucu açıklamalar sunuyor. Terimler sözlüğüyle ve okuma listesiyle desteklenen Roman Nedir?, edebiyatla ilgilenen herkesin yararlanabileceği ideal bir kaynak.

  • Yeni Dinselleşme Eğilimleri ve Maneviyat Arayışları

    Yazar: Gözde Aynur Mirza

    En tutucu kesimden en liberal kesime kadar din, hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Dindarlık ve hayatı dinsel unsurlara göre şekillendirmek artık yalnızca belli bir kitlenin meselesi olmaktan çıkmıştır. Diğer yandan, İslam dininin temel değerleri toplum mühendisliği çerçevesinde yorumlanmakta ve dinin bireysel yanı ile toplumsal ve siyasi karşılığı arasındaki hassas bağ, siyasi açıdan işlevsel bir araca dönüştürülmektedir. Ne var ki bu tablo inancın yalnızca dinin ve geleneksel yapının etkisindeki halini ortaya koymaktadır. Din tartışmalarının gündeminde tam anlamıyla yer edinememiş olsa da, bireylerin toplumun belirlediği çizgiden ayrılarak kendi inanç biçimlerini yaratmaları ve hayatlarını bu şekilde yaşamaları da önemli bir konudur. Aynı ailedeki gençlerle yaşlıların dine çok farklı şekillerde yaklaşmaları, dinselliklerini farklı şekillerde tanımlamaları, ibadetlerini kendi yorumlarıyla gerçekleştirmeleri bu değişimin işaretlerinden biridir. Farklı dinlerin, inanç biçimlerinin karışımı olarak da görülebilecek bu yeni yaklaşımlar zaman zaman inanç kavramından bağımsız olarak benimsenmekte ve şifa bulma, başarılı olma gibi amaçlar için de bu yapılardan yararlanılmaktadır. İnanca yönelik bu arayışlar, dinselleşmenin yanı sıra, sistem eleştirisi ve hakikat arayışı gibi boyutlar da taşımaktadır.

    Yeni Dinselleşme Eğilimleri ve Maneviyat Arayışları Türkiye’de sosyal antropolojinin bugüne kadar el atmadığı gelişmelere odaklanıyor, bugüne kadar ülkemizde çok değinilmemiş olan bireysel arayışları inceliyor.

    “Gözde Aynur Mirza’nın duru bir Türkçeyle kaleme aldığı bu eser gelecekte bu alanda çalışmak isteyen genç bilim insanları için çok kapsamlı bir konu analizi ve zengin bir bibliyografya içeren yararlı bir rehber görevi yapacaktır. Uzun süre üzerinde durulacağını düşündüğüm bu konuda henüz çok az sayıda yapıt var. Gözde Aynur Mirza’nın özgün çalışmasının özellikle genç kuşaklar için oldukça zihin açıcı olacağı düşüncesindeyim.”
    — Prof. Dr. Nermin Abadan Unat

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Mare Nostrum

    Yazar: Erhan Berat Fındıklı

    Mussolini Dönemi’nde Türkiye’de İtalyan Mimarlar, Arkeologlar ve Seyyahlar (1922-1943)

    Mare Nostrum, Mussolini Dönemi’nde Erken Cumhuriyet Türkiyesiyle temas kurmuş farklı meslek gruplarından İtalyanların, benlik ve öteki kurgularını, kimlik inşa süreçlerini, ulusal ve uluslar-ötesi referans sistemini, kent, mekân, toplum, tarih ve mimarlık algılarını, içinde bulundukları profesyonel, ideolojik, toplumsal, bireysel/duygusal bağlamla ilgili üretmiş oldukları söylem, kavram ve imge dağarcığını eleştirel söylem analizi aracılığıyla açımlıyor ve sorunsallaştırıyor.
    Yazar, Mussollini İtalya’sı ve Kemalist Türkiye arasındaki çok katmanlı ilişkiler ağını, mimarlık tarihinden kültür ve mekân sosyolojisine, toplumsal tarihten post-kolonyal çalışmalara varıncaya kadar geniş bir yelpazede disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor. Bu çalışma Türk-İtalyan ilişikleri alanında önemli bir boşluğu doldurduğu gibi yapılacak yeni çalışmalar için de bir zemin oluşturuyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dilbilim Araştırmaları Dergisi 2017 – 2

    İÇİNDEKİLER / CONTENTS

    • Türkçe Sesli Betimlemede Gönderimsel Ögeler
      [Referential Elements in Turkish Audio Description Texts],
      Mine Güven
    • Compound Formation in Karachay-Balkar: Implications
      for the marker –sI [Karaçay-Balkar Bileşik Sözcük Oluşumu: -sI belirtici
      için sonuçlar],
      Aslı Gürer
    • Wh-Argument/Adjunct Asymmetry in Sentence
      Processing [Tümce İşlemlemede Ne-Üyesi/Eklentisi Asimetrisi],
      Taylan Akal
    • Wh-Island Constraint in Turkish [Türkçede Ne-Adası Kısıtlaması], Sinan Çakır

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Yerçekimi

    Yazar: Nicholas Mee
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Kozmik Kodu Kırmak

    Yerçekimi: Kozmik Kodu Kırmak, Büyük Patlama’dan galksimizin merkezindeki süperkütleli kara deliğe kadar her şeyi anlama ve anlatma çabası içinde bir kitap. Okurlarını kadim astronomiden başlayıp günümüzün en ileri fikirlerine doğru bir gezintiye çıkarıyor. Nicholas Mee, zor konuları harika bir anlatımla bizlere anlatmak gibi güç bir işi başarıyor. Bu kitapta, bugün bildiğimiz biçimiyle Kozmosun resmini oluşturan Kepler, Newton, Einstein ve Hawking gibi çeşitli bilim insanlarının hikâyeleriyle birlikte bize evrendeki yerimizi nasıl keşfettiğimizin tarihini bulacaksınız.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Cinsel Sözleşme

    ,
    Yazar: Carole Pateman
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Bütün insanlar doğuştan özgürse neden bütün kadınlar doğuştan köledir? Bu sorunun sorulduğu günden beri feministler erkeklerin kadınlar üstündeki ataerki hakkına karşı mücadele veriyor. Cinsel Sözleşme, erkeklerin özgürlüğü ile kadınların tabiyetinin ilk sözleşmeyle nasıl kurulduğunu ortaya koyarak bu çabaya büyük bir katkıda bulunuyor.

    Carol Pateman bugün bir klasik kabul edilen çalışmasında, bir özgürlük hikâyesi olarak sunulan toplumsal sözleşme teorisini tartışmaya açıyor. İlk sözleşme hikâyesinin yarısının eksik olduğunu söyleyen Pateman, ilk sözleşme yapılırken, erkeklerin kadınlara egemen olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde eşit cinsel erişime sahip olmasının öngörüldüğünü kaydediyor.

    Toplumsal sözleşme bir özgürlük hikâyesi iken, cinsellik sözleşmesinin bir tabiyet hikâyesi olduğunu vurgulayan Pateman, sözleşme teorisinde evrensel özgürlüğün daima bir hipotez, bir hikâye, siyasi bir kurgu olduğunu hatırlatıyor. Evlilik, kölelik, iş, fahişelik, taşıyıcı annelik gibi çeşitli alanlardaki sözleşme türlerini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen Cinsel Sözleşme, eşitlik ilkesine dayalı bir sözleşme arayışındaki feminist yaklaşıma da, toplumsal sözleşmeyi sivil özgürlüğün başlangıcı olarak sunan anaakım siyaset bilimine ve her iki kanattan ideolojilere de kör noktalarını gösteren çığır açmış bir metin.

    Cinsel Sözleşme, siyaset bilimi ve felsefesi, kadın çalışmaları, sosyoloji ve hukuk alanlarından akademisyenlerin ve öğrencilerin temel başvuru kaynaklarından biri.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Belgesel Sinemaya Giriş

    Yazar: Bill Nichols
    Çevirmen: Duygu Eruçman

    Belgesel sinema, yönetmen tarafından hayal edilen bir dünya yerine içinde yaşadığımız dünyayı anlattığı için diğer film türlerinden ayrılır. Belgesel film farklı bir amaçla yapılır, yönetmen ile konu arasında farklı bir ilişki söz konusudur ve izleyici belgeseli farklı bir beklentiyle izler. Belgesel geleneği, izleyene bir gerçekliği aktarabilme iddiasına dayanır. Kamera önünde rol yapmayan insanları konu alması, filmin sahiciliğinin kanıtı olarak görülür. Bizi belirli bir görüş ya da bakış açısına inandırmaya çalışan pek çok belgeselin temel dayanağı da dünyanın sahici bir temsili olduğu algısını yaratabilmesidir.

    Bir başucu eseri niteliğindeki Belgesel Sinemaya Giriş bu büyüleyici sinema türünün ayrıntılı bir incelemesini sunuyor. “Belgesel filmi nasıl tanımlayabiliriz?”, “Neden etik meseleler belgesel sinemanın merkezinde yer alır?” gibi sorulardan yola çıkan kitap, belgesele ilişkin temel tanımları, belgesel türünün tarihsel gelişimini, biçimsel yöntemlerini ve politik yönünü yüzlerce örneğe referans vererek ele alıyor.
    Belgesel sinema tarihi ve eleştirisi konularında en önemli noktaları bir araya getiren Bill Nichols, hem profesyonellerin, hem öğrencilerin, hem de konuya ilgi duyanların yararlanacağı klasik bir esere imza atıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN

YENİ BASKILAR

  • Evrimin Dört Boyutu

    Yazar: Eva Jablonka, Marion J. Lamb
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Yaşam Tarihinde Genetik, Epigenetik, Davranışsal ve Simgesel Değişimler

    Moleküler biyolojinin ulaştığı bulgular, Darwin kuramının gen merkezli yorumuna, yani adaptasyonların sadece şansa dayalı DNA varyasyonlarına dayandırılmasına meydan okuyor. Çünkü günümüzde kalıtım ve evrim görüşlerinde büyük bir devrim yaşanıyor. Bu devrimin peşinden giden ve kalıtımda genlerden başka unsurların da olduğunu ileri süren Jablonka ile Lamb, evrimin “dört boyutu”nun, yani evrimde rol oynayan dört kalıtım sisteminin izini sürüyorlar. Bu sistemler; genetik, epigenetik (ya da özellikleri, DNA temelli olmayan hücresel aktarım sistemleriyle geçirmek), davranışsal ve simgesel (dil ve diğer simgesel iletişim sistemleriyle aktarım) olarak isimlendirilmektedir. Bugün geniş çevrelerce kabul görmüş gen merkezli ve tek boyutlu görüşe kıyasla zengin ve karmaşık bir evrim görüşü ortaya koyan Jablonka ile Lamb’in yeni sentezi, tetiklenmiş ve edinilmiş değişikliklerin de evrimde rol oynadığını açıklığa kavuşturuyor. Jablonka ile Lamb, önce her kalıtım sistemini ayrıntılarıyla ele alıp daha sonra da tüm bu sistemlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğunu göstererek parçaları birleştiriyorlar.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Beyindeki Hayaletler

    Yazar: Sandra Blakeslee, V. S. Ramachandran
    Çevirmen: Levent Öztürk

    İnsan Zihninin Gizemlerine Doğru

    İki yüzyıldır süren araştırmalara rağmen, Yüzleri nasıl tanırız? Niçin ağlarız? Neden güleriz? Neden rüya görürüz? Neden müzik ve sanattan zevk alırız? gibi insan zihni konusundaki en temel sorulara cevap veremiyoruz. Çok daha büyük bir soru olan “Bilinç nedir?”in de hâlâ bir yanıtı yok. Ne var ki yeni deneysel yaklaşımlar ve görüntüleme tekniklerinin gelişimiyle birlikte insan beynine dair anlayışımız da yavaş yavaş değişmekte.

    Sinirbilimin Sherlock Holmes’u V. S. Ramachandran’ın bu kitabı, birçok nöroloji hastasının gerçek yaşam öykülerinden oluşuyor. Ramachandran; hayalet uzuvlar, beden imgesi ve benliğin aldatıcı doğasına dair bulgularından bahsettiği bu kitabının her bölümünde okuru şaşırtıyor, ve birbirinden ilginç vakalar üzerinden insan doğası ve zihninin bizden sakladığı bazı yönlerini aydınlatıyor.

    Omzunun üzerinden arkaya bakıp da kökeni hakkında sorular soran, bu kılsız ve çocuksu primatta kesinlikle tuhaf bir şey var. Daha da tuhafı, beynin başka beyinlerin nasıl çalıştığını keşfetmesi değil yalnızca, aynı zamanda kendi varlığıyla ilgili sorular da sormasıdır: Ben kimim? Ölümden sonra ne oluyor? Zihnimin kökeni beynimdeki sinir hücreleri mi? Eğer böyleyse, özgür iradenin amacı ne? İşte nörolojiyi büyüleyici yapan, bu soruların –beyin adeta kendini anlamak için mücadele etmektedir– özgün ve kendini yineleyen niteliğidir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dillerin Tarihi

    Yazar: Tore Janson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Dillerin nasıl doğduğu ya da ortadan kaybolduğu meselesi, o dilleri konuşan insanların yaşadıklarıyla yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle, dilleri tarihsel koşullar belirler. Öte yandan tarihsel olaylar da insanların konuştuğu dillerin yarattığı koşullara bağlıdır. Dolayısıyla tarih dillerden etkilenir, dillerse tarihin parçasıdır. Tore Janson, hem tarihsel dönemeçlere hem de coğrafi farklara atıfta bulunarak dillerin tarihteki rolünü ortaya koyuyor.
    Dillerin Tarihi dilbilim ile tarih disiplinleri arasında köprü kuran bir eser. Dünyanın kimi büyük dil bölgelerinin yanı sıra, dillerin tarihle ilişkisini gösteren ve daha az bilinen pek çok örnek de sunuyor.
    Tarih, antropoloji, siyaset bilimi, dilbilim ve yabancı dil öğrencilerinin ve bu konulara ilgili genel okurun faydalanabileceği Dillerin Tarihi, diller ile toplumlar arasındaki ilişkilere dair bir perspektif sunarken, şimdiki zaman ile geleceği değerlendirme konusunda da önemli ipuçları veriyor.

  • Boş Sayfa: İnsan Doğasının Modern İnkârı

    Yazar: Steven Pinker
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    İnsan Doğasının Modern İnkârı

    Dil ve zihin konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Steven Pinker, Boş Sayfa’da insan doğası tartışmasını ve bunun ahlaki, duygusal, siyasal renklerini irdeliyor. Kendine özgü bir mizah duygusuyla ele aldığı konular hakkındaki düşüncelerini berrak bir şekilde ifade eden Pinker, geçen yüzyılda birçok aydının kabul ettiği ve zihnin doğuştan gelen özellikler barındırmadığını söyleyen “boş sayfa” öğretisinin, “insanlık” dediğimiz ortak değerlerimizi ve bireysel tercihlerimizi inkâr ettiğini öne sürüyor. Pinker ayrıca, “boş sayfacıların” toplumsal sorunları nesnel bir şekilde çözümlemek yerine avutucu sloganlarla yetindiklerini; siyaset, şiddet, çocuk yetiştirme ve sanat anlayışlarımızı çarpıttığını savunuyor. Tarafların karşılıklı olarak birbirlerini suçladıkları “insan doğası” tartışmalarına soğukkanlılık ve akılcılık şırınga eden Pinker, bilim ve sağduyuya dayalı bir insan doğası anlayışını dürüstçe kabul etmenin önemini vurguluyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dilin Mimarisi

    Yazar: Noam Chomsky
    Çevirmen: İsa Kerem Bayırlı

    Noam Chomsky dil ve zihin konusunda en yaratıcı ve en çok yayın yapmış yazarlardan birisidir. Birçok kitap ve makale yazmış olmasının yanı sıra, bu konularda dünyanın çeşitli yerlerinde konuşmalar yapmış, bu konuşmalardan bazıları da kitap olarak yayımlanmıştır. Dilin Mimarisi Chomsky’nin Ocak 1996’da Delhi’de yaptığı bir konuşmanın ve onu izleyen soru-cevap bölümünün metninden oluşmaktadır.

    Chomsky, içerikçe son derece zengin bu konuşmasında, dille ilgili ilk çalışmalarından başlayıp Yetinmeci Çizgi’nin ortaya çıkışına kadar geçen zaman içindeki olayların tarihsel bir dökümünü sunuyor. Felsefi ve kavramsal konular ile teknik yenilikleri ve ampirik çalışmaları bir araya getiriyor. Ayrıca, dil yetisinin de içinde olduğu bilişsel sistemlerle ilgili mevcut çalışmaların dayandığı varsayımları açıklıyor ve araştırmaların ilerleyebileceği doğrultularla ilgili işaretleri ortaya koyuyor. Çağdaş üretici dilbilgisinin tarihini merak edenler bu konuşmayı son derece öğretici bulacaklar.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Görünmez Oyuncu

    Yazar: Lorna Marshall, Yoshi Oida
    Çevirmen: Özlem Turhal de Chiara

     

    Kabuki tiyatrosunda “aya bakmak” denilen ve oyuncunun işaret parmağıyla gökyüzünü gösterdiği bir hareket vardır. Bir oyuncu hayal edelim: Çok yeteneklidir; bu hareketi çok zarif bir şekilde yapar; seyirciyi, yaptığı hareketin güzelliğiyle büyüler, herkesi bu konudaki ustalığına hayran bırakır. Başka bir oyuncu hayal edelim: O da aynı hareketi yapar, ama seyirci hareketin zarafetinin farkına varmaz, ayı gösteren oyuncuyu değil, oyuncunun işaret ettiği ayı görür. Yoshi Oida’nın gönlü, seyirciye ayı göstermeyi başaran oyuncudan, yani “görünmez” olabilen oyuncudan yanadır. Geliştirdiği oyunculuk metodunun özü de budur.

    Oida’ya göre insanın bir görünen yüz vardır bir de içeride saklı olan başka bir yüz. Sadece yüzeyde görüneni eğitme yanlışına düşmemek gerekir. Oida; sahnede güzel bir vücut, kuvvetli bir sahne duruşu sergilemek istiyorsak benliğimizi de eğitmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Eğer iç dünyamız yeteri kadar beslenemiyorsa, güzel hareketlerin de, muhteşem ses tekniğinin de, zarif kostümlerin, etkileyici makyajların da bir anlamı olmayacaktır. İç olmadan dış hiçbir işe yaramaz.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İstanbul Haneleri

    Yazar: Alan Duben, Cem Behar
    Çevirmen: Nuray Mert

    Evlilik, Aile ve Doğurganlık 1880-1940

    Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul, birçok Batı Avrupa toplumunun 20. yüzyıl öncesindeki demografik özelliklerine sahipti. Doğurganlık oranı kırsal kesimin üçte biri, evlenme yaşı kırsal kesimden yaklaşık on yıl geçti. 1920’lere kadar İslam imparatorluğunun başkenti olan bir şehirde bu nasıl mümkün olabiliyordu?

    Alan Duben ve Cem Behar, 1880-1940 döneminin İstanbulunu ve İstanbullusunu evlilik, aile ve doğurganlık ilişkileri açısından ele alıyor; ulaştıkları rakamların işaret ettiği sosyal ve kültürel olayların güçlü değişimleri yansıttığını ortaya koyuyorlar. İstanbul Haneleri aile ve ev hayatı, toplumda kadının ve erkeğin yeri, aile hayatının Batılılaşması, evliliğin temellerinde yaşanan değişim, kuşak çatışması, doğum kontrolüne karşı sergilenen tutum ve uygulanan metotlar ile gündelik aile hayatına ilişkin daha birçok sosyal ve kültürel konuyu inceliyor. Yazarlara göre, aile, evlilik, kadın, çocuk ve gündelik hayat konusundaki düzen, 1840-1920 arasında yaşanan büyük siyasal ve kültürel dönüşümün odak noktası olmuştur. Ailede yaşanan değişim ve krizler, yeni bir uygarlık dünyasına geçişten kaynaklanan geniş çaplı dönüşüm krizinin bir uzantısıdır.

    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Batı Avrupa, Balkanlar ve Asya’dan gelen etkilerin karıştığı bir alan ve uygarlıkların buluşma noktası konumundaki İstanbul’u, bütün toplumun kimliğini yeniden şekillendiren sosyal ve kültürel değişimlerin sahnesi olarak değerlendiren Duben ve Behar’ın edebiyat eserlerinden gazete yazılarına, bireysel tanıklıklardan mahkeme kayıtlarına uzanan kapsamlı kaynakçası okuyucuya sağlam bir bilimsel perspektifin yanında ilginç ve sürükleyici bir öykü de sunuyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Japon Kültürü

    Yazar: Masakazu Yamazaki
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Japonlar ve Bireycilik

    Japonlar ve Japon kültürü pek çok etnik fıkraya konu olmuştur. Bu fıkralarda Japonlar gözlüklü, omuzlarına astıkları fotoğraf makineleriyle sağa sola koşuşturan bir turist grubu, topluluk önüne çıkınca yüzlerce defa özür dilemeden söze başlayamayan insanlar olarak betimlenmiştir. Japonya’da ve Japonya dışında, Japon kültürüyle ilgili kuramlar, Japonları övse de yerse de, şu ortak noktada buluşurlar: Japon kültürü, diğer kültürlerden çok farklı özelliklere sahiptir. Bu çalışmada Masakazu Yamazaki’nin niyeti, Japon kültürünün farklılığını ne vurgulamak ne de göz ardı etmek; sadece, Japon kültürünü, tüm insanlık kültürünün bir parçası olarak ele almak. Kitabın birinci kısmında Batı kültürü ile Japon kültürünün karşılaştırmasını yaparken; ikinci kısımda konuyu evrensel kültür kuramı açısından değerlendiriyor. Bu eser yalnızca Japon kültürünün anlaşılmasına yönelik değil; aynı zamanda kültürün de ne olduğu konusunda düşündürmeyi amaçlıyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Nanogelecek

    Yazar: J. Storrs Hall
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Nanoteknolojinin Yarını

    Sanayi devrimi, yaşam tarzımızı dönüştürdü; bireylerin ortalama ömrünü iki katına çıkardı ve bütünüyle küresel olan uygarlıkların doğuşunu mümkün kıldı. Peki, nanoteknolojinin etkisi bu gibi bir dönüşümle boy ölçüşebilecek büyüklükte midir; kimilerinin öne sürdüğü gibi ikinci bir sanayi devrimi olacak mıdır?

    Nanoteknoloji, şimdiden bünyesinde kayda değer icatlar barındırıyor, üstelik daha da fazlası kuramcıların laboratuvarlarında ve bilgisayarlarında hazır bekliyor. Biyolojik mekanizmaların becerilerini geleneksel mekanizmaların becerileriyle birleştirmek mümkün olabilir mi? Başka bir deyişle kendi kendilerine oluşan, kendilerini tamir eden, fabrikalar olmaksızın çoğalan ve tohumlardan filizlenen makinelerimiz olabilir mi? Yaşamın maharetini ve uyum gösterme yeteneğini, jumbo jetlerin gücünü, elektrikli motorların verimini, bilgisayarların şaşmazlığını bünyesinde barındıran bir teknolojiye sahip olabilir miyiz? Ne kadar dahice olursa olsun birtakım yeni icatların, küçük bir teknoloji dalını aşıp dünyayı değiştirip değiştiremeyeceğine nasıl karar verebiliriz? İşte Nanogelecek, bu soruların cevaplarını vermeye çalışıyor.

    J. Storrs Hall’a göre nanoteknoloji olgunlaştıkça, bugün yazılım dünyasında olduğu gibi, en çetin sorunların gerektirdiği muazzam çabalardan tasarruf etme imkânı fiziksel dünyada da söz konusu olacak. Uzayda yaşam mevcut teknolojiyle hem tehlikelidir hem de yanına yaklaşılmayacak kadar pahalı; fakat ileri nanoteknoloji sayesinde ucuz, kolay ve güvenli olacak.

    Yeteneklerimizi artırmak için benimsediğimiz teknolojiler bizi öngörmediğimiz boyutlarda değiştirmiştir. Bugünün kültürüyle yüzyıl öncesinin kültürünü karşılaştırırsak, artan ulaşım ve iletişim imkânları sayesinde, zihniyetimizin hatırı sayılır ölçüde daha evrensel bir hal aldığını görebiliriz. Afrika ovalarında taş yontan atalarımız sonuçta bizlere dönüşeceklerini bilmiyordu; keza bizler de nanoteknolojinin bizi nereye götüreceğini bilemeyiz. Homo erectus’la yer değiştirmek ister miydiniz? O kadar çok şey kazandık ki: Dil, sanat, bilim; bazıları bu listeye bilincin kendisini de ekler. Bugünküne kıyasla hayat o zamanlar daha sağlıksız, çok daha zalim ve kısaydı. Eğer olasılıkları kucaklar ve bunları hayata geçirmek için açık gözlerle ve açık zihinlerle çalışırsak, geleceğin getirebilecekleri karşısında da mevcut yaşamlarımız bir o kadar yoksul görünecek. Bu tamamen bir bakış açısı meselesi. Ya doğal yaşam alanımızdan çıktık, dünyayı hınca hınç doldurduk ve git gide azalan kaynaklar üzerinde savaşmak dışında umut edecek bir şeyimiz kalmadı diyebilirsiniz; ya da evrenin eşiğinde, gerçek zekâ çağının şafağında duruyoruz ve insanın macerası henüz başlıyor diyebiliriz. Seçim sizin.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Kültür ve Toplum

    Yazar: Jeffrey C. Alexander, Steven Seidman
    Çevirmen: Nuran Yavuz

    Güncel Tartışmalar

    Kültür ve toplum, karmaşık sorunlar içeren konulardır. Bu yüzden akademisyenler arasında kültüre yaklaşım bakımından farklılıklar vardır: Kültür, mantıksal olarak iç içe geçmiş bir simgeler kümesi midir, yoksa ulaşılmak istenen toplumsal nitelikleri dayatan bir değerler toplamı mıdır? Kültür, kutsal ve kutsal olmayan hakkında duygu yüklü simgelerden mi, yoksa öte dünyadaki kurtuluşa ilişkin metafiziksel fikirlerden mi müteşekkildir? Bu sorulara birbirinden farklı yanıtlar verilmiştir. Kültür, yalnızca belli bir ekolün, hatta belli bir disiplinin çerçevesi içinden incelenemeyecek kadar karmaşıktır. Antropoloji, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe, dilbilim, edebiyat çözümlemeleri, tüm bu disiplinlerin ayrı ayrı kültür ve toplumla ilgili çalışmalara önemli katkıları olmuştur.

    Kültür ve Toplum, günümüz sosyal bilimlerinde kültüre ilişkin mevcut belli başlı yaklaşımları çeşitli başlıklar altında tanıtmayı amaçlıyor. Bu konuda önde gelen sosyal bilimcilerin kültür ve toplum konularındaki çözümlemelerinden bir seçki sunuyor. Burada yer alan makaleler, kendilerine özgü yaklaşımlarıyla, kültürün ne oranda bağımsız olduğunu, toplum ile kültür arasındaki karşılıklı ilişkilerin nasıl kurulması gerektiğini, kültürün kilit unsurlarının neler olduğunu ve bu unsurların kendi aralarındaki ilişkileri sorguluyor.

    Bu derlemenin bir amacı da, kültür ve toplum konusundaki farklı savların her birinin hakikatin bir öğesini taşıdığını göstermektir. Kültürü, öznel anlama başvurmadan anlamamız mümkün değildir, ama kültürü toplumsal ve yapısal bir çerçeve içine almadan da anlayamayız. Toplumsal davranışı yorumlayabilmek için önce onun, kendi icadı olmayan kodları izlediğini kabul etmemiz gerekir; öte yandan, insanın yaratıcı gücünün her kültürel kod için değişken bir çevre yaratabildiğini de kabul etmeliyiz. Miras aldığımız metafizik idealar, modern kültürel yapılar için ayrıştırılamaz bir ağ oluşturur ve iktidar sahibi kesimler, kültürel yapıları, meşrulaştırıcı araçlara dönüştürmeye çalışırlar ve bunu da genellikle başarırlar.

  • Akılcı İyimser

    Yazar: Matt Ridley
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Refahın Evrimi

    Önce doğru bir saptamada bulunalım: Eğer dünya bu şekilde devam ederse tüm insanlık için felaket olur, diyen karamsarlar haklı. Eğer tüm ulaşım petrole bel bağlar ve petrol sıfırı tüketirse, o zaman ulaşım durur. Eğer tarım suni sulamaya tabi olmaya devam eder ve su havzaları tükenirse, ardından açlık gelir vs. Fakat burada bir koşuldan bahsedildiğine, “eğer” dendiğine dikkat edin. Ama dünyada işler sürekli olarak kötüye gitmeyecek.

    Bir milyar insanın yeterince gıda alamadığı, bir milyar insanın temiz suya erişemediği, bir milyar insanın okuma yazma bilmediği gerçeği karşısında duygusuz bir kayıtsızlık izlenimi bırakabilir benim bu iyimserliğim. Ama bence tam da dünyada hâlâ vicdan sahibi herhangi birinin isteyebileceğinden çok fazla acı ve yokluk olması yüzünden, hırslı bir iyimserlik ahlaken zorunludur.

    Bu kitapta akılcı bir iyimserliği savundum. Dünyada artık bir ağ örüldüğünü, fikirlerin hiç olmadığı kadar birbirleriyle gelişigüzel çiftleştiğini, yenilik hızının ikiye katlanacağını ve ekonomik evrimin XXI. yüzyıl yaşam standartlarını hayal edilmeyen yüksekliklere çıkarıp dünyanın en yoksul insanlarının bile ihtiyaçlarını ve arzularını karşılayacağını ileri sürdüm. Bu tür bir iyimserliğe hiç rağbet edilmediğini, fakat tarihe bakarsak felaketçi bir karamsarlıktan daha gerçekçi bir tavır olduğunu göreceğimizi söyledim.

    Ben akılcı bir iyimserim: Akılcıyım, çünkü bu iyimserliğe mizacım ya da içgüdülerim aracılığıyla değil, mevcut bulgulara bakarak ulaştım. İlerleyen sayfalarda sizi de akılcı iyimser yapmayı umuyorum. Akılcı iyimserim çünkü bir yerlerde birileri, insanların ihtiyaçlarına daha iyi hizmet edecek usullerin icadı için teşvik edildiği sürece, insan hayatının güzelleşmeye devam edeceğine inanıyorum.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Âdem’in Dili

    ,
    Yazar: Derek Bickerton
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    İnsan Lisanı Nasıl Yarattı, Lisan İnsanı Nasıl Yarattı

    Derek Bickerton, bugün sahip olduğumuz haliyle bir lisan yaratmak için biyolojinin ve kültürün nasıl bir etkileşim içine girmiş olabileceğini araştıran az sayıdaki kişiden birisidir. Bickerton “Sanırım bazı insanlar, gitgide zekâları artan atalarımızın bir gün uyanıp, o küçük zeki kafalarıyla lisanı doğaçlama icat ettiklerini düşünüyor hâlâ” diyor. Bickerton’a göre lisan evrimsel bir adaptasyondur, zira öyle olmak zorundadır; tıpkı dik yürümek, vücut kıllarının dökülmesi ya da kavrayıcı başparmaklar gibi. Fakat tam olarak ne tür bir evrim söz konusudur? İşte bu kitap bu soruya yanıt arıyor.

    Başta insan olmak üzere pek çok türün, ellerinden geldiği ölçüde çevre şartlarını kendi gereksinimlerine uydurduğu artık bilinen bir gerçek. Dil yetisi de, niş inşasının, yani çevresel şartları kendi gereksinimlerimize uydurmamızın bir parçası. Bickerton’a göre lisan, özgül bir nişten doğmuş ve gitgide daha incelikli nişler kurmamızı mümkün kılmıştır.

    En son araştırmalar göstermektedir ki atalarımız başlangıçta, büyük hayvanların leşleriyle besleniyordu ve öteki leşçillerle vahşi bir rekabete girişmişti. Bickerton’a göre bu rekabette başarıyı, ancak yeterli sayıda adam toplayarak yakalamış olmaları makul bir çıkarımdır. Bunu yapmanın tek yolu vardı; karıncaların ve arılarınki gibi bir hayvan iletişim sisteminin ötesine geçmek.

    O halde yaklaşık iki milyon yıl geriye gidelim ve nelerin gerçekleşmiş olabileceğine bir bakalım.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL

SOSYAL MEDYA

Twitter

  • RT @fburak1878: "Kamu" kelimesinin çoğunlukla "devlet" ile eşanlamlı kullanılan bir ülkede kıyıda köşede kalmış bir kitap https://t.co/f6z8…

  • RT @ayyucekizrak: @deeplearningtr Nils J. Nilson’ın “Yapay Zeka Geçmişi ve Geleceği” kitabından... https://t.co/zKeKCzvNFL

  • RT @ealpaydin: Yayına hazırlanmasında benim de katkı yaptığım, Nils Nilsson'un "Yapay Zeka: Geçmişi ve Geleceği" adlı kitap @bounyayın dan…

Instagram

GÜNCEL BİLİM

  • Kod Ekonomisi

    ,
    Yazar: Philip E. Auerswald

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Kırk Bin Yıllık Bir Tarih

    Taş Devri’nde kullanılan bir balta ile Julia Child’ın mayonez tarifi ve Burning Man festivalinin ortak noktası nedir? Hepsi de kodun işleyişine dair örneklerdir.

    “Kod” nedir? Neolitik dönemin basitliğinden modern devrin karmaşıklığına doğru evrilmiş olan insan medeniyetinin DNA’sıdır. Gelişimin “nasıl”ılır. Bir fikrin ürüne, tarifin yemeğe dönüşme şeklidir. Şehirlerin kurulduğu, sanayinin geliştiği süreçtir.

    Alfabenin icadından Blockchain’in ortaya çıkışına uzanan süreci sürükleyici bir öykü gibi sunmayı başaran Philip Auerswald, insanlık tarihini meydana getiren ana unsurun kodun gelişimi olduğunu belirtiyor. Yüzyıllar içinde kodun gelişiminde yaşanan bütün önemli aşamalar toplumun yapısında bir kırılma yaratırken, insanın eylemlerini olduğu kadar varoluşunu da yeniden şekillendirdi.

    Günümüzde bu aşamaların en yenisini yaşıyoruz. Kod Ekonomisi, kodun gelişimiyle birlikte çalışmanın doğasının ve insanlık deneyiminin bir kez daha değiştiğini ortaya koyuyor.

    Auerswald, günümüz ekonomisinde değerin nasıl yaratıldığına ve geleceğin ekonomisinin nasıl şekilleneceğine dair özgün bir çalışmaya imza atıyor.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Yapay Zekâ

    ,
    Yazar: Nils J. Nilsson

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Geçmişi ve Geleceği

    Yapay Zekâ (YZ) arayışında elli yıl boyunca yer aldım; bu elli yıl benim bütün meslek yaşantımı ve bu alanın bütün ömrünü kapsar. Bu arayışın başlangıcından bugününe kadar olan öyküsünü “içeriden birinin” anlatması bana iyi bir fikir gibi geldi. Aklımda üç tür okur var: Birincisi, bilimsel konulara meraklı ve YZ hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen okur topluluğu. İkinci grup ise, teknik ya da mesleki alanlarda çalışanlardan oluşuyor. Her iki okur zümresine de, kitapta karmaşık matematik formülleri ve bilgisayar jargonu olmayacağına, bol bol grafik sunacağıma, YZ programlarının ve tekniklerinin nasıl işlediğini berrak bir şekilde açıklamak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Üçüncü okur topluluğu, YZ araştırmacılarından, öğrencilerinden ve öğretmenlerinden oluşuyor. YZ’nin denediği, işe yaramış ya da yaramamış şeyleri bilmek, ayrıca tarihsel veya başka türlü bilgileri içeren sağlam bir kaynağa ulaşmak bu kesim için faydalı olacaktır. Bu alanın tarihini bilmek, bu alanda çalışanlar için önemli. Öncelikle, bir zamanlar keşfedilip sonra terk edilmiş olan pek çok fikir, teknolojik imkânların artmasıyla yaşam şansı bulabilir.

    Elinizdeki kitap, YZ’nin tarihini aşağı yukarı belli bir zaman sırası takip ederek anlatıyor. Kimi aktörleri ve olayları içermiyor olabilir, ama umuyorum ki hikâyem, YZ’nin başlıca fikirlerini, anlaşmazlıklarını, uygulamalarını, sınırlarını makul biçimde yansıtabiliyordur. Bu işte yer almış şahsiyetlerden ziyade fikirlere ve bunların nasıl hayat bulduğuna odaklandım. Bana kalırsa, YZ tarihini anlamak için, YZ programlarının gerçekte nasıl çalıştığını en azından genel hatlarıyla kavramak önemli.

    YZ’nin başlıca hedefi, yani aradığımız o büyük “ödül” nedir? Bana kalırsa Yapay Zekâ, insanların yapabildiği şeylerin çoğunu özellikle de “zekâ” gerektiren şeyleri yapan insan eseri araçlardır. YZ gelecekte pek çok alanda hayatımızda yer alacak gibi görünüyor. İnanıyorum ki günün birinde, YZ araştırmacıları bilinçli olduklarına herkesi inandıracak makineler inşa edebilecek. Bu hayalimizin gerçekleştiği zamanları hayal ederken bazı soruların zihnimizi kurcalamasına engel olamıyoruz: O günler geldiğinde, bu makinelerin bizlerle ve birbirleriyle savaşmasını olanaksız kılacak bir toplumsal düzen kurmayı başarabilecek miyiz? Hatta makineler için, sadece toplumsal açıdan kabul gören hedeflere hizmet etmenin ne anlama geldiğini tanımlamış olacak mıyız? Bu ve benzeri endişeleri hem bilgisayar bilimcileri hem de hümanistler taşıyor. Gelecekte yazarlar, bu maceranın öyküsünü anlatmayı hiç şüphesiz sürdürecek. Günün birinde bu yazarlardan biri, Aristoteles’in düşüncelerinden yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, “ya bizim emrimizde ya da ihtiyaç halinde kendi işini icra eden” araçlarımızın olduğunu yazabilecek.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Yerçekimi

    Yazar: Nicholas Mee
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Kozmik Kodu Kırmak

    Yerçekimi: Kozmik Kodu Kırmak, Büyük Patlama’dan galksimizin merkezindeki süperkütleli kara deliğe kadar her şeyi anlama ve anlatma çabası içinde bir kitap. Okurlarını kadim astronomiden başlayıp günümüzün en ileri fikirlerine doğru bir gezintiye çıkarıyor. Nicholas Mee, zor konuları harika bir anlatımla bizlere anlatmak gibi güç bir işi başarıyor. Bu kitapta, bugün bildiğimiz biçimiyle Kozmosun resmini oluşturan Kepler, Newton, Einstein ve Hawking gibi çeşitli bilim insanlarının hikâyeleriyle birlikte bize evrendeki yerimizi nasıl keşfettiğimizin tarihini bulacaksınız.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Fen Öğretimi

    Yazar: Michael R. Matthews
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bilim Tarihinin ve Felsefesinin Katkısı

    Fen öğretmenlerinin ders verdikleri konunun tarihini ve felsefesini bilmesi neden gereklidir? Bu bilgi fen öğretimini hangi yönden zenginleştirir ve öğrencinin bu konuda heyecan duymasını nasıl sağlar? Fen Öğretimi, bu sorulara ayrıntılı yanıtlar sunuyor.

    Fen eğitimi alanındaki teorik, müfredata ilişkin ve pedogojik meseleleri ele alan kitapta, bilim tarihi ve felsefesinin söz konusu meselelerin çözümüne nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

    Elinizdeki kitabın tarihsel perspektifi öğrencilere, öğretmenlere ve araştırmacılara bilimsel bilginin kaynaklarını anlatırken, felsefe, metafizik, matematik gibi alanlarla ve Avrupa Aydınlanması gibi toplumsal gelişmelerle ilişkisini de aktarıyor. Yapılandırmacılık, dünya görüşleriyle bilim ilişkisi, çokkültürlü fen eğitimi, sorgulayıcı öğretim, değerler ve öğretmen eğitimi hakkında ayrıntılı argümanları geniş bir alanyazına referans vererek bir araya getiren Fen Öğretimi, bu alandaki eğitimciler ve öğrenciler için sağlam bir kaynak.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Merak Çağı

    ,
    Yazar: Richard Holmes
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Romantik Dönem Kuşağı Bilimin Güzelliğini ve Dehşetini Nasıl Keşfetti?

    Merak Çağı on sekizinci yüzyılın sonunda Britanya’yı kasıp kavuran ve bilime Romantik bir ufuk açan İkinci Bilimsel Devrime dair bir anlatı.
    On yedinci yüzyılda gerçekleşmiş olan Birinci Bilim Devrimi çoğunlukla Newton, Hooke, Locke ve Descartes’la ve Londra’da Kraliyet Cemiyeti’nin, Paris’te de Bilimler Akademisi’nin neredeyse aynı zamanda kuruluşuyla bağdaştırılır. İkinci devrim ise öncelikle astronomi ve kimya alanlarındaki bir dizi büyük buluştan ilham almıştı. On sekizinci yüzyıl Aydınlanma akılcılığından doğan, fakat bilimsel çalışmalara keşif yapma idealini katarak onu dönüştüren bir hareketti.
    Richard Holmes’un Merak Çağı dediği zaman aralığı simgesel olarak, iki ünlü keşif yolculuğuyla belirlenmiştir. Bunlar, Kaptan James Cook’un Endeavour’la dünyanın çevresini ilk kez dolaştığı yolculuk (1768) ile Charles Darwin’in Beagle’la Galapagos adalarına yaptığı yolculuktur (1831). Astronom William Herschel ve kimyager Humphry Davy bu döneme keşifleriyle damga vurmuştu. Kitapta başka şahsiyetler de yer alıyor; Romantik dönemin ruhuna özgü bilimsel girişimlerden ve balon yolculuğu, keşifler, hayalet avcılığı gibi heyecanlı serüvenlere dair birçok olaydan söz ediliyor.
    Romantizm genellikle bilimin düşmanı sayılır: Romantik öznellik ile bilimsel nesnellik idealleri birbiriyle bağdaşmaz bir karşıtlık olarak görülür. Richard Holmes durumun her zaman böyle olmadığı ya da bu terimlerin birbirini dışlamadığı görüşünde. Merak kavramının, bir zamanlar öznellik ile nesnelliği birleştirdiğini savunuyor.
    Richard Holmes, bilim kültürünü sürdürmemizde üç şeye gereksinim duyduğumuza dikkat çekiyor: Kişisel merak duygusu, umudun gücü, dünyanın geleceğine dair canlı ama sorgulayan bir inanç.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Borges ve Bellek

    ,
    Yazar: Rodrigo Quian Quiroga
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    İnsan Beyniyle Karşılaşmalar

    Sinirbilim uzmanı Rodrigo Quian Quiroga, belleğin bilişsel yapısı konusundaki araştırmalarını Jorge Luis Borges’in çeşitli öykülerinde bellek üzerine giriştiği edebi keşiflerle ilişkilendiriyor. Bu öykülerin başında “Bellek Funes” geliyor. Öykünün kahramanı Funes, yaşadığı her şeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlayan, daha doğrusu hiçbir şeyi unutamayan biridir, ama algıladıklarını soyutlayıp kavramlara ulaşamaz. Oysa belleğin işleyişi bunu gerektirir: Beyindeki belli nöronlar somut ayrıntıları göz ardı ederek ve soyut kavramlara tepki vererek belleği oluştururlar. Bu nöronların algıladığımız şeyleri uzun süreli belleğe dönüştürme konusunda kilit bir rol oynadıklarını araştırmalarında ortaya koyan Quiroga, aksi takdirde sonumuzun Funes gibi olacağını belirtiyor.

    Borges ve Bellek bizi sinirbilim çalışmaları, “olağanüstü beleğe sahip” kişilerin yaşamöyküleri, beynin anatomisi, görme mekanizmasına ilişkin çağdaş kuramlar, Borges’le aynı konulara eğilmiş William James, Gustav Spiller, John Stuart Mill gibi düşünürler arasında renkli bir yolculuğa çıkarıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Sicim Teorisi Hakkında Küçük Bir Kitap

    Yazar: Steven S. Gubser
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Sicim teorisi şimdilik bir muamma. Medya bu kuramla, bilimin diğer alanlarının çoğundan daha fazla ilgileniyor. Bir de, bu teoriyle uğraşılmaması görüşünü savunanlar var; bunlar sicim teorisinin etkisinin yayılmasından şikayet ediyor, teorinin kazanımlarını ampirik bilimle ilgisi yok diye ellerinin tersiyle itiyorlar.

    Sicim teorisinin iddiası özetle, bütün maddeleri meydana getiren temel nesnelerin parçacık değil de birer sicim olduğudur. Sicim paket lastiği gibi bir şeydir, ama çok ince ve çok güçlüdür. Örneğin elektronun aslında bir sicim olduğu söylenir; bugüne kadar geliştirdiğimiz en ileri parçacık hızlandırıcılarıyla bile inceleyemeyeceğimiz kadar minik bir mesafede titreşmekte ve dönmektedir elektron sicimi. Sicim teorisinin bazı versiyonlarına göre elektron kapalı bir sicim halkasıdır. Bazılarında da iki ucu olan bir sicim parçasıdır.

    “Her şeyin teorisi” de denilen sicim teorisi, doğanın bütün temel kuvvetlerini açıklama arayışında. Yerçekimi ve kuantum mekaniğini tek bir birleşik kuram içinde toplama amacında. Giriş niteliğindeki bu kitapta Steven S. Gubser, yalın bir dille ve çok az matematik kullanarak teorinin temel fikirlerini anlatıyor. Ayrıca teorinin gerektirdiği garip nesneler üzerine düşüncelerini de bizimle paylaşıyor. Sicim teorisi ciddiye alınmaya değer mi, abartılmış mı, haksız yere kötülenmiş mi gibi sorulara yanıt arıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Hayal Gücü: Yaratıcılığın Sırrı Nedir?

    Yazar: Jonah Lehrer
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    Yaratıcılığın Sırrı Nedir?

    En önemli zihinsel yeteneğimiz “var olmayanı hayal etme” kabiliyetidir. Bu yeteneği bir ön kabul olarak alır ve hiç üzerine düşünmeyiz, oysa yaşamlarımızı tanımlayan şey yaratıcılığımızdır. Radyodaki pop şarkıları, cebinizdeki elektronik cihaz, duvardaki sanat eseri, penceredeki klima, ecza dolabındaki ilaç, üzerinde oturduğunuz koltuk ve elinizdeki kitap.

    İnsanın hayal gücünün açık öncülleri yoktur. İnsan korteksinde genişlemiş bir yaratıcılık modülü ya da diğer primatlarda bariz olan bir proto-yaratıcı itki yoktur. Maymunlar resim yapmaz, şempanzeler şiir yazmaz; sorun çözebileceği yönünde herhangi bir işaret veren hayvanların sayısı çok azdır. Başka bir deyişle, yaratıcılığın doğuşu diğer içgörüler gibi olmuştur, yani kaynağı belirsizdir.

    Neden bazı şehirler icat veya sanat merkezidir? Sınıfta hangi tür teknikler çocukların yaratıcılığını artırır? İnternet hayal gücümüzü besler mi, köreltir mi? Görünüşte alakasız etkenlerin (örneğin duvarın renginin ya da bir işyerinde tuvaletin konumunun) yaratıcı üretim üzerinde çarpıcı bir etkisi var mıdır? Hayal Gücü’nde bütün bu soruların yanıtları aranıyor.

    Yaratıcılık öbür dünyaya ait bir şey ya da sanatçılara, mucitlere ve diğer “yaratıcı tipler”e özgü bir süreç olarak görülmemelidir. Neticede, insan zihni, işleyiş sisteminin ayrılmaz bir parçası olan yaratıcı bir itkiye sahiptir. Beyin her saniye otomatik olarak yeni çağrışımlar kurar, sürekli sıradan bir x’i beklenmedik bir y’ye bağlar. İşte bu kitap bunun nasıl olduğunu ele alıyor; nasıl hayal ettiğimizin hikâyesi anlatıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Bir Laboratuvar

    Yazar: Reşit Canbeyli

    YÖK’ün Gölgesinde, Bilim Tarihi Işığında

    Üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, günümüzün en ileri teknikleri kullanılsa ve hatta geleceğin teknolojileri yaratılsa da, her birinin geçmişle bir bağı ve geçmişe bir borcu vardır. Dolayısıyla her laboratuvarın içinden doğrudan ya da dolaylı olarak bilim tarihi geçer.

    Reşit Canbeyli bu kitapta, birbirine sarmalanmış üç ana konuyu: bilim tarihi bağlamında laboratuvarları ve deneycilik geleneğini, kendi laboratuvarının kuruluşunu ve kişisel öyküsünü anlatıyor. Ülkemizde ve dünyada bilimin yapılış biçimini ve laboratuvarların işleyişini kitabının odağına alarak Türk bilim tarihine bir not düşüyor. Onun laboratuvarının içinden sadece bilim tarihi geçmiyor aynı zamada 12 Eylül rejiminin yarattığı YÖK de geçiyor.

    Bir Laboratuvar, bilimle uğraşmanın yalnızca başkalarının yaptıklarını aktarıp özetlemekten ibaret olamayacağını; bilimin düz bir çizgide, yanlışlara düşmeden yapılan, coşkusuz ve bütünüyle duygulardan yoksun bir faaliyet olarak görülemeyeceğini savunuyor. Genç bilimcilere bilim heyecanını, tutkusunu ve hatta kuşkusunu aşılamakta laboratuvarların önemini vurguluyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Belleğin Peşinde

    Yazar: Eric R.Kandel
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Yeni Bir Zihin Biliminin Doğuşu

    Zihin dünyamızı bir bütün kılan, belleğimizdir. Bizi biz yapan, öğrendiklerimiz ve hatırladıklarımızdır. Beyin anıları nasıl yaratır? Nobel ödüllü bilimci Eric R. Kandel Belleğin Peşinde'de, zihin biliminin tarihi ile belleği anlama konusundaki bireysel merakının öyküsünü birleştiriyor. Bilişsel psikoloji, sinirbilimi ve moleküler biyolojiyi bir araya getiren zihin bilimi, farklı ülkelerden bilimcilerin sordukları sorular ve attıkları adımlarla şekillenmiş yeni ve güçlü bir bilim dalı.

    Belleğin beyindeki nöron devrelerine nasıl işlendiğini ortaya koyarak zihin bilimi alanında çığır açan Kandel, çalışmalarına ilham veren ve onu yönlendiren bilim insanlarının çalışmalarını anlatısına katarak, 20. yüzyılın zihin araştırmalarının geniş bir özetini de sunuyor.

    Anılar ile tarihi, modern biyoloji ile davranış araştırmalarını sürükleyici bir anlatımla işleyen Belleğin Peşinde, Kandel'in Nazi işgali altındaki Viyana'da geçen çocukluk günlerinden başlayıp, 20. yüzyılın önde gelen bilimcileriyle birlikte başardığı keşiflere yol alıyor. Kandel hem bireysel hem de bilimsel hayatında belleğin izinden giderken, okuru da bilimin renkli ve sürprizli dünyasıyla buluşturuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Objective C ile Mobil Programlamaya Giriş

    ,
    Yazar: Olcay Taner Yıldız

    Bu çalışma, bilgisayar mühendisliği eğitimi veren birçok üniversitede seçmeli ders olarak okutulan Mobil Programcılığa Giriş dersi için tasarlanmıştır. Kitabın birinci bölümünde kısa bir şekilde Objective C programlama dili tanıtılmakta; ardından ikinci bölümden onuncu bölüme kadar Objective C teknolojileri tanıtılıp uygulamalarıyla birlikte işlenmektedir. Her bölümde önce uygulamanın konusunun ve kullanılacak teknolojilerin tanıtıldığı bir giriş kısmı verilmektedir. İkinci kısımda ise uygulamanın arayüzünün nasıl oluşturulduğu şekillerle okuyucuya anlatılmaktadır. Üçüncü kısımda kullanılacak Objective C teknolojileri (bazı durumlarda küçük ölçekli örneklerle) tanıtılmaktadır. Son olarak, dördüncü kısımda uygulamanın tüm sınıflarının Objective C kodları gösterilmektedir; bu şekilde öğrencinin IOS teknolojilerinin sadece kodlarını değil aynı zamanda gerçek hayattan alınan problemler üzerinde nasıl uygulandığını da görmesi sağlanmaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Android ile Mobil Programlamaya Giriş

    Yazar: Olcay Taner Yıldız

    Bu çalışma, bilgisayar mühendisliği eğitimi veren birçok üniversitede seçmeli ders olarak okutulan Mobil Programcılığa Giriş dersi için tasarlanmıştır. Kitabın birinci bölümünde kısa bir şekilde Java programlama dili hatırlatılmakta, ardından ikinci bölümden 11. Bölüme kadar Android teknolojileri tanıtılıp uygulamalarıyla birlikte işlenmektedir. Her bölümde önce uygulamanın konusunun ve kullanılacak teknolojilerin tanıtıldığı bir giriş kısmı verilmektedir. İkinci kısımda ise uygulamanın arayüzünün nasıl oluşturulduğu okuyucuya anlatılmaktadır.

    Android işletim sisteminde arayüz temel olarak xml dosyaları ile oluşturulmaktadır. Gerek bu xml dosyaları gerekse arayüzün hali bu ikinci kısımda gösterilmektedir. Üçüncü kısımda uygulamanın sınıf şeması okuyucuya verilmektedir. Bu kısımdaki amaç, uygulamayı oluşturan sınıfları genel olarak tanıtmaktır. Dördüncü kısımda bu bölümde kullanılacak Android teknolojileri tanıtılmaktadır. Son olarak, beşinci kısımda uygulamanın tüm sınıflarının Java kodları gösterilmektedir; bu şekilde öğrencinin Android teknolojilerinin sadece kodlarını değil aynı zamanda gerçek hayattan alınan problemler üzerinde nasıl uygulandığını da görmesi sağlanmaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL

TARİH

  • Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi

    ,
    Yazar: Barbara D. Metcalf, Thomas R. Metcalf
    Çevirmen: Zeynep Hale Akman

    Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi, Hindistan’ın hikâyesini Babürlüler döneminden başlayarak, Britanya Hindistanı olarak bilindiği sömürge dönemine, 1947’de Hindistan ve Pakistan adında iki bağımsız ülkeye bölünmesine ve dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiği günümüze kadar anlatıyor.
    Hindistan’ın tarihini oldukça kapsayıcı bir şekilde ve gerçeklere olabildiğince sadık kalarak ele alan Barbara ve Thomas Metcalf’ın çalışması, toplumun geniş kesimlerini (kadınlar, azınlıklar, mülksüzler) kapsamakla kalmıyor, aynı zamanda yerel deneyimle şekillenmiş alternatif tarihsel anlatılara da yer veriyor ve modern dünyanın milliyetçilikle biçimlendirilmiş tarihsel anlatılarını sorguluyor.
    Temelde politik bir mesele olan Hindistan “tasavvuru”na ve ülkeyi zaman içinde bütünüyle değiştiren kurumlara odaklanan yazarlar, siyasi yapı ve vizyonla etkileşim halinde şekillenen toplumsal değişimleri ve kültürel değerleri ortaya koyuyor.
    Okurun bahsedilen dönemleri zihninde canlandırabilmesi ve Hindistan coğrafyasına aşinalık kazanabilmesi için fotoğraf ve haritalardan yararlanılıyor.
    Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi, ilk baskısını yaptığı 2001 yılından beri alanında bir klasik kabul edilmektedir. Kitabın bu üçüncü edisyonuna eklenen son bölümde geçtiğimiz yirmi yıldaki önemli gelişmeler, Hindistan’ın yüksek teknolojiye dayalı endüstrisinin yükselişi ve halen çözüm getirilememiş olan yoksulluk gibi olgular ve çeşitli siyasi huzursuzluklar da incelemeye dahil edilmiş.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Mare Nostrum

    Yazar: Erhan Berat Fındıklı

    Mussolini Dönemi’nde Türkiye’de İtalyan Mimarlar, Arkeologlar ve Seyyahlar (1922-1943)

    Mare Nostrum, Mussolini Dönemi’nde Erken Cumhuriyet Türkiyesiyle temas kurmuş farklı meslek gruplarından İtalyanların, benlik ve öteki kurgularını, kimlik inşa süreçlerini, ulusal ve uluslar-ötesi referans sistemini, kent, mekân, toplum, tarih ve mimarlık algılarını, içinde bulundukları profesyonel, ideolojik, toplumsal, bireysel/duygusal bağlamla ilgili üretmiş oldukları söylem, kavram ve imge dağarcığını eleştirel söylem analizi aracılığıyla açımlıyor ve sorunsallaştırıyor.
    Yazar, Mussollini İtalya’sı ve Kemalist Türkiye arasındaki çok katmanlı ilişkiler ağını, mimarlık tarihinden kültür ve mekân sosyolojisine, toplumsal tarihten post-kolonyal çalışmalara varıncaya kadar geniş bir yelpazede disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor. Bu çalışma Türk-İtalyan ilişikleri alanında önemli bir boşluğu doldurduğu gibi yapılacak yeni çalışmalar için de bir zemin oluşturuyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Osmanlı’yı Tahayyül Etmek

    ,
    Yazar: Halim Kara

    Tarihsel Romanda Fatih Temsilleri

    Osmanlı’yı Tahayyül Etmek: Tarihsel Romanda Fatih Temsilleri, Cumhuriyet’ten günümüze dek tarihsel romanlarda Fatih Sultan Mehmet’in edebi temsilleri çerçevesinde Osmanlı geçmişinin nasıl anlatıldığının izlerini sürüyor. Edebi bir karakter olarak Fatih’in metinleştirilmesi üzerinden Türkiye’de edebiyat ürünlerinin politik ve toplumsal işlevinden tarihsel roman algısına, kolektif hafızanın inşasından resmî tarihyazımına, Osmanlı geçmişinin algılanışından yeni bir milli hafıza kurulmasına ve modern ulusun tahayyülünden milli kimliğin oluşturulmasına kadar birçok sorun hakkında verdiği önemli ipuçlarının bir analizini yapmayı deniyor. Böylece Türkçe edebiyatta Osmanlı’nın geçmişi algısının tezahürleriyle birlikte tarihsel roman yazımının serüvenini tarihsel ve kültürel bir bağlamda tartışmaya açıyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • İspanya’nın Kısa Tarihi

    Yazar: William D. Phillips Jr , Carla Rahn Phillips
    Çevirmen: Tuna Erkmen

     

    İspanya farklı unsurlar barındıran nüfus yapısı ve Avrupa dışındaki uygarlıklarla yakın ilişkileri bakımından Avrupa’nın geri kalanından farklıdır. Bu kitap, İspanya’nın uzun ve karmaşık tarihi hakkında yararlı bir giriş sunarak İspanya’nın farklılığını anlamamıza yardımcı oluyor.

    İlk bölümlerde, göç dalgalarının İspanya’nın nüfus yapısının yanı sıra siyasi ve sosyal karakterini nasıl şekillendirdiği ele alınıyor. Örneğin ortaçağ İspanyası, Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi cemaatlerin bir arada yaşadığı benzersiz bir geçmişi sergilemekteydi. Aynı zamanda, Hıristiyan ve İslami siyasi güçler arasında yüzyıllarca süren çatışmalar her iki tarafı da kaçınılmaz olarak dinsel aşırılıklara sürüklemişti. Ortaçağın sonunda zafere ulaşan Hıristiyan krallığının dinî kimliği, İspanya’daki yaşamın her yönüne nüfuz etmişti. Dinsel kimliğe ve ona karşı görüşlere ilişkin izler bugün bile varlığını sürdürmektedir ve bu nokta hesaba katılmadan İspanya tarihi anlaşılamaz.

    Kitapta ele alınan bir başka tema ise iktidar mücadelesidir. Modern dönemin başlarında önce Habsburg hanedanı ve ardından gelen Bourbonlar dünyanın bu ilk küresel imparatorluğunu yönetmişlerdi. Bu süreçte, İspanyol bürokrasisi dünyanın her yerinde baş gösteren sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Bunlar küreselleşmenin getireceği yeni zorlukların habercisiydi. 1650’ye gelindiğinde İspanya Avrupa’daki egemen güç konumunu rakiplerine kaptırdı, ama imparatorluk XIX. yüzyıl başlarına kadar varlığını sürdürmeyi bildi. İspanya’nın geçmişte küresel bir güç olmasının bıraktığı izler bugün bile İspanyol siyasi hayatının renklerini oluşturmaya devam etmektedir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Rusya’nın Kısa Tarihi

    Yazar: Paul Bushkovitch
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    20. yüzyılın büyük bölümünde bir ülkeden çok sosyalizm fikrinin temsili olarak görülen Rusya, siyaseti, ekonomisi ve kültürü hakkında önemli tartışmalar yapılmasına karşın, pek çok açıdan kapalı kutuydu. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Rusya’da tarihle ilgili çok sayıda yayını gün yüzüne çıkardı. Bugün Rusya tarihi Sovyet deneyimiyle sona ermeyen bin yıllık bir dönem sayılıyor. Rusya’nın 1917’den önceki ve sonraki tarihini her yönüyle içeren Rusya’nın Kısa Tarihi pek çok farklı unsurun harmanı olan Rusya’yı bir tablo gibi önümüze seriyor.

    Rusya tarihini 9. yüzyıldan alarak günümüzdeki gelişmelere dek inceleyen Paul Bushkovitch, Rusya’nın yalnızca siyasi tarihini değil, edebiyat, sanat ve bilim alanlarındaki serüvenini de sunuyor. Farklı alanlardan tanınmış şahsiyetleri yaşadıkları dönem içinde tanıtan kitap ayrıca Rus halkının kökeninden Ortodoks inancının etkilerine, asırlar içinde değişen gündelik yaşam alışkanlıklarından toplumsal hareketlere kadar sayısız konuda fikir veriyor.

    Rusya’nın Kısa Tarihi, Rusya’yı anlamak ve Rus halkının tarihini öğrenmek için temel bir eser niteliğinde.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Fransa’nın Kısa Tarihi

    ,
    Yazar: Roger Price
    Çevirmen: Özkan Akpınar

    Ortaçağdan günümüze, Charlemagne’dan Chirac’a kadarki geniş bir dönemi kuşatan ve Fransa tarihi konusunda sarih ve kapsamlı bir rehber olan bu kitap, Fransa’nın bir devlet olarak tarih sahnesinde belirişinin ve sahip olduğu otoritenin genişleyip yayılmasının mahiyetini ve sebeplerini açıklamaya çalışıyor; bunu yaparken de, devlet ve toplum arasındaki kesintisiz etkileşime odaklanıyor.

    Fransa’nın Kısa Tarihi, ele aldığı her bölümünde, ekonomik ve toplumsal yapıların yanı sıra siyasal sorunların gelişim sürecini de ortaya koymaya çalışıyor. Devlet ve toplum ilişkileri, savaşların etkileri, siyasal güç sahipleri ve onların bu güçlerini nasıl kullandığı gibi pek çok canalıcı meseleye değiniyor. Philip Augustus, IV. Henri, XIV. Louis, Robespierre, Napoleon, de Gaulle gibi Fransa tarihinin önemli şahsiyetleri kadar sosyal tarihçilerin konu edindikleri sıradan insanlar, sosyal yapılar, inançlar ve ekonomik faaliyetler de bu kısa tarih içinde kendine yer buluyor.

  • A Bosporus Adventure

    Yazar: Mary Mills Patrick

    A Bosporus Adventure is a history of the Woman's College at Constantinople by a former president. Mary Mills Patrick was born 10 March 1850 in Canterbury, New Hampshire to John & Harriet (White) Patrick. She graduated from the Lyons Collegiate Institute in Lyons, Iowa, in 1869. In 1871, by appointment of the American Board of Commissioners for Foreign Missions, she became a teacher in a mission school in Erzurum. In her four years there Patrick learned ancient and modern Armenian. In 1875 she was transferred to the American High School for Girls in Üsküdar, and she became principal of the school in 1889. During her summers she lived in Greek villages. She thus was able to add Greek and Turkish to her repertoire of languages. After a study furlough in the United States she received a master’s degree from the University of Iowa in 1890. In that year, after much planning and the securing of a charter from the Commonwealth of Massachusetts, the American High School became the American College for Girls at Constantinople, later known as Constantinople Woman’s College. Patrick served as president of the college from its opening. Her summer studies at the Universities of Heidelberg, Zürich, Berlin, Leipzig, Paris, and Oxford resulted in a Ph.D. from the University of Bern, Switzerland, in 1897. Her dissertation was published in 1899 as Sextus Empiricus and Greek Scepticism. When the college was destroyed by fire in 1905, a new site was acquired in Arnavutköyü on the European side of the Bosporus. A new charter in 1908 ended the college’s ties to the mission board, and in 1914 the new campus was occupied. Patrick kept the school open through the Balkan Wars, the Turkish revolution, and World War I, and through those changes it evolved from a school primarily for minority Greek, Armenian, and Bulgarian Christian women into a leading centre of higher education for Turkish women. She remained president until her retirement in 1924, after which she moved back to the United States. The American College for Girls later affiliated with nearby Robert College for men.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İmparatorluğun Bedeli

    Yazar: Nadir Özbek

    Osmanlı'da Vergi, Siyaset ve Toplumsal Adalet (1839-1908)

    19. yüzyılın başında dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı mali krizin temel nedeni, taşrada toplanan vergilerin önemli bir bölümünün aracıların elinde kalmasıydı. Reform adımlarıyla artırılan vergi geliri sayesinde İmparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na kadar ayakta tutuldu. Bu nedenle, 19. yüzyılda Osmanlı merkezî yönetiminin vergi gelirlerini nasıl artırabildiği sorusu önem taşıyor.

    Çalışmasında bu soruya yanıt arayan Nadir Özbek, reformların ve mali merkezileşme sürecinin merkezî hazineye giren vergi gelirlerini nasıl artırdığını gösterirken, bu sürecin toplumsal ve siyasal bedelinin de bir hayli ağır olduğunu gözler önüne seriyor. Halk üzerindeki baskının artmasının siyasi rejimin meşruiyetini sorgulattığını, vergi rejiminin eşitlik ve adaletten uzak olmasının İmparatorluğun birçok bölgesindeki milliyetçi hareketlere ivme kazandığını vurgulayan çalışma, önce Rumeli’de, sonra Doğu Anadolu’da patlak veren Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeni sorunlarının ardında vergi meselesinin de olduğunu ortaya koyuyor.

    19. yüzyıl Osmanlı toplumunda bölüşüm ilişkileri, vergi adaleti, siyasal ve toplumsal meşruiyet, vergi tahsil kurumu ve pratikleri, iltizam sisteminin dönüşümü, vergi tahsilatının askerî niteliği, baskı ve şiddet boyutu gibi konuları ele alan İmparatorluğun Bedeli, modernleşme olarak tanımlanan reformların, Osmanlı toplumunu oluşturan halklara nasıl bir bedel ödettiğini, gündelik hayatın somutluğu içinde inceliyor.

     

    Şevket Pamuk

    Osmanlı’nın son döneminin can alıcı konularından birini büyük ustalıkla ele alan Özbek’in çalışması hem tarih meraklıları hem de profesyonel tarihçiler için önemli ve okunması gereken bir eser.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Yunanistan’ın Kısa Tarihi

    Yazar: Richard Clogg
    Çevirmen: Dilek Şendil

     

    1830’da bağımsızlığını kazanan Yunanistan’ın tarihine Ortodoks Hıristiyanlık ve Osmanlı yönetimi büyük ölçüde damgasını vurmuştur. 1981 yılında Avrupa Topluluğu üyeliğine alınan ilk Doğu Avrupa ülkesi olmuştur. Yunanlar bir diaspora halkıdır; Osmanlı yönetimi sırasında gelişen göç hareketleri günümüze kadar sürmüştür. Yunan devleti ortaya çıkmadan önce, on sekizinci yüzyılın sonlarında, Yunan tüccarlar Doğu Akdeniz’de, Balkanlar’da ve Hindistan gibi uzak yerlerde bir ticaret imparatorluğu kurmuşlardı. On dokuzuncu yüzyılda göçlerin yönü Mısır’a, Rusya’nın güneyine; yüzyılın sonlarındaysa Amerika Birleşik Devletleri’ne, Kanada’ya ve Avustralya’ya doğru gelişti. Bu etmenler, hem Balkan, hem Akdenizli, hem de Avrupalı olan, Osmanlı’dan da izler taşıyan bir ülkenin tarihini daha da ilginç kılmaktadır. Yunanistan’ın Kısa Tarihi, ulusal hareketin ilk kıpırdanmalarının başladığı on sekizinci yüzyıl sonlarından bugüne dek modern Yunanistan’ın tarihine kısa bir giriş sunmaktadır. Halen yaşanan ekonomik kriz ülke tarihinde bir dönüm noktasına işaret etmektedir.

    Kitabın sonunda, bugünün siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelerinin de incelendiği bir bölümle birlikte tablolar, haritalar, fotoğraflar ve okuma önerilerini içeren bir listede de yer almakta.

    Kitap, Helen kültürünü konu alan en iyi kitap olarak Runciman Ödülü’nü aldı ve on iki dile çevrildi.

     

  • A Bridge of Culture

    Yazar: John Freely

    How An American College in Istanbul Became A Turkish University

    During the 38 years of its existence Boğaziçi University has perpetuated the cultural traditions it inherited from Robert College, and it is generally considered to be one of the top undergraduate institutions in the world, with outstanding graduate programs in most fields other than medicine and law. Though it is a Turkish state university, the language of instruction in almost all courses is English; the majority of its faculty have doctorates from American universities and most of its outstanding students go on to do graduate studies at universities in the U. S. Our students come from every province of Turkey and from more than sixty other countries, for Boğaziçi University is a cultural beacon that shines across national boundaries and internal political divisions, distinguished by the diversity of its student body and faculty and its tolerance of ethnic, religious, and cultural differences. And so my book will examine the ways in which Robert College and Boğaziçi University have been a bridge of culture between what orientalists have called East and West.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı

    ,
    Yazar: Engin Bermek

     

    Dünyadaki ilk örneklerinden yaklaşık 400 yıl sonra, 1994’te kurulan Türkiye Bilimler Akademisi, evrensel akademik değerler, ilkeler doğrultusunda şekillenmiş bir kurum yaratmayı hedefleyen bilim insanlarını bir araya getiren önemli bir girişimdir. 2000’de Akademi’nin başkanlığına seçilen Engin Bermek, sekiz yıllık görev süresini merkeze alan çalışmasında Türkiye’de ve dünyada bilim dünyasının girdiği yeni döneme, ortaya çıkan arayışlara ve düşünce akımlarına ışık tutuyor. Dönemine ilişkin özeleştirel değerlendirmeleri, Akademi benzeri bilim kurumlarının yapılanmasında, izleyeceği politikalarda ve etkinliklerinde yol gösterici nitelikte.

    Bermek, Akademi’nin kuruluş aşamasından başlayarak, kendi döneminde yürüttüğü faaliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgi verirken, evrim konusunda aldıkları tepkilerden, evine düzenlenen bombalı saldırıdan ve Akademi çevresinde yaşanan belli başlı çatışmalardan bahsettiği bölümlerde dönemin genel atmosferini de çarpıcı bir biçimde yansıtıyor.

    Öznel görüşleri ile kurumun faaliyetlerini dengeli bir biçimde ele alan Engin Bermek, bugün artık özerkliğini yitirmiş olan Akademi’nin 18 yıllık tarihini, yaptığı gözlemlerden ve dünya akademilerinin temsilcileriyle yaşadığı deneyimlerden yararlanarak sunuyor. Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı, siyasal erk ile bilim arasındaki ikiliğin bilimsel yapılara verdiği zararı, günümüzde kurumların içinde bulunduğu durumun toplumun geldiği noktayı yansıttığını apaçık ortaya koyuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Constantinople

    Yazar: Edwin A. Grosvenor

     

    The book is organized chronologically, by political history, and then by theme; a great deal of space is devoted to archaeological history, art history, and architecture. Also discusses the physical nature of the city: how the art, the growth of the streets, and the politics all affected the city's appearance today. The history, mythology, art, and décor of significant mosques in the city are included. Contains about 600 pages of analysis, with a great number of photographs and illustrations. Constantinople was “the most important treatise . . . that has yet appeared in English,” wrote a reviewer in the Springfield Republican. “One of the books of the year.” The New York Times said that Grosvenor was “uniquely suited to the task.” This special edition of the book comprises two volumes, separately published in 1900 and 1895.

     

    Türkçe tanıtım:

    Yazar ve tarihçi Edwin A. Grosvenor’un siyasi tarih doğrultusunda kronolojik olarak olayları sıraladığı Constantinople; İstanbul’un arkeolojik, sanat ve mimari tarihini içeriyor. Kitap ayrıca şehrin fiziksel yapısını, caddelerini, meydanlarını, semtlerini ele alıyor. Şehrin başlıca camilerinin dekoru üzerinden tarih, mitoloji ve sanatın da konu edildiği 600 sayfalık kitap çok sayıda fotoğraf ve illüstrasyon da içeriyor. İlk kez yayımlandığı 1895 yılında eleştirmenler tarafından “Yılın en önemli kitabı” olarak değerlendirilen Constantinople ilk baskısından yaklaşık 120 yıl sonra tek cilt olarak orijinal dilinde özel bir baskıyla yeniden okur karşısında.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL

SOSYOLOJİ & SİYASET

  • Cinsel Sözleşme

    ,
    Yazar: Carole Pateman
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Bütün insanlar doğuştan özgürse neden bütün kadınlar doğuştan köledir? Bu sorunun sorulduğu günden beri feministler erkeklerin kadınlar üstündeki ataerki hakkına karşı mücadele veriyor. Cinsel Sözleşme, erkeklerin özgürlüğü ile kadınların tabiyetinin ilk sözleşmeyle nasıl kurulduğunu ortaya koyarak bu çabaya büyük bir katkıda bulunuyor.

    Carol Pateman bugün bir klasik kabul edilen çalışmasında, bir özgürlük hikâyesi olarak sunulan toplumsal sözleşme teorisini tartışmaya açıyor. İlk sözleşme hikâyesinin yarısının eksik olduğunu söyleyen Pateman, ilk sözleşme yapılırken, erkeklerin kadınlara egemen olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde eşit cinsel erişime sahip olmasının öngörüldüğünü kaydediyor.

    Toplumsal sözleşme bir özgürlük hikâyesi iken, cinsellik sözleşmesinin bir tabiyet hikâyesi olduğunu vurgulayan Pateman, sözleşme teorisinde evrensel özgürlüğün daima bir hipotez, bir hikâye, siyasi bir kurgu olduğunu hatırlatıyor. Evlilik, kölelik, iş, fahişelik, taşıyıcı annelik gibi çeşitli alanlardaki sözleşme türlerini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen Cinsel Sözleşme, eşitlik ilkesine dayalı bir sözleşme arayışındaki feminist yaklaşıma da, toplumsal sözleşmeyi sivil özgürlüğün başlangıcı olarak sunan anaakım siyaset bilimine ve her iki kanattan ideolojilere de kör noktalarını gösteren çığır açmış bir metin.

    Cinsel Sözleşme, siyaset bilimi ve felsefesi, kadın çalışmaları, sosyoloji ve hukuk alanlarından akademisyenlerin ve öğrencilerin temel başvuru kaynaklarından biri.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Gülme

    ,
    Yazar: Anca Parvulescu
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bir Tutkuya Dair Notlar

    Çoğu gülme kuramı, gülmeyi bir şeye verilen tepki olarak görür ve tepki verilen o komik, grotesk, saçma şeye odaklanır. Anca Parvulescu ise gülmeyi başka tutkuların emaresi olarak görmüyor, onu kendi başına bir tutku olarak ele alıyor. Dolayısıyla bizi neyin güldürdüğünü, gülmenin nedenini veya kökenini sorgulamak yerine bizzat gülme mefhumuna odaklanıyor.

    Gülme meselesini, insan yüzü meselesinden ayırmak mümkün değildir. Eğer insan, gülen hayvansa, bu, yüzü olan bir hayvan oluşuyla ilintilidir. Gülerken gürültülü ve buruşuk bir hale giren çehre, yavaş yavaş düzelip, sakin, sessiz bir gülümseyiş biçimine kavuşur; bu gülümseyiş, bir dizi toplumsal duygunun belirtisi olarak tahayyül edilir. Elinizdeki çalışma, görgü kuralı kitaplarının, felsefi tezlerle, edebi metinlerle ve görsel kültürle diyalog içinde hareket ederek, gülümseyen çehrenin normatif estetiğinin üretilme sürecinin izini sürüyor. Edepsizlik sayılan abartılı, tutkulu, denetimsiz gülmenin baskıcı ciddiyet karşısındaki isyankâr durumunu inceliyor. Kitabın ana savlarından biri, gülümseme ile gülmenin bir süreklilik arz etmediğidir. Gülemediğimizde çoğunlukla gülümseriz; gülümseme, nadiren hakiki bir gülmeye dönüşür.

    Parvulescu’nun bu çalışması, gülmenin sınırlı ve kırılgan bir arşivini gün yüzüne çıkarıyor. Bizi bu arşivde zaman geçirmeye davet ediyor. Her ne kadar bu çalışma, “gülmenin uygarlaşmasını”, önermelerinden biri olarak kabul etse de, öncelikle yirminci yüzyılın kahkahacılarıyla ve gülme dostlarıyla ilgileniyor. Bu amaçla, yirminci yüzyıl Batı dünyasını ve bunun siyasi, bilimsel, felsefi, estetik serüvenlerini gözden geçirmeye çalışan yeni bir uğraşa katılıyor. Sorduğu temel soru şudur: Yirminci yüzyıl nasıl gülmüştür?

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Sermayenin “Etik” İnşası

    Yazar: Ahmet Bekmen

    Küresel Üretim ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

    Büyük şirketlerin, onların küresel tedarikçilerinin, buralarda çalışan işçilerin, çeşitli sosyal aktörlerin ve tüketicilerin buluştuğu yeni küresel uzamda çalışma etiği nasıl yeniden inşa ediliyor?

    Günümüzde sosyal kaygıların ve etik yönelimlerin yerini risk yönetimi, kalite yönetimi ve insan kaynakları yönetimi gibi kavramlar almaya başladı. Endüstriyel ilişkiler ulus-devlet sınırlarını aştığından beri, hukuk dışı yeni kurumlararacılığıyla düzenlemeler yapılıyor. Bu düzenlemeler sırasında toplumsal aktörler arasındaki güç ve iktidar ilişkilerinin yeniden tesis edildiğini görüyoruz. “Etik sorumluluğun” hayata geçirilmesini ve “etik şirketin” yaratılmasını ele alan Sermayenin Etik İnşası, yeni yönetim mekanizmalarının toplumsal öznelerle ilişkisini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

    Küresel üretim düzeninin yarattığı yönetim sorunlarına getirilen çözümler çalışma standartlarında pek çok ihlale yol açmakta. Bu tür ihlallerin en sık görüldüğü hazır giyim sektörüne odaklanan Ahmet Bekmen, iş hukukunda yaşanan boşluğun ne tür mekanizmalarla doldurulduğunu, çalışmaya ilişkin etik ve sosyal normlarınne tür teknolojilerle yeniden düzenlendiğini sorgulamakta.

    Çalışma standartlarıyla ilgili skandalların şirketlere ciddi zararlar verdiği günümüz kapitalizminde etik ve sosyal unsurlar şirket yönetiminin ve buna yönelik disiplinlerin önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Üretim sürecinin düzenlenmesi ya da işyeri ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi artık yönetim teknolojilerinin alanına giren konular. Sermayenin Etik İnşası, neoliberal anlayışın doğurduğu “etik şirket” kavramının nasıl ahlaki bağlamın dışına çıkarılarak bir yönetsel paradigmaya dönüştüğünü gözler önüne sermekte.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Ölme Üzerine Bir İnceleme

    Yazar: Allan Kellehear
    Çevirmen: Barış Zeren

    Bireysel Bütünlük, Bedensel Çöküş ve Ruhsal Dönüşüm

    Ölmek nasıl bir şeydir? Bu kitabın yazarlarına bakılırsa, yanıt soruyu kime sorduğunuza bağlıdır. Ölmek ne tek bir şey, ne tek bir deneyim, ne de basitçe sağlık durumundaki kötüleşme ya da zayıflık klişesidir. Her ne kadar ölümün en sık karşılaşılan nedeni hastalık olsa da, ölmeyi hastalık hakkındaki bilgilerimizle kavrayamayız. Ölme her zaman sağlık durumunda kötüleşmeyle, umutsuzlukla ilişkili olmasa da, sağlığını yitirme ve çaresizlik hemen her zaman yaşamın sona erişiyle ilişkilendirilir. Ölme hızlı veya yavaş, kahramanca veya rezilce olabilir ya da hayatın bir simgesi veya beklenmedik bir dönüşümdür.

    Bu açılardan bakıldığında, insanın ölme deneyimi karmaşık, çeşitli, şaşırtıcı ve ihtimallerle doludur. Bu kitap, söz konusu karmaşıklığı okuyucunun önüne bir parça olsun serebilmeyi amaçlayan bilimcileri ve klinisyenleri bir araya getiriyor. Onların düşünceleri, örnekleri ve değerlendirmeleri, bize ölmeyi basit bir şekilde üzücü ve kötü bir durum olarak sunan klişelere itibar etmekte fazla aceleci davranmamamız gerektiğini anımsatıyor. Dolayısıyla bu kitabın amacı bizi durup bir daha düşünmeye, ortak yazgımızı daha dikkatli, daha incelikli, hatta daha umutlu biçimde yeniden gözden geçirmeye yüreklendirmektir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dinin Demokrasiyle İmtihanı

    Yazar: Ian Buruma
    Çevirmen: Deniz Ali Gür

    Üç Kıtadan Deneyimler

    Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.

    Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kilise ile devlet ilişkilerinin, Çin ve Japonya’daki dinî otoritenin ve Avrupa’da İslamın yol açtığı sorunları ele alan Dinin Demokrasiyle İmtihanı’nın merkezinde Tocqueville’in şu sorusu yer alıyor: Demokratik toplumları bir arada tutmak için, ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek midir?

    Dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimleri kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatan Buruma, din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor.
    D&R’DAN SATIN AL

    IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Foucault ve İran Devrimi

    Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

    1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

    Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

    Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

    Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Avrupa Mantığı

    Yazar: Haluk Özdemir

    Avrupa Bütünleşmesinin Teori ve Dinamikleri

    Avrupa mantığı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa bütünleşmesini doğuran ve geliştiren düşünce biçimidir. Bu zihniyet, savaş sonrası dönemin özgün koşullarında ortaya çıkmış ve günümüz Avrupası’na şekil vermiştir. Şüphesiz Avrupa’da bu mantığı paylaşmayan ve karşı olanlar da vardır. Dolayısıyla bu düşüncenin tüm Avrupalıları ve tüm dönemleri kapsadığı söylenemez. Hatta Avrupa mantığı, yine Avrupa ürünü olan ırkçı, faşist ve sömürgeci fikirlerden bir kopuştur ve onları unutma yöntemidir. Unutmak ve yeni bir şeyler inşa edebilmek için yeni hedefler koyma ve yeni meşgaleler bulma arayışıdır.

    Bu mantık anlaşılmaksızın, tarih boyunca birbirine karşı acımasızca savaşmış olan Almanya ve Fransa’nın aynı çatı altında bir araya gelmeleri bize anlamsız gelebilir. Radikal değişimlere işaret eden önemli gelişmeler, anlamsız çelişkiler gibi görünebilir. Yine daha 20 yıl önce bağımsızlık ve egemenlik uğruna kan döken, soykırım ve katliamlar yapan eski Yugoslav cumhuriyetlerinin, uğruna bu kadar günaha girdikleri egemenlik ve bağımsızlıklarını nasıl ve neden AB’ye devretmeye çalıştıklarını da anlayamayız. Bu kitap, Avrupa bütünleşmesinin dinamiklerini ve onu doğuran mantığı gün ışığına çıkarmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İlahi Sol

    Yazar: Jean Baudrillard
    Çevirmen: Oğuz Adanır

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Temsil etmenin sona erdiği bir çağda yaşıyoruz. Sorun artık temsil etmek değil modaya uymaktır. “Siyasetçiler” umarsız bir şekilde modaya uymaya çalışıyor; başka bir deyişle yaptıkları konuşmaların önceden belirlenmiş özel efektler, ortam ve performanstan ibaret olduğu söylenebilir. Yaymaya çalıştıkları ideoloji, sahip olduğumuz sağlam ve samimi inançlarda en ufak bir değişikliğe yol açmıyor.

    Bu, bir gösteriye dönüşmüş siyaset ve medya profesyonelleri zaferidir. Kendini hâlâ “ilahi” özellikler taşıyan, şeffaf, erdemli ve ahlaklı, yerleşik değerlerle kesinlikle tarihe mal olmuş değerlerin temsilcisi olarak gören sol ise hezimete uğramıştır. Bu durumda kitlelerin ironik duyarsızlıklarına muhatap olmaktan başka seçeneğe sahip olamaz.

    1978-1984 yılları arasını kapsayan bir dönemde solla ilgili bu günlük, yeni duyarsızlık stratejileriyle oynamasını bilenlerin kazanacağı bir simülasyon evreninin çözümlemesini yapmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Sosyal Bilimler “Ne İşe Yarar” ?

    ,
    Yazar: Kolektif

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Sosyal bilimler, eleştirel bir akademik pratik olarak, kendisinin ve üniversitenin toplumla kurduğu ilişkiyi konuşma, tarif etme, kurma ve eleştirme işini düzenli olarak yapmak zorundadır; özellikle üniversitenin tanımının ve kendisinin tümüyle değiştiği böylesi dönemlerde.

    2013 Bahar Döneminde, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü, yedi oturumluk bir atölye düzenledi. “Sosyal Bilimler ‘Ne İşe Yarar’?” başlıklı atölyenin temel amacı, bir yandan farklı disiplinlerin kendi eleştirisini yapmasına imkân vermek, diğer yandan da disiplinlerarası bir eleştirinin mümkün olup olmadığını araştırmaktı. Felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi, iktisat, edebiyat bölümünden hocaların ve farklı bölümlerden öğrencilerin katılımıyla yapılan atölye çalışmalarında genel olarak akademik dünyanın sorunları ve toplumsal sorunlara ve dönüşüme sosyal bilimlerin nasıl yaklaşabileceği konuşuldu. Atölyeler süresince, farklı bölümlerden hocalar ve öğrenciler kolektif bir çalışma/tartışma imkânı buldu.
    Bu atölyede ortaya çıkan birikim, bir üniversite biriminin (kulüp, bölüm, enstitü vs.) kendi alanında yaptığı çalışmayı toplumsallaştırma tarzı bakımından olduğu kadar, bu ilişkiyi farklı şekillerde ifade etme ihtiyacı, eleştirel birikimin ve eleştiri geleneğinin devamlılığının sağlanması bakımından veya üniversiteyi üniversite yapan sosyal, kültürel ve politik imkânların ve deneyimlerin aktarılması bakımında değerlendirilebilir.

    “Sosyal Bilimler Ne İşe Yarar”? meselesi, sosyal bilimler tarafından her daim yeniden sorulan, bu anlamda sosyal bilimlerin “kendi üzerine düşündüğü” ve kendi eleştirisini yaptığı bir meta-mesele olarak düşünülebilir.

     

    KİTABI İNDİRİN
  • Kent Paryaları

    Yazar: Loïc Wacquant
    Çevirmen:Mehmet Doğan

    İleri Marjinalliğin Karşılaştırmalı Sosyolojisi

    Kent Paryaları, Amerikan “Kara Kuşağı”nın günümüzdeki dokusu ile Fransa’da “Kızıl Kuşak”taki, yani işçi sınıfı kenar mahallelerindeki mülksüzleşme sürecinin yapısını, dinamiklerini ve yaşanmış olayları en ince noktasına kadar karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Wacquant’ın buradaki esas amacı, Birleşik Devletler’de ırk tahakkümünü, 1960’larda metropolü kasıp kavuran ayaklanma dalgasına yakalanan Afrikalı-Amerikalı gettosunun geçirdiği kurumsal dönüşümü tanımlamak ve açıklamaktır. Analizinin ikinci hedefi ise Amerika’nın “hipergettoları” ile Fransa’nın gerileyen “şehir çeperlerinin” sergilediği benzerlik ve farklılıklardan, ileri marjinalliğin sosyolojik eskizine dair unsurları damıtmaktır. Wacquant’ın, ileri marjinallik tabiriyle kastettiği şey, kapitalist ekonomilerin eşitsiz gelişimi ile refah devletlerinin küçülmesi sonucu post-Fordist şehirlerde billurlaşmış toplumsal ve mekânsal sürgün ile dışlayıcı kapatma hadiselerinin ortaya çıktığı yeni düzendir.

    Wacquant, 90’ların başında kötüleşen Amerikan gettosu ile Fransız işçi sınıfı banliyölerinin tarihsel bütünler olduğunun altını çizmekte ve bunların durağan tipolojiler içinde yapay olarak dondurulmamaları gerektiğini öne sürmektedir. Zira Wacquant’a göre Amerikan gettosu ile Fransız işçi sınıfı banliyöleri; piyasa, devlet, sınıf ve etnisite etkenlerinin kesişim kümesinin dışında kendi kendini sürdürebilir yapılar olarak görülmemelidir. Wacquant’a göre, söz konusu etkenler fiziki uzama nüfuz ederek bu mahalleleri sürekli olarak dokumaktadır. Wacquant’ın analizi, kent marjinalliğinin envanterini ve bu marjinalliğe biçim veren güçlerin bilançosunu ortaya koymakta ve böylece günümüzün tarihsel sosyolojisine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca geçmişten bugüne gözlemlenmiş ya da varsayılan evrimlerin şifresini kırmak için kavramsal ve ampirik bir temel meydana getirmektedir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İstanbul Haneleri

    Yazar: Alan Duben, Cem Behar
    Çevirmen: Nuray Mert

    Evlilik, Aile ve Doğurganlık 1880-1940

    Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul, birçok Batı Avrupa toplumunun 20. yüzyıl öncesindeki demografik özelliklerine sahipti. Doğurganlık oranı kırsal kesimin üçte biri, evlenme yaşı kırsal kesimden yaklaşık on yıl geçti. 1920’lere kadar İslam imparatorluğunun başkenti olan bir şehirde bu nasıl mümkün olabiliyordu?

    Alan Duben ve Cem Behar, 1880-1940 döneminin İstanbulunu ve İstanbullusunu evlilik, aile ve doğurganlık ilişkileri açısından ele alıyor; ulaştıkları rakamların işaret ettiği sosyal ve kültürel olayların güçlü değişimleri yansıttığını ortaya koyuyorlar. İstanbul Haneleri aile ve ev hayatı, toplumda kadının ve erkeğin yeri, aile hayatının Batılılaşması, evliliğin temellerinde yaşanan değişim, kuşak çatışması, doğum kontrolüne karşı sergilenen tutum ve uygulanan metotlar ile gündelik aile hayatına ilişkin daha birçok sosyal ve kültürel konuyu inceliyor. Yazarlara göre, aile, evlilik, kadın, çocuk ve gündelik hayat konusundaki düzen, 1840-1920 arasında yaşanan büyük siyasal ve kültürel dönüşümün odak noktası olmuştur. Ailede yaşanan değişim ve krizler, yeni bir uygarlık dünyasına geçişten kaynaklanan geniş çaplı dönüşüm krizinin bir uzantısıdır.

    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Batı Avrupa, Balkanlar ve Asya’dan gelen etkilerin karıştığı bir alan ve uygarlıkların buluşma noktası konumundaki İstanbul’u, bütün toplumun kimliğini yeniden şekillendiren sosyal ve kültürel değişimlerin sahnesi olarak değerlendiren Duben ve Behar’ın edebiyat eserlerinden gazete yazılarına, bireysel tanıklıklardan mahkeme kayıtlarına uzanan kapsamlı kaynakçası okuyucuya sağlam bir bilimsel perspektifin yanında ilginç ve sürükleyici bir öykü de sunuyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Devlette Etik

    Yazar: Cüneyt Yüksel

    Dünyada ve Türkiye’de Kamu Yönetiminde Etik, Yasal Altyapı ve Uluslararası Uygulamalar

    Bu kitap ilk defa devlette etik konusunu uluslararası hukuktan karşılaştırmalar yaparak incelemekte ve Türkiye’de devlette etik altyapının kurulmasını sağlayacak olan hukuki çerçeveyi çizmektedir. Hukuki çerçeve çizilirken uluslararası hukuk kural ve ilkeleri, hukuk teorisi ve pratiği, etik teorisi ile birlikte mukayeseli hukuk metodolojisinden ve idare teorisinden faydalanılmıştır. Kitabın amacı, Türkiye’de kamu yönetiminde uluslararası normlara ve çağdaş değerlere uygun, uygulanabilir bir devlette etik altyapısının kurulmasına katkı sağlamaktır.

    Kitapta kamu yönetiminde etik davranış ilke ve kuralları, etik kodları, çıkar çatışması ile ilgili düzenlemeler, etik altyapının kilit unsurları, hesap verebilirlik mekanizmaları, kamu yönetiminde saydamlık ve denetim, dünyada kamu yönetiminde etik ve uluslararası karşılaştırmalar ve çağdaş bir çıkar çatışması ve etik altyapı kurulması için yöntem ve öneriler ile model etik düzenlemeleri yer almaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL

UZAKDOĞU ÇALIŞMALARI

  • Doğu Asya’nın Politik Ekonomisi

    Hazırlayan: K. Ali Akkemik, Sadık Ünay

    Japonya, Çin ve Güney Kore’de Kalkınma, Siyaset ve Jeostrateji

    Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi son yıllarda Çin’ın hızlı büyümesi neticesinde Doğu Asya’ya doğru kaymaktadır. Oysa Çin’den çok önce Japonya, ardından Kore, Tayvan, Singapur ve Hong Kong gibi yeni sanayileşen ülkeler ve son olarak da Güneydoğu Asya ülkeleri hızlı kalkınma deneyimi geçirmişlerdi. Bunların ilki olan Japonya’nın 1990’ların başlarında, diğerlerinin ise 1990’ların sonlarında yaşadıkları büyük krizlerin ardından ekonomilerindeki hızlı büyüme durmuş ve ılımlı büyüme oranlarına dönüşmüştür. Buna karşın Çin, son dönemde yavaşlayan büyüme hızına rağmen bölgenin önemli bir ekonomik ve siyasi aktörü olarak konumunu güçlendirmiştir.

    Dünyada önemli bir yere sahip olan Doğu Asya ülkelerinin politik ekonomileri, bölgedeki ülkelerin arasındaki ekonomik ve politik dengeler ve Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkileriyle ilgili konularda ekonomi, işletme, tarih ve uluslararası ilişkiler uzmanlarının katkıda bulunduğu bu kitap Türkiye’de az sayıda bulunan Doğu Asya hakkındaki özgün çalışmalardan biridir. Doğu Asya’yla ilgilenen araştırmacılar, akademisyenler ve öğrenciler için bu kitap önemli bir kaynak niteliğindedir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Türkiye’de Japonya Çalışmaları 2

    Hazırlayan: Selçuk Esenbel , Erdal Küçükyalçın
    Çevirmen: Tuna Erkmen

     

    “Türkiye’de Japonya Çalışmaları Konferansı”, ilk olarak “2010 Türkiye’de Japonya Yılı” vesilesiyle gerçekleştirilmiş ve ülke çapında çeşitli üniversitelerde çalışan genç araştırmacıların bir araya gelmesini sağlamıştı. Bu ilk konferansta sunulan bildiriler, 2012 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nin yayımladığı Türkiye’de Japonya Çalışmaları Konferansı – I adlı kitapla okura ulaştırılmıştı.

    Elinizdeki eser, Japonya Çalışmaları Konferansı’nın 14-16 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleşen ikinci toplantısından sonra bir araya getirilen makalelerden oluşmaktadır. Türkiye’deki genç Japonya araştırmacılarının Japon toplumunun felsefesinden antropolojisine, dilbilim ve çeviri karşılaştırmalarından ekonomi, uluslararası ilişkiler, edebiyat ve tarih alanlarına kadar uzanan kapsamlı incelemelerini içeren çeşitli makalelerle olgun bir düzeye eriştiklerini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kitap ayrıca, ülkemizde 1980’lerde başlayan Japonya çalışmalarının artık otuz yılı aşan bir dönem içinde önemli bir aşamaya geldiğinin en açık göstergesidir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Kappa

    Yazar: Ryūnosuke Akutagava
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    … Kahramanımız bir gün dağa tırmanmak için sisli bir havada yola çıkmıştır. Ormanda tesadüfen bir kappa ile karşılaşır ve onu kovalamaya başlar. Tam yakalayacağı sırada derin bir çukura yuvarlanır ve bayılır. Kendine gelip gözlerini açtığında Kappalar Ülkesi’ndedir. Özel bir yasayla kendisine vatandaşlık hakkı verilir. Kappa dilini öğrenir ve orada yaşamaya başlar. Kappalar Ülkesi’ndeki pek çok gelenek insanların dünyasından farklıdır…

     

    Kappa, Japonca sözlüklerdeki tanımına göre bu ülkenin nehirlerinde yaşayan, el ve ayakları perdeli, kafalarının üst kısmı tabak gibi düz, hayali varlıklardır.

    Akutagava bu hikâyesinde, idealindeki dünya ile gerçek dünya arasındaki farkı hicve başvurarak anlatır. Değinmediği siyasal, toplumsal ve psikolojik sorun yok gibidir. Yapıtta toplumsal değerlerin göreceli oluşu, savaşın anlamsızlığı, kapitalizmin acımasızlığı, ekonomik sömürü, işçi kıyımları, kadın-erkek ilişkilerinin çarpıklığı, sanatçıların kibri, aydınların yalnızlığı, sansürlerin saçmalığı, ailevi ilişkilerdeki duygusal sömürü dile getirilmekte; din, edebiyat, parapsikoloji, basın-yayın gibi pek çok konu birbiri ardınca ilginç olaylar silsilesi içinde ele alınmaktadır.

    Kappa yazılalı 83 yıl geçmiştir, fakat günümüz insanı hâlâ kendisini ve kendi sorunlarını Kappa’nın satırları arasında görebilir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Modern Japon Edebiyatının Doğuşu ve Shiga Naoya

    Yazar: Oğuz Baykara

     

    Kapılarını yüzyıllarca dünyaya kapalı tutan Japonya’nın ticari ilişkiler yoluyla dışa açılması toplumun genelini, kültürünü ve dilini de etkiledi. Eşzamanlı yaşanan dil devrimi ve çeviri faaliyeti sayesinde Batı edebiyatıyla tanışan Japon yazarlar farklı akımların etkilerini eserlerinde yansıttılar.

    Bu geçiş döneminde dünyaya gelen Shiga Naoya’nın öyküleri de yaşanan değişimin birer aynasıdır. Sade fakat eşsiz şiirsel anlatımı ve üstün gerçekçiliğiyle kısa zamanda ün kazanan Shiga, edebiyat çevrelerince “Japon dilinin ilahı” ve “Japon öykü sanatının piri” ilan edilmiştir.

    Öyküyü yürekte biriken korku, üzüntü, kızgınlık, pişmanlık gibi yoğun duygulardan çıkış olarak gören Shiga için yazmak, ruhsal arınma anlamına gelir. Parlak yeteneğine karşın Shiga’nın amacı öyküyü bir araç olarak kullanarak ruhsal olgunluğu tamamlamak, evrensel aydınlanmaya ulaşabilmekti. Belki de bu ayrıksılığı nedeniyle “Japon edebiyatının anavatanı” olarak anılır.

    Şimdiye kadar Türkçeye çevrilmemiş fakat Japonya’da son derece saygın bir isim olan Shiga Naoya’yı tanıtmak için öykülerinden bir derleme yapan Oğuz Baykara, hem yazarın yaşamı hem de onu inşa eden kültürel geçmiş ve modern Japon edebiyatının doğuşu hakkında doyurucu bir çalışmaya imza atıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Temel Japonca-Türkçe Sözlük

    Hazırlayan: Japon Vakfı
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Bu sözlük yaklaşık 3000 kelime içermektedir. Bunlar, gündelik hayatta ve dil eğitimi kitaplarında en çok kullanılan sözcüklerdir.

    Kelimelerin anlamlarını ve kullanım biçimlerini açıklamak, Japonca öğrenenlerin kendi kendilerine cümle kurmalarını sağlamak amacıyla her kelimeyle ilgili çeşitli örnek cümleler, deyimler ve sözcük takımlarına yer verilmiştir.

    Kelimeler, örnek cümleler ve deyimler önce Japoncanın kendi standart yazı sistemi olan kanji ve kana sistemleriyle yazılmış sonra da Latin harfli telaffuzlar metne eklenerek herkese sözlüğü rahatça kullanma imkânı sağlanmıştır.

    Kelimelerin özel kullanım biçimleri hakkında geniş açıklamalarda bulunulmuş ve ilgili diğer sözlük maddelerine göndermeler yapılmıştır.

    Sözlüğün sonunda Japonca dilbilgisi kurallarına ilişkin bir özet yer almaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Japon Kültürü

    Yazar: Masakazu Yamazaki
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Japonlar ve Bireycilik

    Japonlar ve Japon kültürü pek çok etnik fıkraya konu olmuştur. Bu fıkralarda Japonlar gözlüklü, omuzlarına astıkları fotoğraf makineleriyle sağa sola koşuşturan bir turist grubu, topluluk önüne çıkınca yüzlerce defa özür dilemeden söze başlayamayan insanlar olarak betimlenmiştir. Japonya’da ve Japonya dışında, Japon kültürüyle ilgili kuramlar, Japonları övse de yerse de, şu ortak noktada buluşurlar: Japon kültürü, diğer kültürlerden çok farklı özelliklere sahiptir. Bu çalışmada Masakazu Yamazaki’nin niyeti, Japon kültürünün farklılığını ne vurgulamak ne de göz ardı etmek; sadece, Japon kültürünü, tüm insanlık kültürünün bir parçası olarak ele almak. Kitabın birinci kısmında Batı kültürü ile Japon kültürünün karşılaştırmasını yaparken; ikinci kısımda konuyu evrensel kültür kuramı açısından değerlendiriyor. Bu eser yalnızca Japon kültürünün anlaşılmasına yönelik değil; aynı zamanda kültürün de ne olduğu konusunda düşündürmeyi amaçlıyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Japonlar ve Davranış Biçimleri

    Yazar: Takie Sugiyama Lebra
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Hawaii Üniversitesi’nde yıllardır Japon kültür ve davranışına ilişkin dersler veren Prof. Takie Sugiyama Lebra, bu kitabında Japonlar hakkındaki merakımızı giderirken verdiği yeni bilgilerle okuru başka şaşkınlıklara sürüklüyor. Lebra, kitabını oluştururken hem bilimsel hem de bilimsel olmayan yazılı kaynaklara başvuruyor. Japon yazarlara olduğu kadar Japonya dışından yazarların metinlerini de dikkate alıyor. Ayrıca çalışmasında gerek “sadece vatandaş” olarak gerekse eleştirel bir gözlemci olarak kendi kişisel deneyimlerinden de faydalanıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Türkiye’de Çin’i Düşünmek

    Hazırlayan: Selçuk Esenbel, İsenbike Togan, Altay Atlı

    Ekonomik, Siyasi ve Kültürel İlişkilere Yeni Yaklaşımlar

    Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki resmi ilişkiler 1971 yılında tesis edilmiş olsa da Türkler ile Çinliler arasındaki ilişkiler yüzyıllar, hatta binyıllar öncesine dayanıyor. Ne var ki kısa bir süre öncesine kadar, Türkiye ile Çin birbirlerine hem fiziksel hem de düşünsel olarak bir hayli uzakta dururken, son dönemlerde bir yakınlaşma olduğunu ve ilişkilerin her alanda hızla geliştiğini görüyoruz. Ancak bizler Çin’i ne kadar tanıyoruz?

    Çin ile ilgili olarak ülkemizin ihtiyaçlarına yönelik bilgi üretme konusunda henüz istenilen aşamaya gelemediğimiz bir gerçek. Üniversitelerimizde Çin üzerine uzmanlaşan öğretim üyesi ve araştırmacıların sayısı parmakla sayılabilecek kadar az. Farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirerek, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkileri farklı açılardan ele alan bu kitap, Çin’e odaklanan genç akademisyenler ile duayen hocaları buluşturan bir çalıştayın ürünü olarak ortaya çıktı.
     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Raşōmon

    Yazar: Ryunosuke Akutagava
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Ve Diğer Öyküler

    Bu kitaptaki hikâyeler, Ryūnosuke Akutagava’nın öykülerinden bir seçmedir. Büyük bir ustalıkla yazdığı çeşitli biçim ve içerikteki öyküleriyle kendinden sonra gelen kuşaklara örnek olmuştur.
    Japon film yönetmeni Akira Kurosava, kitaba adını veren öyküyü “Çalılıklar Arasında” isimli öyküyle birleştirerek Raşōmon ismiyle sinemaya uyarladı ve 1951 yılında Venedik Uluslararası Film Festivali’nde birincilik ödülünü kazandı.

     

    TIME, 29 ARALIK 1952

    Akutagava, ilk hikâyesi olan “Raşōmon”da işinden atılmış bir uşaktan bahseder. Uşak, Raşōmon kulesinde, peruk yapmak için ölü bir kadının saçlarını yolmakta olan yaşlı bir cadaloz görür. “yaşamak için bunu yapmaya mecbur olduğumu bilseydi, belki bana kızmazdı” diyerek durumu açıklamaya çalışır yaşlı cadı. Uşak alaycı bir şekilde “Yaa, öyle mi? O zaman hırsızlık yapma sırası bende. Yapmazsam ben de açlıktan öleceğim” der ve elbiselerini üstünden çıkarıp alarak kadını bir tekmeyle kokmuş cesetlerin arasına yuvarlar.

    Akutagava’nın yaratmış olduğu ırz düşmanları, katiller ve fanatikler üzerine hiçbir zaman merhamet güneşi doğmaz; çünkü yazar, tıpkı başı dumanlı Fuji dağı gibi insanların aczine uzaktan ve soğuk bakmaktadır.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Japon Edebiyatı Tarihi

    Yazar: Şuiçi Kato
    Çevirmen: Oğuz Baykara

     

    Japon edebiyatı Türkiye’de sınırlı sayıda kişinin bilgi sahibi olduğu bir alandır. Üniversitelerimizde Japon Dili ve Edebiyatı bölümleri yeni yeni açılmakta. Şuiçi Kato’nun Japon Edebiyatı Tarihi bu alanda Türkiye’de bir ilk ve temel kaynak eser olma özelliği taşıyor. Bu eser, İngilizceye çevrildiğinde uzman Batılı eleştirmenler bile bu konu hakkında ne kadar az şey bildiklerini anlamışlardı. Kitap ayrıca Profesör Kato’nun düşünce ve kıyaslamalarındaki derinlik ve kozmopolit bakış açısıyla da dikkat çekmektedir. Kato, Japon edebiyatına hem Japon gözüyle içeriden hem de yabancı gözüyle dışarıdan bakabilmeyi beceren bir edebiyat tarihçisi ve eleştirmendir. Şuiçi Kato, edebiyatı, diğer tarihçiler gibi roman, şiir, tiyatro ve deneme olarak tanımlama kolaycılığına düşmek yerine, onu modern Japon düşüncesinin gelişiminde önemli rol oynayan her tür metin olarak görmektedir.

    Şuiçi Kato, Japon edebiyatını, ortaya çıktığı dönemlerdeki toplumsal ve ekonomik koşullardan asla ayrı tutmadan ele almaktadır. Ona göre edebiyat, birtakım olaylar dizisini yansıtan basit bir ayna değildir. Akıcı bir Türkçe ve ustalıklı şiir çevirileriyle Türk okurunun karşına çıkan bu kitap; sizi güzel yazılarıyla, şiirleriyle ve zekice edebi buluşlarıyla hayranlık uyandıran yazarlarla tanıştıracak ve hakkında çok fazla bir şey bilmediğiniz Japonya’nın sadece 1500 yıllık edebiyat serüvenini değil aynı zamanda tarihini ve kültürünü de yakından tanımanızı sağlayacaktır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL