Toplum

  • İmparatorluğun Bedeli

    Yazar: Nadir Özbek

    Osmanlı’da Vergi, Siyaset ve Toplumsal Adalet (1839-1908)

    19. yüzyılın başında dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı mali krizin temel nedeni, taşrada toplanan vergilerin önemli bir bölümünün aracıların elinde kalmasıydı. Reform adımlarıyla artırılan vergi geliri sayesinde İmparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na kadar ayakta tutuldu. Bu nedenle, 19. yüzyılda Osmanlı merkezî yönetiminin vergi gelirlerini nasıl artırabildiği sorusu önem taşıyor.

    Çalışmasında bu soruya yanıt arayan Nadir Özbek, reformların ve mali merkezileşme sürecinin merkezî hazineye giren vergi gelirlerini nasıl artırdığını gösterirken, bu sürecin toplumsal ve siyasal bedelinin de bir hayli ağır olduğunu gözler önüne seriyor. Halk üzerindeki baskının artmasının siyasi rejimin meşruiyetini sorgulattığını, vergi rejiminin eşitlik ve adaletten uzak olmasının İmparatorluğun birçok bölgesindeki milliyetçi hareketlere ivme kazandığını vurgulayan çalışma, önce Rumeli’de, sonra Doğu Anadolu’da patlak veren Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeni sorunlarının ardında vergi meselesinin de olduğunu ortaya koyuyor.

    19. yüzyıl Osmanlı toplumunda bölüşüm ilişkileri, vergi adaleti, siyasal ve toplumsal meşruiyet, vergi tahsil kurumu ve pratikleri, iltizam sisteminin dönüşümü, vergi tahsilatının askerî niteliği, baskı ve şiddet boyutu gibi konuları ele alan İmparatorluğun Bedeli, modernleşme olarak tanımlanan reformların, Osmanlı toplumunu oluşturan halklara nasıl bir bedel ödettiğini, gündelik hayatın somutluğu içinde inceliyor.

     

    Şevket Pamuk

    Osmanlı’nın son döneminin can alıcı konularından birini büyük ustalıkla ele alan Özbek’in çalışması hem tarih meraklıları hem de profesyonel tarihçiler için önemli ve okunması gereken bir eser.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Kültür ve Toplum

    Yazar: Jeffrey C. Alexander, Steven Seidman
    Çevirmen: Nuran Yavuz

    Güncel Tartışmalar

    Kültür ve toplum, karmaşık sorunlar içeren konulardır. Bu yüzden akademisyenler arasında kültüre yaklaşım bakımından farklılıklar vardır: Kültür, mantıksal olarak iç içe geçmiş bir simgeler kümesi midir, yoksa ulaşılmak istenen toplumsal nitelikleri dayatan bir değerler toplamı mıdır? Kültür, kutsal ve kutsal olmayan hakkında duygu yüklü simgelerden mi, yoksa öte dünyadaki kurtuluşa ilişkin metafiziksel fikirlerden mi müteşekkildir? Bu sorulara birbirinden farklı yanıtlar verilmiştir. Kültür, yalnızca belli bir ekolün, hatta belli bir disiplinin çerçevesi içinden incelenemeyecek kadar karmaşıktır. Antropoloji, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe, dilbilim, edebiyat çözümlemeleri, tüm bu disiplinlerin ayrı ayrı kültür ve toplumla ilgili çalışmalara önemli katkıları olmuştur.

    Kültür ve Toplum, günümüz sosyal bilimlerinde kültüre ilişkin mevcut belli başlı yaklaşımları çeşitli başlıklar altında tanıtmayı amaçlıyor. Bu konuda önde gelen sosyal bilimcilerin kültür ve toplum konularındaki çözümlemelerinden bir seçki sunuyor. Burada yer alan makaleler, kendilerine özgü yaklaşımlarıyla, kültürün ne oranda bağımsız olduğunu, toplum ile kültür arasındaki karşılıklı ilişkilerin nasıl kurulması gerektiğini, kültürün kilit unsurlarının neler olduğunu ve bu unsurların kendi aralarındaki ilişkileri sorguluyor.

    Bu derlemenin bir amacı da, kültür ve toplum konusundaki farklı savların her birinin hakikatin bir öğesini taşıdığını göstermektir. Kültürü, öznel anlama başvurmadan anlamamız mümkün değildir, ama kültürü toplumsal ve yapısal bir çerçeve içine almadan da anlayamayız. Toplumsal davranışı yorumlayabilmek için önce onun, kendi icadı olmayan kodları izlediğini kabul etmemiz gerekir; öte yandan, insanın yaratıcı gücünün her kültürel kod için değişken bir çevre yaratabildiğini de kabul etmeliyiz. Miras aldığımız metafizik idealar, modern kültürel yapılar için ayrıştırılamaz bir ağ oluşturur ve iktidar sahibi kesimler, kültürel yapıları, meşrulaştırıcı araçlara dönüştürmeye çalışırlar ve bunu da genellikle başarırlar.

  • Küresel Krizlerden Sürdürülebilir Topluma

    Yazar: Nükhet Barlas

    Çağımızın Çevre Sorunları

    İnsanoğlu büyük ölçüde kendi yol açtığı önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıya. Uygarlığın gelişme sürecinde ortaya çıkan kirlilik ve aşırı kaynak tüketimi sorunları, gitgide kendi geleceğimizi tehdit eder boyutlara ulaşmakta. Önümüzdeki zor hedef, doğal kaynakların ve yaşamı destekleyen ekosistemlerin kapasitesini aşmadan toplumların yaşam kalitesini artırmayı sürdürebilmek.

    İnsan etkinliklerini önümüzdeki riskleri azaltacak güvenli sınırlar içine çekerken, iklim değişikliği gibi tehditlere karşı da fiziksel ve sosyal altyapılarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Bu sürdürülebilir uygarlık ancak hepimizin katkılarıyla gerçekleşebilecek. Belki insanoğlunun en büyük düşmanı kendisi, ama en büyük umudu da öyle.

    Kitapta küresel çevre sorunları Gıda ve Su, İklim, Enerji ve Atıklar, Ekoloji, Yeni Ekonomi Tartışmaları, Sürdürülebilirlik başlıkları altında altı bölümde ele alınıyor. Bu karmaşık ve çok-disiplinli konulardaki bilimsel bulgular, farklı tezler kolay okunabilir bir biçimde özetleniyor ve uygarlığımızın bu sorunlarla nasıl baş edebileceği değerlendiriliyor.

    Nükhet Barlas, 1978’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre Atlanta'da bilgi işlem uzmanı olarak çalıştıktan sonra, 1988'de Miami Üniversitesi’nde Çevre Bilimi dalında lisansüstü eğitimini tamamladı. Cincinnati’de tanınmış bir çevre ve mühendislik danışmanlık şirketinde çalışmasının ardından İstanbul'a döndüğü 1993'ten beri çevre danışmanlığı yapıyor ve çevre konularında yazıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Tıp ve Toplum

    Yazar: Mary Lindemann
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Tıp tarihi, genel tarihin ayrılmaz bir parçasıdır; hatta erken modern dönem dünyasını derinden kavramakla ilgilenenler için tıp tarihini anlamak zorunludur. Dolayısıyla, tıp tarihini, tüm o göz alıcı buluşlara ya da mücadeleci öncülere dair destansı ya da romantik hikâyeler olarak kaleme almak artık yeterli değil. Bugün tıp tarihi bilimi, 1500’den 1800’e dek Avrupalıları etkileyen toplumsal, kültürel, iktisadi etkenlerin hepsini hesaba katmak zorunda.

    Kimi araştırmacılara göre erken modern dönem cehaletin, sefaletin, yanılgıların ve bitmek bilmez acıların hâkim olduğu “eski kötü günler”dir; o günlerde din ve batıl inanç “bilime” ayak direrken, “iman ile akıl” arasındaki mücadele aklın lehine henüz sonuçlanmıştır ve bu karanlık çağda bir avuç gözü pek adam, daha bilim doğmadan bilim adamı olabilmiştir. Mary Lindemann ise tıp tarihini bir ilerleme hikâyesi olarak görmeyi yadsıyor; bu yöntemin doğasındaki yanlışlara işaret ediyor.

    Tıp ve Toplum’un özelliklerinden birisi de toplumsal ve kültürel tarih üzerinde kuvvetle durmasıdır. Dolayısıyla hekimler kadar hastalara da ilgi gösteriyor, tıp doktorları kadar “genel” şifa yöntemlerini uygulayan diğer pratisyenlerle de ilgileniyor; sadece üniversite tedrisatına değil tüm tıp eğitimi biçimlerine eğiliyor; din gibi başka sistemlerin önemini ve bunların tıp üzerindeki etkisini ihmal etmiyor.

    Lindemann’a göre, erken modern dönemde insanların “modern” usullerle düşünmediğini ya da eyleme geçmediğini fark etmek önemli olsa da, bu farklılığa gereğinden fazla değer biçmemek gerekir. Onlar “yanılıyor”du ama biz “haklıyız” ya da onlar “cahil”di, oysa biz “bilgiliyiz” dememek gerekir. Geçmişi araştıran kişiler olarak bizlerin görevi, eskilerin bulduğu çözümleri yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN