Alan Barnard

  • Tarihöncesinde Dil

    Yazar: Alan Barnard

    Çevirmen: Mehmet Doğan

    İnsanlar tarihimizin yüzde doksanında “avcı-toplayıcı” olarak yaşadılar ve birbirleriyle konuşuyorlardı. Konuştukları dilin kökenine ve evrimine ilişkin elimizde dolaysız bir kanıt mevcut değil; hatta ilk insanların konuşma ya da işaret dili var mıydı, bilmiyoruz. Bu zorluğun farkında olan antropolog Alan Barnard, çevremizde var olanlardan hareketle dile ilişkin geçmişimizi önemli ölçüde anlayabileceğimizi ileri sürüyor. Dünyanın pek çok yerinde hâlâ avcı-toplayıcılar yaşıyor; bu topluluklar, konuşma tarzlarını, dillerini, dillerden ne amaçla yararlandıklarını araştırmamız bakımından büyük önem taşıyorlar. Olağanüstü geniş kelime dağarcıkları var ve dilbilgisi açısından hayli karmaşık, gelişkin bir dile sahipler.

    Barnard, avcı-toplayıcıları, kendi şartlarında anlayarak yaşamlarını inceliyor. Okuma yazma bilmeyen insanlar olarak dili nasıl algılıyorlar? Dili ne amaçla kullanıyorlar? Dilbilgisine ilişkin bilgileri hiç yok mu yoksa dilbilgisiyle oyunlar oynamaktan keyif almalarına yetecek kadar bir dilbilgisi anlayışları bulunuyor mu? Bugüne dek yapılmış belli başlı araştırmaları ve kuramları ele alarak bu tür soruları irdeleyen Tarihöncesinde Dil, dilin evrimine ilgi duyan herkesi tatmin edecek bir çalışma.

    BABİL’DEN SATIN AL
  • Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni

    Yazar: Alan Barnard
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Sosyal antropoloji, kültür ve kültürler arası karşılaştırma gibi kavramları mesele etmesinden ötürü, insanın toplumsal yaşamının kökenlerini anlamak bakımından son derece faydalı bir araştırma alanıdır. Tıpkı arkeologlar gibi sosyal antropologlar da zaman katmanlarını geriye doğru eşeleyip, dilin, simgeciliğin, ritüelin, akrabalık sistemlerinin, mütekabiliyet ahlakı ve siyasetinin kökenlerine ulaşmaya çabalamaktadırlar. Alan Barnard bu kitabında, insanın kökenini ele alan bir sosyal antropoloji dalı kurulmasını savunuyor ve böyle bir çalışma dalının çerçevesini çizip, geçmişini özetliyor. Barnard’a göre, disiplinler arası bir alan olan insanın kökeni araştırmaları, sosyal antropoloji içinde meşru bir alt disiplin olabilir ve olmalıdır.

    Barnard arkeoloji, biyolojik antropoloji, hatta dilbilim alanında çalışan akademisyenlerin, toplumsal ve kültürel unsurlara yeterince eğilmediğine dikkat çekiyor; benzer bir sorunun, bağlantılı disiplinler olan primatoloji, evrim psikolojisi ve insan genetiği gibi alanlar için de geçerli olduğunu öne sürüyor. Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni, antropoloji araştırmalarında büyük bir boşluğu doldurmayı hedefleyen öncü bir çalışma. İnsanın ve kültürel evriminin tarihöncesini daha iyi anlayabilmek için, gerçek sosyal antropolojiden faydalanmanın şart olduğunu vurguluyor. Barnard’ın bu çalışması, sosyal antropologların, insanın kökeni çalışmalarına ilgi duymasını sağlayacak güçlü bir temel oluşturma iddiasında.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Simgesel Düşüncenin Doğuşu

    ,
    Yazar: Alan Barnard
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Pek çok canlı türü iletişim kurar ama sadece insanlar bir dile sahip; yalnızca insanlar simgeler aracılığıyla iletişim kuruyor. Dolayısıyla simgelerle düşünmek insana özgü bir nitelik. Her ne kadar ilk-insanlar “düşünebilse”, hatta yaratıcı olsalar da, iletişim amaçlı mecaz yapma, simgeler geliştirme ya da sanatsal yaratıcılık becerilerinden yoksunlardı. Ayrıca üzerine kafa yorulacak ya da başkalarıyla paylaşılacak mistik fikirlere de sahip değillerdi. Yalnızca avcı-toplayıcılar zengin ve karmaşık bir dil konuşabiliyorlardı. Alan Barnard’a göre, insan olmanın anlamı, demir, buhar, elektronik çağlarındaki toplumsal yaşam kadar avcı-toplayıcıların toplumsal yaşamında da saklıdır. Avlanmak, meyve ve bitki toplamak türümüzün “doğal” geçim yollarıdır ve simgesel düşüncenin doğuşunda da mevcuttular. İnsanlık durumu, başka insan toplumu türlerine kıyasla en berrak haliyle avcı-toplumlarda görülmektedir. Simgesel Düşüncenin Doğuşu, avcı-toplayıcı düşünce biçiminin kökenine ve simge marifetiyle doğayla, dünya ruhuyla ve insanlarla iletişimin başlangıcına göz atmaya çalışıyor.

    Simgesel düşünce bir kez vücut bulunca dili, ritüeli, müziği, sanatı, inancı etkiler ve ardından daha teşekküllü bir dil gelişir. Bu kültürel biçimlerden de nihayetinde, mitolojik düşünce için gerekli olan dilsel karmaşıklık filizlenir, yani mit aracılığıyla simgesel düşüncenin gitgide daha kapsamlı permütasyonları ortaya çıkar. Mitolojik düşünce, giderek daha karmaşıklaşan bir dil gerektirir, ardından bu da giderek karmaşıklaşan mitolojik ve simgesel bir düşünme biçimi doğurur.

    Alan Barnard bu çalışmasında ilgisini, dilsel karmaşıklık ile kültürel karmaşıklık ilişkisine ve sosyal antropolojinin görkemli sorularından birisi olan simgesel düşünmenin kökenlerine yöneltiyor; insanların simgelerle düşündüğü tahminen son 130.000 yılın kısa bir tarihçesini ortaya koymaya çalışıyor.
     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL