İstanbul

  • Constantinople

    Yazar: Edwin A. Grosvenor

     

    The book is organized chronologically, by political history, and then by theme; a great deal of space is devoted to archaeological history, art history, and architecture. Also discusses the physical nature of the city: how the art, the growth of the streets, and the politics all affected the city's appearance today. The history, mythology, art, and décor of significant mosques in the city are included. Contains about 600 pages of analysis, with a great number of photographs and illustrations. Constantinople was “the most important treatise . . . that has yet appeared in English,” wrote a reviewer in the Springfield Republican. “One of the books of the year.” The New York Times said that Grosvenor was “uniquely suited to the task.” This special edition of the book comprises two volumes, separately published in 1900 and 1895.

     

    Türkçe tanıtım:

    Yazar ve tarihçi Edwin A. Grosvenor’un siyasi tarih doğrultusunda kronolojik olarak olayları sıraladığı Constantinople; İstanbul’un arkeolojik, sanat ve mimari tarihini içeriyor. Kitap ayrıca şehrin fiziksel yapısını, caddelerini, meydanlarını, semtlerini ele alıyor. Şehrin başlıca camilerinin dekoru üzerinden tarih, mitoloji ve sanatın da konu edildiği 600 sayfalık kitap çok sayıda fotoğraf ve illüstrasyon da içeriyor. İlk kez yayımlandığı 1895 yılında eleştirmenler tarafından “Yılın en önemli kitabı” olarak değerlendirilen Constantinople ilk baskısından yaklaşık 120 yıl sonra tek cilt olarak orijinal dilinde özel bir baskıyla yeniden okur karşısında.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İstanbul Haneleri

    Yazar: Alan Duben, Cem Behar
    Çevirmen: Nuray Mert

    Evlilik, Aile ve Doğurganlık 1880-1940

    Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul, birçok Batı Avrupa toplumunun 20. yüzyıl öncesindeki demografik özelliklerine sahipti. Doğurganlık oranı kırsal kesimin üçte biri, evlenme yaşı kırsal kesimden yaklaşık on yıl geçti. 1920’lere kadar İslam imparatorluğunun başkenti olan bir şehirde bu nasıl mümkün olabiliyordu?

    Alan Duben ve Cem Behar, 1880-1940 döneminin İstanbulunu ve İstanbullusunu evlilik, aile ve doğurganlık ilişkileri açısından ele alıyor; ulaştıkları rakamların işaret ettiği sosyal ve kültürel olayların güçlü değişimleri yansıttığını ortaya koyuyorlar. İstanbul Haneleri aile ve ev hayatı, toplumda kadının ve erkeğin yeri, aile hayatının Batılılaşması, evliliğin temellerinde yaşanan değişim, kuşak çatışması, doğum kontrolüne karşı sergilenen tutum ve uygulanan metotlar ile gündelik aile hayatına ilişkin daha birçok sosyal ve kültürel konuyu inceliyor. Yazarlara göre, aile, evlilik, kadın, çocuk ve gündelik hayat konusundaki düzen, 1840-1920 arasında yaşanan büyük siyasal ve kültürel dönüşümün odak noktası olmuştur. Ailede yaşanan değişim ve krizler, yeni bir uygarlık dünyasına geçişten kaynaklanan geniş çaplı dönüşüm krizinin bir uzantısıdır.

    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Batı Avrupa, Balkanlar ve Asya’dan gelen etkilerin karıştığı bir alan ve uygarlıkların buluşma noktası konumundaki İstanbul’u, bütün toplumun kimliğini yeniden şekillendiren sosyal ve kültürel değişimlerin sahnesi olarak değerlendiren Duben ve Behar’ın edebiyat eserlerinden gazete yazılarına, bireysel tanıklıklardan mahkeme kayıtlarına uzanan kapsamlı kaynakçası okuyucuya sağlam bir bilimsel perspektifin yanında ilginç ve sürükleyici bir öykü de sunuyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Sandıktaki Hatıralar

    Yazar: Ohannes Aram Kondayan
    Çevirmen: Karin Karakaşlı

    Çocukluk, Tehcir, İstanbul

    … İki hafta sonra çadırlar söküldü ve tehcir edilenler bir kez daha bilinmez bir yere doğru yola çıkarıldılar. Jandarma çadırın yanında duruyordu. Oğlan ona yaklaştı ve üzerinde küçücük renkli boncuklarla çiçek desenleri işlenmiş küçük bir bozuk para kesesini kabul etmesini rica etti. Bu oğlan için kıymetli bir şeydi. Bu keseyi ona doğduğu şehirde Noel ve Paskalya’da amcasıyla birlikte ziyaret ettikleri mahkûmlar vermişti. Oğlanın evinden getirdiği hediyelere karşılık olarak mahkûmlar da bunu vermek istemişlerdi.

    Jandarma keseyi kabul etmeden önce bir an duraksadı. Belli ki bu insanlar yola çıkarken ne zamandır aklından geçirdiği ve giderek derinlere kök salmış olan bir şeyleri söylemek istiyordu. Gökyüzünü işaret etti ‘Sizin Ona varan kendi yolunuz var, bizim kendi yolumuz. Bütün yollar O’nda buluşur’ dedi.

    Oğlan büyüyüp de yetişkin bir erkek olduğunda bu jandarma kendisi için iyi kalpli bir insandan çok daha fazlasını ifade etmeye başladı. Tehcir yıllarından sağ kurtulacak denli şanslı olmuş, sonrasında ise bu tehcirden daha az acılı ya da ümit kırıcı sayılamayacak başka deneyimlerden geçmişti. Ama tüm bunların ortasında her zaman Anadolu ovalarındaki bu sıradan, okuma yazması olmayan, silahlı muhafızı insanlığın, daha derin bir maneviyatın, daha kalıcı insani niteliklerin simgesi olarak aklına getirebiliyordu. Bu adam, tek bir insanın çilesinde ve adanmışlığında bütün ruhların akrabalığını hissetmişti. Aileye sağladığı su bir inanç eylemiydi, kendi ruhunun özgürlüğünde keşfettiği şeyin evrenselliğine olan inanç…

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL