Ferit Burak Aydar

  • Borges ve Bellek

    ,
    Yazar: Rodrigo Quian Quiroga
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    İnsan Beyniyle Karşılaşmalar

    Sinirbilim uzmanı Rodrigo Quian Quiroga, belleğin bilişsel yapısı konusundaki araştırmalarını Jorge Luis Borges’in çeşitli öykülerinde bellek üzerine giriştiği edebi keşiflerle ilişkilendiriyor. Bu öykülerin başında “Bellek Funes” geliyor. Öykünün kahramanı Funes, yaşadığı her şeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlayan, daha doğrusu hiçbir şeyi unutamayan biridir, ama algıladıklarını soyutlayıp kavramlara ulaşamaz. Oysa belleğin işleyişi bunu gerektirir: Beyindeki belli nöronlar somut ayrıntıları göz ardı ederek ve soyut kavramlara tepki vererek belleği oluştururlar. Bu nöronların algıladığımız şeyleri uzun süreli belleğe dönüştürme konusunda kilit bir rol oynadıklarını araştırmalarında ortaya koyan Quiroga, aksi takdirde sonumuzun Funes gibi olacağını belirtiyor.

    Borges ve Bellek bizi sinirbilim çalışmaları, “olağanüstü beleğe sahip” kişilerin yaşamöyküleri, beynin anatomisi, görme mekanizmasına ilişkin çağdaş kuramlar, Borges’le aynı konulara eğilmiş William James, Gustav Spiller, John Stuart Mill gibi düşünürler arasında renkli bir yolculuğa çıkarıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Hayal Gücü: Yaratıcılığın Sırrı Nedir?

    Yazar: Jonah Lehrer
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    Yaratıcılığın Sırrı Nedir?

    En önemli zihinsel yeteneğimiz “var olmayanı hayal etme” kabiliyetidir. Bu yeteneği bir ön kabul olarak alır ve hiç üzerine düşünmeyiz, oysa yaşamlarımızı tanımlayan şey yaratıcılığımızdır. Radyodaki pop şarkıları, cebinizdeki elektronik cihaz, duvardaki sanat eseri, penceredeki klima, ecza dolabındaki ilaç, üzerinde oturduğunuz koltuk ve elinizdeki kitap.

    İnsanın hayal gücünün açık öncülleri yoktur. İnsan korteksinde genişlemiş bir yaratıcılık modülü ya da diğer primatlarda bariz olan bir proto-yaratıcı itki yoktur. Maymunlar resim yapmaz, şempanzeler şiir yazmaz; sorun çözebileceği yönünde herhangi bir işaret veren hayvanların sayısı çok azdır. Başka bir deyişle, yaratıcılığın doğuşu diğer içgörüler gibi olmuştur, yani kaynağı belirsizdir.

    Neden bazı şehirler icat veya sanat merkezidir? Sınıfta hangi tür teknikler çocukların yaratıcılığını artırır? İnternet hayal gücümüzü besler mi, köreltir mi? Görünüşte alakasız etkenlerin (örneğin duvarın renginin ya da bir işyerinde tuvaletin konumunun) yaratıcı üretim üzerinde çarpıcı bir etkisi var mıdır? Hayal Gücü’nde bütün bu soruların yanıtları aranıyor.

    Yaratıcılık öbür dünyaya ait bir şey ya da sanatçılara, mucitlere ve diğer “yaratıcı tipler”e özgü bir süreç olarak görülmemelidir. Neticede, insan zihni, işleyiş sisteminin ayrılmaz bir parçası olan yaratıcı bir itkiye sahiptir. Beyin her saniye otomatik olarak yeni çağrışımlar kurar, sürekli sıradan bir x’i beklenmedik bir y’ye bağlar. İşte bu kitap bunun nasıl olduğunu ele alıyor; nasıl hayal ettiğimizin hikâyesi anlatıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Karar Ânı

    Yazar: Jonah Lehrer
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    Beynimiz Karar Vermemizi Nasıl Sağlıyor

    İnsanlar karar aldıkları ilk günden beri nasıl karar aldıkları konusunda kafa yormuşlardır. Yüzyıllar boyunca insan davranışlarını dışarıdan gözleyerek, karar alma üzerine incelikli teoriler geliştirmişlerdir. Beyin tam bir kapalı kutu olduğu için bu düşünürler insanın kafasının içinde gerçekte neler olup bittiği hakkında fiilen sınanamayan bazı varsayımlara dayanmak zorunda kalmışlardı.

    Bu kitapta Jonah Lehrer, sinirbilimin bulguları ışığında kararlarımızı nasıl verdiğimizi inceliyor. Karar öncesinde beynimizin içinde neler olup bittiğini aydınlatmaya çalışıyor. Uçak pilotlarının, oyun kurucularının, dizi yönetmenlerinin, poker oyuncularının, profesyonel yatırımcıların, seri katillerin günlük hayatta aldıkları kararları irdeliyor.

    Beyin açısından bakıldığında, iyi bir kararla kötü bir karar arasında ince bir çizgi vardır. Bu kitap işte bu ince çizgiyi ele alıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Ben Maymun muyum?

    Yazar: Francisco J. Ayala
    Çevirmen: Ferik Burak Aydar

    Evrim Hakkında Altı Büyük Soru

    Öne sürülen çok sayıda karşıt görüşe rağmen, “evrim”in en temel bilimsel kuramlardan biri olduğu yadsınamaz. Organizmaların evrimine dair ikna edici kanıtlar sunan Darwin, organizmaların “tasarım”ını açıklayan süreci de keşfetmişti: doğal seçilim.

    Evrim kuramı, neden bu kadar farklı türde organizma olduğunu bilimsel olarak açıklar ve bu organizmalar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyar. Evrim kuramı, insanların yeryüzünde nasıl ortaya çıktığını ve diğer canlılarla olan biyolojik bağlarını gösterir. Sürekli evrilen bakterileri, virüsleri ve diğer patojenleri anlamamızı ve bunların sebep olduğu hastalıklara karşı etkin koruma yollarının geliştirilmesini sağlar. Tarım, tıp ve biyo-teknolojideki ilerlemeler, evrim bilgisiyle mümkün olabilmiştir.

    Bütün kanıtlara karşın, pek çok insan evrim kuramının tartışmalı olduğunu düşünüyor. Önemli bir genetikçi ve evrimci olan Francisco J. Ayala, insanlar da dahil bütün organizmaların kendilerinden çok farklı atalardan evrildiği olgusunu altı temel soruya verdiği yanıtla ortaya koyuyor: Ben Maymun muyum? Evrim neden bir kuramdır? DNA nedir? Bütün bilimciler evrimi kabul ediyor mu? Yaşam nasıl başladı? Hem evrime hem de tanrıya inanmak mümkün müdür?

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Etik Nedir?

    Yazar: Fred Feldman
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

     

    Çoğumuz ahlaki görüşler hakkında epeyce eksik bir sınıflandırma yaparız. Belli türdeki davranışların ahlaken doğru olduğuna, belli türdeki davranışların ise ahlaken yanlış olduğuna inanırız. Bazı davranış türleri hakkında ise ne düşüneceğimizi bilemeyiz. Fakat nedenler sıralamamız gerektiğinde, bazen daha baştan kafa karışıklığı sergileriz. Bir mesele hakkında düşünürken, görüşümüzü genellikle bir ilkeye başvurarak desteklemeye çalışırız. Başka bir mesele hakkında düşünürken ise görüşümüzü farklı bir ilkeye göndermede bulunarak savunuruz. Ama maalesef başvurduğumuz ilkelerin çoğu zaman tutarsız olduğu anlaşılır. Böyle bir durumda, ahlak felsefesi incelemesi son derece yararlı olabilir. Zira ahlak ilkelerini incelediğimizde, bazı ilkelerin diğerleriyle çeliştiğini görürüz. Dolayısıyla ahlak felsefesinin büyük bir değeri varsa o da bu ilkeleri açıklığa kavuşturmamızı ve tutarsız ilkelere sahip olmaktan kurtulmamızı sağlayacaktır.

    Eğer tutarsız ahlak ilkelerine sahip olmaktan kaçınmak ve sahip olduğumuz ilkeleri anlamak bizim için daha iyiyse; eğer ahlak ilkelerimizin sonuçları hakkında net olmak ve gelip geçici modalar olan ahlak ilkeleri hakkında şüpheci olmak daha iyiyse, o zaman ahlak felsefesinin dikkatle incelenmesi daha iyi insanlar olmamıza yardımcı olabilir.

    Fakat yine de ahlak felsefesinden bazı ilkelerin yanlış olduğunu göstermesinden daha fazlasını beklememek gerekir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Aydınlanma Avrupasında Kamunun Yükselişi

    Yazar: James Van Horn Melton

    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

     

    Karşılaştırmalı bir sentezin eseri olarak, son yirmi yılda muazzam büyüyen Fransız, Alman ve İngiliz-Amerikan literatürüne dayanılarak yazılmış olan bu kitap 18. yüzyıl yaşamında “kamu”nun artan önemini konu ediniyor. Burada ele alınan kamusal alan, çoğunlukla gazetelere, romanlara ve 18. yüzyılın matbaa kültürünün diğer ürünlerine düzenli erişebilecek kadar mala mülke ve eğitime sahip olan erkek ve kadınlar tarafından işgal edilmektedir. Ticarileşmiş kültürel kurumlar ve edebiyat pazarları kitaplar, oyunlar ve sanat için yeni kitleler (“kamular”) yaratmıştı, ama bu durum aynı zamanda, eleştirmenlerin 18. yüzyıldan günümüze kadar yakındıkları estetik beğeni standartlarını da alt üst etmişti.

    Kitapta kamunun yükselişi süreci ele alınırken, önce meselenin siyasal boyutları inceleniyor ve “kamuoyu”nun Aydınlanma çağı siyasal kültüründe kazandığı öneme odaklanılıyor. Okuma, yazma ve sahnenin evrimi üzerine yoğunlaşıldığı sonraki aşamada, edebiyat ve tiyatroyla ilgilenen insan sayısındaki artışın yol açtığı olanaklar ve ikilemler araştırılıyor. Son aşamada ise, salonlar, tavernalar, kafeler ve masonluğun Aydınlanma Avrupasında kamunun doğuşuna nasıl eşlik ettiği inceleniyor.

    Profesör Melton, Aydınlanma kamusal alanının mirasının, Aydınlanma’dan günümüze kadarki farklılıklarına karşın, göründüğünden daha kalıcı olduğunu göstermektedir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Proust Bir Sinirbilimciydi

    Yazar: Jonah Lehrer
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Lehrer, sinirbilimdeki son çalışmaların ışığında; Proust’un romanlarının belleğimizin, Cézanne’ın resimlerinin görme duyumuzun, Stravinski’nin müziğinin işitsel algımızın, Stein’ın şiirsel arayışlarının dil yetimizin, Woolf’un bilinçakışı metinlerinin ise zihnimizin çalışma ilkelerini nasıl da doğru bir şekilde önceden ortaya koyduklarını çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

    Sanat ve bilimin, bunca zamandır birbiriyle iletişim kuramayan iki farklı kültürün artık konuşması gerektiğini söyleyen bu kitap, biz kimiz sorusuna ikili bir cevap öneriyor: “Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmışız, ama aynı zamanda yalnızca maddeyiz.”

     

    OLIVER SACKS

    İnsan doğasına ilişkin derin içgörülerin önce şairlerin ve sanatçıların payına düştüğü, bilimciler tarafından ancak yıllar sonra sistemli şekilde araştırıldığı yeni bir görüş değildir. Ama bu görüşün bu kadar çarpıcı bir şekilde ortaya serildiğini ilk defa görüyorum. Jonah Lehrer “iki kültür” arasındaki köprüleri kolaylıkla ve incelikle kurduğu bu ilk kitabında, sinirbilim algı, dil, iletişim, bilinç ve hafıza hakkındaki en son tespitleriyle olduğu kadar Cézanne, Proust, George Eliot, Stravinski, Gertrude Stein ve Virginia Woolf’la da içli dışlı bir yazar olarak karşımıza çıkıyor.

     

    JACQUES PEPIN

    Jonah Lehrer bu kitapta yemek yapmanın kimyadan ibaret olmadığını harikulade bir tarzda gösteriyor. Bilim ve tekniğin ötesinde yetenek, sezgi ve içgüdüler de vardır ve bunlar da olduğunda, sanat ve bilim el ele verip ortaya enfes bir yemek çıkartacaktır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Anlatının Söylemi

    Yazar: Gérard Genette
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    Yöntem Hakkında Bir Deneme

    «Kayıp Zaman bir zamanlar tamamlanmış olsa da, artık öyle değildir ve sonraki olağandışı genişleme tarzı, bu zamansal tamamlamanın, her tamamlama gibi, yalnızca geriye dönüşlü bir yanılsama olduğunu kanıtlar. Bu esere tamamlanmamışlık hissini, belirsizliğin o ürpertisini, kusurlu olanın soluğunu geri vermeliyiz. Kayıp Zaman kapalı bir nesne değildir: O bir nesne değildir.

    …..

    «Proust anlatısının yasaları, anlatının kendisi gibi, kısmidir, kusurludur, hatta belki de deli doludur: Bir Kanon’a dönüştürmememiz gereken, oldukça ampirik ve müşterek yasalardır bunlar. Burada kod, tıpkı mesaj gibi, kendi açıkları ve sürprizleriyle gelir.

    ….

    «Semiyotik evren boşluğu sevmez ve olumsallığı adlandırmak zaten ona bir işlev yüklemek, bir anlam vermek demektir. Eleştirmen, sessiz olduğunda bile çok şey söyler. Belki de en iyisi, bizatihi Proust anlatısında olduğu gibi, hiçbir zaman “bitirmemek” olacaktır, ki bu bir anlamda asla başlamamaktır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL