Mehmet Doğan

  • Yapay Zekâ

    ,
    Yazar: Nils J. Nilsson

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Geçmişi ve Geleceği

    Yapay Zekâ (YZ) arayışında elli yıl boyunca yer aldım; bu elli yıl benim bütün meslek yaşantımı ve bu alanın bütün ömrünü kapsar. Bu arayışın başlangıcından bugününe kadar olan öyküsünü “içeriden birinin” anlatması bana iyi bir fikir gibi geldi. Aklımda üç tür okur var: Birincisi, bilimsel konulara meraklı ve YZ hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen okur topluluğu. İkinci grup ise, teknik ya da mesleki alanlarda çalışanlardan oluşuyor. Her iki okur zümresine de, kitapta karmaşık matematik formülleri ve bilgisayar jargonu olmayacağına, bol bol grafik sunacağıma, YZ programlarının ve tekniklerinin nasıl işlediğini berrak bir şekilde açıklamak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Üçüncü okur topluluğu, YZ araştırmacılarından, öğrencilerinden ve öğretmenlerinden oluşuyor. YZ’nin denediği, işe yaramış ya da yaramamış şeyleri bilmek, ayrıca tarihsel veya başka türlü bilgileri içeren sağlam bir kaynağa ulaşmak bu kesim için faydalı olacaktır. Bu alanın tarihini bilmek, bu alanda çalışanlar için önemli. Öncelikle, bir zamanlar keşfedilip sonra terk edilmiş olan pek çok fikir, teknolojik imkânların artmasıyla yaşam şansı bulabilir.

    Elinizdeki kitap, YZ’nin tarihini aşağı yukarı belli bir zaman sırası takip ederek anlatıyor. Kimi aktörleri ve olayları içermiyor olabilir, ama umuyorum ki hikâyem, YZ’nin başlıca fikirlerini, anlaşmazlıklarını, uygulamalarını, sınırlarını makul biçimde yansıtabiliyordur. Bu işte yer almış şahsiyetlerden ziyade fikirlere ve bunların nasıl hayat bulduğuna odaklandım. Bana kalırsa, YZ tarihini anlamak için, YZ programlarının gerçekte nasıl çalıştığını en azından genel hatlarıyla kavramak önemli.

    YZ’nin başlıca hedefi, yani aradığımız o büyük “ödül” nedir? Bana kalırsa Yapay Zekâ, insanların yapabildiği şeylerin çoğunu özellikle de “zekâ” gerektiren şeyleri yapan insan eseri araçlardır. YZ gelecekte pek çok alanda hayatımızda yer alacak gibi görünüyor. İnanıyorum ki günün birinde, YZ araştırmacıları bilinçli olduklarına herkesi inandıracak makineler inşa edebilecek. Bu hayalimizin gerçekleştiği zamanları hayal ederken bazı soruların zihnimizi kurcalamasına engel olamıyoruz: O günler geldiğinde, bu makinelerin bizlerle ve birbirleriyle savaşmasını olanaksız kılacak bir toplumsal düzen kurmayı başarabilecek miyiz? Hatta makineler için, sadece toplumsal açıdan kabul gören hedeflere hizmet etmenin ne anlama geldiğini tanımlamış olacak mıyız? Bu ve benzeri endişeleri hem bilgisayar bilimcileri hem de hümanistler taşıyor. Gelecekte yazarlar, bu maceranın öyküsünü anlatmayı hiç şüphesiz sürdürecek. Günün birinde bu yazarlardan biri, Aristoteles’in düşüncelerinden yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, “ya bizim emrimizde ya da ihtiyaç halinde kendi işini icra eden” araçlarımızın olduğunu yazabilecek.

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Gülme

    ,
    Yazar: Anca Parvulescu
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bir Tutkuya Dair Notlar

    Çoğu gülme kuramı, gülmeyi bir şeye verilen tepki olarak görür ve tepki verilen o komik, grotesk, saçma şeye odaklanır. Anca Parvulescu ise gülmeyi başka tutkuların emaresi olarak görmüyor, onu kendi başına bir tutku olarak ele alıyor. Dolayısıyla bizi neyin güldürdüğünü, gülmenin nedenini veya kökenini sorgulamak yerine bizzat gülme mefhumuna odaklanıyor.

    Gülme meselesini, insan yüzü meselesinden ayırmak mümkün değildir. Eğer insan, gülen hayvansa, bu, yüzü olan bir hayvan oluşuyla ilintilidir. Gülerken gürültülü ve buruşuk bir hale giren çehre, yavaş yavaş düzelip, sakin, sessiz bir gülümseyiş biçimine kavuşur; bu gülümseyiş, bir dizi toplumsal duygunun belirtisi olarak tahayyül edilir. Elinizdeki çalışma, görgü kuralı kitaplarının, felsefi tezlerle, edebi metinlerle ve görsel kültürle diyalog içinde hareket ederek, gülümseyen çehrenin normatif estetiğinin üretilme sürecinin izini sürüyor. Edepsizlik sayılan abartılı, tutkulu, denetimsiz gülmenin baskıcı ciddiyet karşısındaki isyankâr durumunu inceliyor. Kitabın ana savlarından biri, gülümseme ile gülmenin bir süreklilik arz etmediğidir. Gülemediğimizde çoğunlukla gülümseriz; gülümseme, nadiren hakiki bir gülmeye dönüşür.

    Parvulescu’nun bu çalışması, gülmenin sınırlı ve kırılgan bir arşivini gün yüzüne çıkarıyor. Bizi bu arşivde zaman geçirmeye davet ediyor. Her ne kadar bu çalışma, “gülmenin uygarlaşmasını”, önermelerinden biri olarak kabul etse de, öncelikle yirminci yüzyılın kahkahacılarıyla ve gülme dostlarıyla ilgileniyor. Bu amaçla, yirminci yüzyıl Batı dünyasını ve bunun siyasi, bilimsel, felsefi, estetik serüvenlerini gözden geçirmeye çalışan yeni bir uğraşa katılıyor. Sorduğu temel soru şudur: Yirminci yüzyıl nasıl gülmüştür?

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Fen Öğretimi

    Yazar: Michael R. Matthews
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bilim Tarihinin ve Felsefesinin Katkısı

    Fen öğretmenlerinin ders verdikleri konunun tarihini ve felsefesini bilmesi neden gereklidir? Bu bilgi fen öğretimini hangi yönden zenginleştirir ve öğrencinin bu konuda heyecan duymasını nasıl sağlar? Fen Öğretimi, bu sorulara ayrıntılı yanıtlar sunuyor.

    Fen eğitimi alanındaki teorik, müfredata ilişkin ve pedogojik meseleleri ele alan kitapta, bilim tarihi ve felsefesinin söz konusu meselelerin çözümüne nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

    Elinizdeki kitabın tarihsel perspektifi öğrencilere, öğretmenlere ve araştırmacılara bilimsel bilginin kaynaklarını anlatırken, felsefe, metafizik, matematik gibi alanlarla ve Avrupa Aydınlanması gibi toplumsal gelişmelerle ilişkisini de aktarıyor. Yapılandırmacılık, dünya görüşleriyle bilim ilişkisi, çokkültürlü fen eğitimi, sorgulayıcı öğretim, değerler ve öğretmen eğitimi hakkında ayrıntılı argümanları geniş bir alanyazına referans vererek bir araya getiren Fen Öğretimi, bu alandaki eğitimciler ve öğrenciler için sağlam bir kaynak.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Merak Çağı

    ,
    Yazar: Richard Holmes
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Romantik Dönem Kuşağı Bilimin Güzelliğini ve Dehşetini Nasıl Keşfetti?

    Merak Çağı on sekizinci yüzyılın sonunda Britanya’yı kasıp kavuran ve bilime Romantik bir ufuk açan İkinci Bilimsel Devrime dair bir anlatı.
    On yedinci yüzyılda gerçekleşmiş olan Birinci Bilim Devrimi çoğunlukla Newton, Hooke, Locke ve Descartes’la ve Londra’da Kraliyet Cemiyeti’nin, Paris’te de Bilimler Akademisi’nin neredeyse aynı zamanda kuruluşuyla bağdaştırılır. İkinci devrim ise öncelikle astronomi ve kimya alanlarındaki bir dizi büyük buluştan ilham almıştı. On sekizinci yüzyıl Aydınlanma akılcılığından doğan, fakat bilimsel çalışmalara keşif yapma idealini katarak onu dönüştüren bir hareketti.
    Richard Holmes’un Merak Çağı dediği zaman aralığı simgesel olarak, iki ünlü keşif yolculuğuyla belirlenmiştir. Bunlar, Kaptan James Cook’un Endeavour’la dünyanın çevresini ilk kez dolaştığı yolculuk (1768) ile Charles Darwin’in Beagle’la Galapagos adalarına yaptığı yolculuktur (1831). Astronom William Herschel ve kimyager Humphry Davy bu döneme keşifleriyle damga vurmuştu. Kitapta başka şahsiyetler de yer alıyor; Romantik dönemin ruhuna özgü bilimsel girişimlerden ve balon yolculuğu, keşifler, hayalet avcılığı gibi heyecanlı serüvenlere dair birçok olaydan söz ediliyor.
    Romantizm genellikle bilimin düşmanı sayılır: Romantik öznellik ile bilimsel nesnellik idealleri birbiriyle bağdaşmaz bir karşıtlık olarak görülür. Richard Holmes durumun her zaman böyle olmadığı ya da bu terimlerin birbirini dışlamadığı görüşünde. Merak kavramının, bir zamanlar öznellik ile nesnelliği birleştirdiğini savunuyor.
    Richard Holmes, bilim kültürünü sürdürmemizde üç şeye gereksinim duyduğumuza dikkat çekiyor: Kişisel merak duygusu, umudun gücü, dünyanın geleceğine dair canlı ama sorgulayan bir inanç.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Belleğin Peşinde

    Yazar: Eric R.Kandel
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Yeni Bir Zihin Biliminin Doğuşu

    Zihin dünyamızı bir bütün kılan, belleğimizdir. Bizi biz yapan, öğrendiklerimiz ve hatırladıklarımızdır. Beyin anıları nasıl yaratır? Nobel ödüllü bilimci Eric R. Kandel Belleğin Peşinde'de, zihin biliminin tarihi ile belleği anlama konusundaki bireysel merakının öyküsünü birleştiriyor. Bilişsel psikoloji, sinirbilimi ve moleküler biyolojiyi bir araya getiren zihin bilimi, farklı ülkelerden bilimcilerin sordukları sorular ve attıkları adımlarla şekillenmiş yeni ve güçlü bir bilim dalı.

    Belleğin beyindeki nöron devrelerine nasıl işlendiğini ortaya koyarak zihin bilimi alanında çığır açan Kandel, çalışmalarına ilham veren ve onu yönlendiren bilim insanlarının çalışmalarını anlatısına katarak, 20. yüzyılın zihin araştırmalarının geniş bir özetini de sunuyor.

    Anılar ile tarihi, modern biyoloji ile davranış araştırmalarını sürükleyici bir anlatımla işleyen Belleğin Peşinde, Kandel'in Nazi işgali altındaki Viyana'da geçen çocukluk günlerinden başlayıp, 20. yüzyılın önde gelen bilimcileriyle birlikte başardığı keşiflere yol alıyor. Kandel hem bireysel hem de bilimsel hayatında belleğin izinden giderken, okuru da bilimin renkli ve sürprizli dünyasıyla buluşturuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Rusya’nın Kısa Tarihi

    Yazar: Paul Bushkovitch
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    20. yüzyılın büyük bölümünde bir ülkeden çok sosyalizm fikrinin temsili olarak görülen Rusya, siyaseti, ekonomisi ve kültürü hakkında önemli tartışmalar yapılmasına karşın, pek çok açıdan kapalı kutuydu. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Rusya’da tarihle ilgili çok sayıda yayını gün yüzüne çıkardı. Bugün Rusya tarihi Sovyet deneyimiyle sona ermeyen bin yıllık bir dönem sayılıyor. Rusya’nın 1917’den önceki ve sonraki tarihini her yönüyle içeren Rusya’nın Kısa Tarihi pek çok farklı unsurun harmanı olan Rusya’yı bir tablo gibi önümüze seriyor.

    Rusya tarihini 9. yüzyıldan alarak günümüzdeki gelişmelere dek inceleyen Paul Bushkovitch, Rusya’nın yalnızca siyasi tarihini değil, edebiyat, sanat ve bilim alanlarındaki serüvenini de sunuyor. Farklı alanlardan tanınmış şahsiyetleri yaşadıkları dönem içinde tanıtan kitap ayrıca Rus halkının kökeninden Ortodoks inancının etkilerine, asırlar içinde değişen gündelik yaşam alışkanlıklarından toplumsal hareketlere kadar sayısız konuda fikir veriyor.

    Rusya’nın Kısa Tarihi, Rusya’yı anlamak ve Rus halkının tarihini öğrenmek için temel bir eser niteliğinde.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Evrimin Dört Boyutu

    Yazar: Eva Jablonka, Marion J. Lamb
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Yaşam Tarihinde Genetik, Epigenetik, Davranışsal ve Simgesel Değişimler

    Moleküler biyolojinin ulaştığı bulgular, Darwin kuramının gen merkezli yorumuna, yani adaptasyonların sadece şansa dayalı DNA varyasyonlarına dayandırılmasına meydan okuyor. Çünkü günümüzde kalıtım ve evrim görüşlerinde büyük bir devrim yaşanıyor. Bu devrimin peşinden giden ve kalıtımda genlerden başka unsurların da olduğunu ileri süren Jablonka ile Lamb, evrimin “dört boyutu”nun, yani evrimde rol oynayan dört kalıtım sisteminin izini sürüyorlar. Bu sistemler; genetik, epigenetik (ya da özellikleri, DNA temelli olmayan hücresel aktarım sistemleriyle geçirmek), davranışsal ve simgesel (dil ve diğer simgesel iletişim sistemleriyle aktarım) olarak isimlendirilmektedir. Bugün geniş çevrelerce kabul görmüş gen merkezli ve tek boyutlu görüşe kıyasla zengin ve karmaşık bir evrim görüşü ortaya koyan Jablonka ile Lamb’in yeni sentezi, tetiklenmiş ve edinilmiş değişikliklerin de evrimde rol oynadığını açıklığa kavuşturuyor. Jablonka ile Lamb, önce her kalıtım sistemini ayrıntılarıyla ele alıp daha sonra da tüm bu sistemlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğunu göstererek parçaları birleştiriyorlar.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Isaac Newton

    ,
    Yazar: James Gleick
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Isaac Newton karanlığın, cahilliğin, büyünün hâkim olduğu bir dünyada doğmuştu. Olağandışı iffetli ve takıntılı bir yaşam sürdü. Ana-babadan, sevgiliden, dosttan mahrumdu. Yoluna çıkan büyük insanlarla sert tartışmalara girdi. En az bir kere deliliğin kıyısına geldi. Çalışmalarını gizli tuttu; tüm bunlara rağmen insanlığın elindeki bilginin ana çekirdeğine katkı yolunda yaptığı keşifler, kendisinden öncekilerin ve sonrakilerin keşiflerini aşmıştır. Modern dünyanın baş mimarıydı. Işığın ve devinimin kadim felsefe bulmacalarını çözdü. Yerçekimini keşfetti. Gökcisimlerinin seyrinin nasıl tahmin edileceğini gösterdi; böylece evrendeki yerimizi belirlemiş oldu. Bilgiyi, somut ve uygulamaya dönük bir mesele haline getirdi; onu nicel ve kesin kıldı. Birtakım ilkeler ortaya koydu. Bunlara Newton yasaları diyoruz.

    Newton’ın adı, bir dünya sistemine işaret eder. Maddeyi ve uzayı, Tanrı’dan bütünüyle koparmamıştır. Doğa hakkındaki görüşünü, esrarlı, gizli, mistik niteliklerden arındırmamıştır. Hep düzen aradı, düzene inandı, fakat gözlerini kaostan hiç ayırmadı.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dillerin Tarihi

    Yazar: Tore Janson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Dillerin nasıl doğduğu ya da ortadan kaybolduğu meselesi, o dilleri konuşan insanların yaşadıklarıyla yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle, dilleri tarihsel koşullar belirler. Öte yandan tarihsel olaylar da insanların konuştuğu dillerin yarattığı koşullara bağlıdır. Dolayısıyla tarih dillerden etkilenir, dillerse tarihin parçasıdır. Tore Janson, hem tarihsel dönemeçlere hem de coğrafi farklara atıfta bulunarak dillerin tarihteki rolünü ortaya koyuyor.
    Dillerin Tarihi dilbilim ile tarih disiplinleri arasında köprü kuran bir eser. Dünyanın kimi büyük dil bölgelerinin yanı sıra, dillerin tarihle ilişkisini gösteren ve daha az bilinen pek çok örnek de sunuyor.
    Tarih, antropoloji, siyaset bilimi, dilbilim ve yabancı dil öğrencilerinin ve bu konulara ilgili genel okurun faydalanabileceği Dillerin Tarihi, diller ile toplumlar arasındaki ilişkilere dair bir perspektif sunarken, şimdiki zaman ile geleceği değerlendirme konusunda da önemli ipuçları veriyor.

  • Boş Sayfa: İnsan Doğasının Modern İnkârı

    Yazar: Steven Pinker
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    İnsan Doğasının Modern İnkârı

    Dil ve zihin konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Steven Pinker, Boş Sayfa’da insan doğası tartışmasını ve bunun ahlaki, duygusal, siyasal renklerini irdeliyor. Kendine özgü bir mizah duygusuyla ele aldığı konular hakkındaki düşüncelerini berrak bir şekilde ifade eden Pinker, geçen yüzyılda birçok aydının kabul ettiği ve zihnin doğuştan gelen özellikler barındırmadığını söyleyen “boş sayfa” öğretisinin, “insanlık” dediğimiz ortak değerlerimizi ve bireysel tercihlerimizi inkâr ettiğini öne sürüyor. Pinker ayrıca, “boş sayfacıların” toplumsal sorunları nesnel bir şekilde çözümlemek yerine avutucu sloganlarla yetindiklerini; siyaset, şiddet, çocuk yetiştirme ve sanat anlayışlarımızı çarpıttığını savunuyor. Tarafların karşılıklı olarak birbirlerini suçladıkları “insan doğası” tartışmalarına soğukkanlılık ve akılcılık şırınga eden Pinker, bilim ve sağduyuya dayalı bir insan doğası anlayışını dürüstçe kabul etmenin önemini vurguluyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Elektronun Tarihçesi

    ,
    Yazar: Jaume Navarro
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    J.J. ve G.P. Thomson

    Deneysel Fizik Profesörü ve Cambridge Cavendish Laboratuvarı müdürü Joseph John Thomson, 1897’de, katot ışınlarında elektrik taşıyan öğelere parçacıklı bir doğa atfetti. Bu olay, geleneksel olarak elektronun keşfi kabul edilen gelişmenin ana unsurudur. Tam otuz sene sonra oğlu George Paget Thomson, elektron kırınımının ilk görüntülerini elde etti ve bu görüntüler sayesinde, babasının elektronlarının dalga benzeri davranışlarını gösterdi. İşe bakın ki, babası bir dalga görüngüsünün (katot ışınları) tanecikler bağlamında açıklanabileceğini göstermişken, oğlu da babasının belirlediği taneciklerin dalga özelliği taşıdığını ileri sürüyordu. Elinizdeki kitabın öyküsü kısaca budur. Birçok fizikçi ve bilim tarihçisi bu öyküye aşina olsa da, bu kitapta ilk defa ayrıntılarıyla anlatılıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Prizma ve Sarkaç

    Yazar: Robert P. Crease
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bilimde En Güzel On Deney

    İş başındaki bilimciler, laboratuvarda yapılan deneylerin nasıl zahmetli bir mesai anlamına geldiğini bilirler. Bilimciler zamanlarının çoğunu ayar yapmakla, tasarlamakla, pürüzleri gidermekle, sıradan sorunları çözmekle, para ve destek bulmak için rica minnet etmekle geçer. Bilim, çoğunlukla, yapabildiklerimizin ya da bildiklerimizin üstüne yavaş yavaş eklemeler yapmaktan ibarettir. Fakat ara sıra, öngörülemez biçimde ama kaçınılmaz olarak öyle bir hadise gerçekleşir ki, yeni bir içgörü billurlaşır ya da dünyayı algılama biçimimiz yeni bir hal alır. Bizi kafa karışıklığının hükmettiği durumdan çekip çıkarır, ilave bir soruya yer bırakmaksızın, doğrudan, neyin önemli olduğunu gösterir ve doğayla ilgili fikirlerimizi dönüştürür. Bilimciler bu gibi anlara “güzel” deme eğilimindedir.

    Bir deneyin güzelliği unsurlarını nasıl dile getirdiğinde saklıdır. Eğer güzel bir deney birtakım sorular doğuruyorsa, bu sorular deneyin kendisinden ziyade dünyayla ilgilidir.

    Elinizdeki kitabı, özel bir galeri sayabilirsiniz. Bu galeride, her biri özgün tasarıma, ayrı malzemelere ve benzersiz cazibeye sahip, nadir bulunan güzellikte parçalar var. Bu deneyler zaman sırasına göre dizildi. Bu yaklaşım, bilimin neredeyse 2500 yıllık yolculuğunun enginliğine dair güçlü bir his uyandırıyor. Bu liste bizi, dünyanın temel nitelikleri hakkında kaba tahminler elde etmenin bilimin acil meseleleri olduğu bir devirden alıp, bilimcilerin atomun ve bileşen parçacıklarının özelliklerine dair hassas ölçümler yapmaya başladığı bir çağa götürüyor. Güneş saati ve eğik düzlemler gibi ev yapımı basit aletlerin devrinden, ileri aygıtların kullanıldığı bir devre götürüyor. Bilimcilerin genellikle tek başlarına çalıştığı bir devirden, çoğunlukla yüzlerce kişiden oluşan ekiplerle çalıştıkları günümüze getiriyor. Alanın en ilginç simalarından bazılarının kişiliklerine ve yaratıcı düşünce tarzlarına göz atmamızı sağlıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Foucault ve İran Devrimi

    Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

    1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

    Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

    Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

    Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Gen Çeviktir

    Yazar: Matt Ridley
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Doğuştan Gelen Özellikler mi Çevresel Etkenler mi?

    Genlerle ilgili son keşiflere dayanan başarılı bilim yazarı Matt Ridley, insan davranışlarının kökenine eğildiği bu özenli kitabında dikkatini doğa-yetiştirme tartışmasına çeviriyor.

    Doğa ve yetiştirme partizanları arasındaki yüzyıl savaşını naklediyor Ridley, böylelikle insanoğlu dediğimiz çelişkilerle yoğrulmuş bu varlığın aynı anda nasıl hem özgür irade sahibi hem de içgüdüler ile kültürün etkisi altında olduğunu açıklıyor. İnsan genomunun şifresinin çözülmesiyle artık biliyoruz ki genler beynin yapısını kabaca belirlemekle kalmıyor, ayrıca deneyimlere yanıt verebiliyor, sosyal tepkiler meydana getirebiliyor, hatta bellek oluşturabiliyorlar. Genler, iradenin hem sonucu hem de sebebidir.

     

    New York TIMES

    Ridley bilim yazarı olarak çok yetenekli. En zorlu tartışmaları zekice benzetmelerle aydınlatmasını biliyor.

     

    Los Angeles TIMES

    Ridley’in değindiği mesele için duyduğu heyecan okuyucuya bulaşıyor… Gösterişli, esprili, mizah anlayışına sahip bir tarzla yazıyor. Karışık meseleleri sıradan okuyucuya rahatlıkla anlatıyor.

     

    STEVEN PINKER

    Kitap, kavrayış gücüyle, bilgelikle, şık bir tarzla yazılmış… Bizi biz yapan şeyin ne olduğuyla ilgili son keşifleri açık bir dille anlatıyor, konu ne olmak istediğimiz şeye gelince de bu keşifleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğini söylüyor bize.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni

    Yazar: Alan Barnard
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Sosyal antropoloji, kültür ve kültürler arası karşılaştırma gibi kavramları mesele etmesinden ötürü, insanın toplumsal yaşamının kökenlerini anlamak bakımından son derece faydalı bir araştırma alanıdır. Tıpkı arkeologlar gibi sosyal antropologlar da zaman katmanlarını geriye doğru eşeleyip, dilin, simgeciliğin, ritüelin, akrabalık sistemlerinin, mütekabiliyet ahlakı ve siyasetinin kökenlerine ulaşmaya çabalamaktadırlar. Alan Barnard bu kitabında, insanın kökenini ele alan bir sosyal antropoloji dalı kurulmasını savunuyor ve böyle bir çalışma dalının çerçevesini çizip, geçmişini özetliyor. Barnard’a göre, disiplinler arası bir alan olan insanın kökeni araştırmaları, sosyal antropoloji içinde meşru bir alt disiplin olabilir ve olmalıdır.

    Barnard arkeoloji, biyolojik antropoloji, hatta dilbilim alanında çalışan akademisyenlerin, toplumsal ve kültürel unsurlara yeterince eğilmediğine dikkat çekiyor; benzer bir sorunun, bağlantılı disiplinler olan primatoloji, evrim psikolojisi ve insan genetiği gibi alanlar için de geçerli olduğunu öne sürüyor. Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni, antropoloji araştırmalarında büyük bir boşluğu doldurmayı hedefleyen öncü bir çalışma. İnsanın ve kültürel evriminin tarihöncesini daha iyi anlayabilmek için, gerçek sosyal antropolojiden faydalanmanın şart olduğunu vurguluyor. Barnard’ın bu çalışması, sosyal antropologların, insanın kökeni çalışmalarına ilgi duymasını sağlayacak güçlü bir temel oluşturma iddiasında.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL