Sosyoloji & Siyaset

  • Cinsel Sözleşme

    ,
    Yazar: Carole Pateman
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Bütün insanlar doğuştan özgürse neden bütün kadınlar doğuştan köledir? Bu sorunun sorulduğu günden beri feministler erkeklerin kadınlar üstündeki ataerki hakkına karşı mücadele veriyor. Cinsel Sözleşme, erkeklerin özgürlüğü ile kadınların tabiyetinin ilk sözleşmeyle nasıl kurulduğunu ortaya koyarak bu çabaya büyük bir katkıda bulunuyor.

    Carol Pateman bugün bir klasik kabul edilen çalışmasında, bir özgürlük hikâyesi olarak sunulan toplumsal sözleşme teorisini tartışmaya açıyor. İlk sözleşme hikâyesinin yarısının eksik olduğunu söyleyen Pateman, ilk sözleşme yapılırken, erkeklerin kadınlara egemen olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde eşit cinsel erişime sahip olmasının öngörüldüğünü kaydediyor.

    Toplumsal sözleşme bir özgürlük hikâyesi iken, cinsellik sözleşmesinin bir tabiyet hikâyesi olduğunu vurgulayan Pateman, sözleşme teorisinde evrensel özgürlüğün daima bir hipotez, bir hikâye, siyasi bir kurgu olduğunu hatırlatıyor. Evlilik, kölelik, iş, fahişelik, taşıyıcı annelik gibi çeşitli alanlardaki sözleşme türlerini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen Cinsel Sözleşme, eşitlik ilkesine dayalı bir sözleşme arayışındaki feminist yaklaşıma da, toplumsal sözleşmeyi sivil özgürlüğün başlangıcı olarak sunan anaakım siyaset bilimine ve her iki kanattan ideolojilere de kör noktalarını gösteren çığır açmış bir metin.

    Cinsel Sözleşme, siyaset bilimi ve felsefesi, kadın çalışmaları, sosyoloji ve hukuk alanlarından akademisyenlerin ve öğrencilerin temel başvuru kaynaklarından biri.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Gülme

    ,
    Yazar: Anca Parvulescu
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bir Tutkuya Dair Notlar

    Çoğu gülme kuramı, gülmeyi bir şeye verilen tepki olarak görür ve tepki verilen o komik, grotesk, saçma şeye odaklanır. Anca Parvulescu ise gülmeyi başka tutkuların emaresi olarak görmüyor, onu kendi başına bir tutku olarak ele alıyor. Dolayısıyla bizi neyin güldürdüğünü, gülmenin nedenini veya kökenini sorgulamak yerine bizzat gülme mefhumuna odaklanıyor.

    Gülme meselesini, insan yüzü meselesinden ayırmak mümkün değildir. Eğer insan, gülen hayvansa, bu, yüzü olan bir hayvan oluşuyla ilintilidir. Gülerken gürültülü ve buruşuk bir hale giren çehre, yavaş yavaş düzelip, sakin, sessiz bir gülümseyiş biçimine kavuşur; bu gülümseyiş, bir dizi toplumsal duygunun belirtisi olarak tahayyül edilir. Elinizdeki çalışma, görgü kuralı kitaplarının, felsefi tezlerle, edebi metinlerle ve görsel kültürle diyalog içinde hareket ederek, gülümseyen çehrenin normatif estetiğinin üretilme sürecinin izini sürüyor. Edepsizlik sayılan abartılı, tutkulu, denetimsiz gülmenin baskıcı ciddiyet karşısındaki isyankâr durumunu inceliyor. Kitabın ana savlarından biri, gülümseme ile gülmenin bir süreklilik arz etmediğidir. Gülemediğimizde çoğunlukla gülümseriz; gülümseme, nadiren hakiki bir gülmeye dönüşür.

    Parvulescu’nun bu çalışması, gülmenin sınırlı ve kırılgan bir arşivini gün yüzüne çıkarıyor. Bizi bu arşivde zaman geçirmeye davet ediyor. Her ne kadar bu çalışma, “gülmenin uygarlaşmasını”, önermelerinden biri olarak kabul etse de, öncelikle yirminci yüzyılın kahkahacılarıyla ve gülme dostlarıyla ilgileniyor. Bu amaçla, yirminci yüzyıl Batı dünyasını ve bunun siyasi, bilimsel, felsefi, estetik serüvenlerini gözden geçirmeye çalışan yeni bir uğraşa katılıyor. Sorduğu temel soru şudur: Yirminci yüzyıl nasıl gülmüştür?

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Sermayenin “Etik” İnşası

    Yazar: Ahmet Bekmen

    Küresel Üretim ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

    Büyük şirketlerin, onların küresel tedarikçilerinin, buralarda çalışan işçilerin, çeşitli sosyal aktörlerin ve tüketicilerin buluştuğu yeni küresel uzamda çalışma etiği nasıl yeniden inşa ediliyor?

    Günümüzde sosyal kaygıların ve etik yönelimlerin yerini risk yönetimi, kalite yönetimi ve insan kaynakları yönetimi gibi kavramlar almaya başladı. Endüstriyel ilişkiler ulus-devlet sınırlarını aştığından beri, hukuk dışı yeni kurumlararacılığıyla düzenlemeler yapılıyor. Bu düzenlemeler sırasında toplumsal aktörler arasındaki güç ve iktidar ilişkilerinin yeniden tesis edildiğini görüyoruz. “Etik sorumluluğun” hayata geçirilmesini ve “etik şirketin” yaratılmasını ele alan Sermayenin Etik İnşası, yeni yönetim mekanizmalarının toplumsal öznelerle ilişkisini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

    Küresel üretim düzeninin yarattığı yönetim sorunlarına getirilen çözümler çalışma standartlarında pek çok ihlale yol açmakta. Bu tür ihlallerin en sık görüldüğü hazır giyim sektörüne odaklanan Ahmet Bekmen, iş hukukunda yaşanan boşluğun ne tür mekanizmalarla doldurulduğunu, çalışmaya ilişkin etik ve sosyal normlarınne tür teknolojilerle yeniden düzenlendiğini sorgulamakta.

    Çalışma standartlarıyla ilgili skandalların şirketlere ciddi zararlar verdiği günümüz kapitalizminde etik ve sosyal unsurlar şirket yönetiminin ve buna yönelik disiplinlerin önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Üretim sürecinin düzenlenmesi ya da işyeri ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi artık yönetim teknolojilerinin alanına giren konular. Sermayenin Etik İnşası, neoliberal anlayışın doğurduğu “etik şirket” kavramının nasıl ahlaki bağlamın dışına çıkarılarak bir yönetsel paradigmaya dönüştüğünü gözler önüne sermekte.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Ölme Üzerine Bir İnceleme

    Yazar: Allan Kellehear
    Çevirmen: Barış Zeren

    Bireysel Bütünlük, Bedensel Çöküş ve Ruhsal Dönüşüm

    Ölmek nasıl bir şeydir? Bu kitabın yazarlarına bakılırsa, yanıt soruyu kime sorduğunuza bağlıdır. Ölmek ne tek bir şey, ne tek bir deneyim, ne de basitçe sağlık durumundaki kötüleşme ya da zayıflık klişesidir. Her ne kadar ölümün en sık karşılaşılan nedeni hastalık olsa da, ölmeyi hastalık hakkındaki bilgilerimizle kavrayamayız. Ölme her zaman sağlık durumunda kötüleşmeyle, umutsuzlukla ilişkili olmasa da, sağlığını yitirme ve çaresizlik hemen her zaman yaşamın sona erişiyle ilişkilendirilir. Ölme hızlı veya yavaş, kahramanca veya rezilce olabilir ya da hayatın bir simgesi veya beklenmedik bir dönüşümdür.

    Bu açılardan bakıldığında, insanın ölme deneyimi karmaşık, çeşitli, şaşırtıcı ve ihtimallerle doludur. Bu kitap, söz konusu karmaşıklığı okuyucunun önüne bir parça olsun serebilmeyi amaçlayan bilimcileri ve klinisyenleri bir araya getiriyor. Onların düşünceleri, örnekleri ve değerlendirmeleri, bize ölmeyi basit bir şekilde üzücü ve kötü bir durum olarak sunan klişelere itibar etmekte fazla aceleci davranmamamız gerektiğini anımsatıyor. Dolayısıyla bu kitabın amacı bizi durup bir daha düşünmeye, ortak yazgımızı daha dikkatli, daha incelikli, hatta daha umutlu biçimde yeniden gözden geçirmeye yüreklendirmektir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dinin Demokrasiyle İmtihanı

    Yazar: Ian Buruma
    Çevirmen: Deniz Ali Gür

    Üç Kıtadan Deneyimler

    Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.

    Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kilise ile devlet ilişkilerinin, Çin ve Japonya’daki dinî otoritenin ve Avrupa’da İslamın yol açtığı sorunları ele alan Dinin Demokrasiyle İmtihanı’nın merkezinde Tocqueville’in şu sorusu yer alıyor: Demokratik toplumları bir arada tutmak için, ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek midir?

    Dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimleri kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatan Buruma, din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor.
    D&R’DAN SATIN AL

    IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Foucault ve İran Devrimi

    Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

    1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

    Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

    Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

    Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Avrupa Mantığı

    Yazar: Haluk Özdemir

    Avrupa Bütünleşmesinin Teori ve Dinamikleri

    Avrupa mantığı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa bütünleşmesini doğuran ve geliştiren düşünce biçimidir. Bu zihniyet, savaş sonrası dönemin özgün koşullarında ortaya çıkmış ve günümüz Avrupası’na şekil vermiştir. Şüphesiz Avrupa’da bu mantığı paylaşmayan ve karşı olanlar da vardır. Dolayısıyla bu düşüncenin tüm Avrupalıları ve tüm dönemleri kapsadığı söylenemez. Hatta Avrupa mantığı, yine Avrupa ürünü olan ırkçı, faşist ve sömürgeci fikirlerden bir kopuştur ve onları unutma yöntemidir. Unutmak ve yeni bir şeyler inşa edebilmek için yeni hedefler koyma ve yeni meşgaleler bulma arayışıdır.

    Bu mantık anlaşılmaksızın, tarih boyunca birbirine karşı acımasızca savaşmış olan Almanya ve Fransa’nın aynı çatı altında bir araya gelmeleri bize anlamsız gelebilir. Radikal değişimlere işaret eden önemli gelişmeler, anlamsız çelişkiler gibi görünebilir. Yine daha 20 yıl önce bağımsızlık ve egemenlik uğruna kan döken, soykırım ve katliamlar yapan eski Yugoslav cumhuriyetlerinin, uğruna bu kadar günaha girdikleri egemenlik ve bağımsızlıklarını nasıl ve neden AB’ye devretmeye çalıştıklarını da anlayamayız. Bu kitap, Avrupa bütünleşmesinin dinamiklerini ve onu doğuran mantığı gün ışığına çıkarmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sosyal Bilimler “Ne İşe Yarar” ?

    Yazar: Kolektif

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Sosyal bilimler, eleştirel bir akademik pratik olarak, kendisinin ve üniversitenin toplumla kurduğu ilişkiyi konuşma, tarif etme, kurma ve eleştirme işini düzenli olarak yapmak zorundadır; özellikle üniversitenin tanımının ve kendisinin tümüyle değiştiği böylesi dönemlerde.

    2013 Bahar Döneminde, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü, yedi oturumluk bir atölye düzenledi. “Sosyal Bilimler ‘Ne İşe Yarar’?” başlıklı atölyenin temel amacı, bir yandan farklı disiplinlerin kendi eleştirisini yapmasına imkân vermek, diğer yandan da disiplinlerarası bir eleştirinin mümkün olup olmadığını araştırmaktı. Felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi, iktisat, edebiyat bölümünden hocaların ve farklı bölümlerden öğrencilerin katılımıyla yapılan atölye çalışmalarında genel olarak akademik dünyanın sorunları ve toplumsal sorunlara ve dönüşüme sosyal bilimlerin nasıl yaklaşabileceği konuşuldu. Atölyeler süresince, farklı bölümlerden hocalar ve öğrenciler kolektif bir çalışma/tartışma imkânı buldu.
    Bu atölyede ortaya çıkan birikim, bir üniversite biriminin (kulüp, bölüm, enstitü vs.) kendi alanında yaptığı çalışmayı toplumsallaştırma tarzı bakımından olduğu kadar, bu ilişkiyi farklı şekillerde ifade etme ihtiyacı, eleştirel birikimin ve eleştiri geleneğinin devamlılığının sağlanması bakımından veya üniversiteyi üniversite yapan sosyal, kültürel ve politik imkânların ve deneyimlerin aktarılması bakımında değerlendirilebilir.

    “Sosyal Bilimler Ne İşe Yarar”? meselesi, sosyal bilimler tarafından her daim yeniden sorulan, bu anlamda sosyal bilimlerin “kendi üzerine düşündüğü” ve kendi eleştirisini yaptığı bir meta-mesele olarak düşünülebilir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Kent Paryaları

    Yazar: Loïc Wacquant
    Çevirmen:Mehmet Doğan

    İleri Marjinalliğin Karşılaştırmalı Sosyolojisi

    Kent Paryaları, Amerikan “Kara Kuşağı”nın günümüzdeki dokusu ile Fransa’da “Kızıl Kuşak”taki, yani işçi sınıfı kenar mahallelerindeki mülksüzleşme sürecinin yapısını, dinamiklerini ve yaşanmış olayları en ince noktasına kadar karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Wacquant’ın buradaki esas amacı, Birleşik Devletler’de ırk tahakkümünü, 1960’larda metropolü kasıp kavuran ayaklanma dalgasına yakalanan Afrikalı-Amerikalı gettosunun geçirdiği kurumsal dönüşümü tanımlamak ve açıklamaktır. Analizinin ikinci hedefi ise Amerika’nın “hipergettoları” ile Fransa’nın gerileyen “şehir çeperlerinin” sergilediği benzerlik ve farklılıklardan, ileri marjinalliğin sosyolojik eskizine dair unsurları damıtmaktır. Wacquant’ın, ileri marjinallik tabiriyle kastettiği şey, kapitalist ekonomilerin eşitsiz gelişimi ile refah devletlerinin küçülmesi sonucu post-Fordist şehirlerde billurlaşmış toplumsal ve mekânsal sürgün ile dışlayıcı kapatma hadiselerinin ortaya çıktığı yeni düzendir.

    Wacquant, 90’ların başında kötüleşen Amerikan gettosu ile Fransız işçi sınıfı banliyölerinin tarihsel bütünler olduğunun altını çizmekte ve bunların durağan tipolojiler içinde yapay olarak dondurulmamaları gerektiğini öne sürmektedir. Zira Wacquant’a göre Amerikan gettosu ile Fransız işçi sınıfı banliyöleri; piyasa, devlet, sınıf ve etnisite etkenlerinin kesişim kümesinin dışında kendi kendini sürdürebilir yapılar olarak görülmemelidir. Wacquant’a göre, söz konusu etkenler fiziki uzama nüfuz ederek bu mahalleleri sürekli olarak dokumaktadır. Wacquant’ın analizi, kent marjinalliğinin envanterini ve bu marjinalliğe biçim veren güçlerin bilançosunu ortaya koymakta ve böylece günümüzün tarihsel sosyolojisine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca geçmişten bugüne gözlemlenmiş ya da varsayılan evrimlerin şifresini kırmak için kavramsal ve ampirik bir temel meydana getirmektedir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İstanbul Haneleri

    Yazar: Alan Duben, Cem Behar
    Çevirmen: Nuray Mert

    Evlilik, Aile ve Doğurganlık 1880-1940

    Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul, birçok Batı Avrupa toplumunun 20. yüzyıl öncesindeki demografik özelliklerine sahipti. Doğurganlık oranı kırsal kesimin üçte biri, evlenme yaşı kırsal kesimden yaklaşık on yıl geçti. 1920’lere kadar İslam imparatorluğunun başkenti olan bir şehirde bu nasıl mümkün olabiliyordu?

    Alan Duben ve Cem Behar, 1880-1940 döneminin İstanbulunu ve İstanbullusunu evlilik, aile ve doğurganlık ilişkileri açısından ele alıyor; ulaştıkları rakamların işaret ettiği sosyal ve kültürel olayların güçlü değişimleri yansıttığını ortaya koyuyorlar. İstanbul Haneleri aile ve ev hayatı, toplumda kadının ve erkeğin yeri, aile hayatının Batılılaşması, evliliğin temellerinde yaşanan değişim, kuşak çatışması, doğum kontrolüne karşı sergilenen tutum ve uygulanan metotlar ile gündelik aile hayatına ilişkin daha birçok sosyal ve kültürel konuyu inceliyor. Yazarlara göre, aile, evlilik, kadın, çocuk ve gündelik hayat konusundaki düzen, 1840-1920 arasında yaşanan büyük siyasal ve kültürel dönüşümün odak noktası olmuştur. Ailede yaşanan değişim ve krizler, yeni bir uygarlık dünyasına geçişten kaynaklanan geniş çaplı dönüşüm krizinin bir uzantısıdır.

    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Batı Avrupa, Balkanlar ve Asya’dan gelen etkilerin karıştığı bir alan ve uygarlıkların buluşma noktası konumundaki İstanbul’u, bütün toplumun kimliğini yeniden şekillendiren sosyal ve kültürel değişimlerin sahnesi olarak değerlendiren Duben ve Behar’ın edebiyat eserlerinden gazete yazılarına, bireysel tanıklıklardan mahkeme kayıtlarına uzanan kapsamlı kaynakçası okuyucuya sağlam bir bilimsel perspektifin yanında ilginç ve sürükleyici bir öykü de sunuyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Devlette Etik

    Yazar: Cüneyt Yüksel

    Dünyada ve Türkiye’de Kamu Yönetiminde Etik, Yasal Altyapı ve Uluslararası Uygulamalar

    Bu kitap ilk defa devlette etik konusunu uluslararası hukuktan karşılaştırmalar yaparak incelemekte ve Türkiye’de devlette etik altyapının kurulmasını sağlayacak olan hukuki çerçeveyi çizmektedir. Hukuki çerçeve çizilirken uluslararası hukuk kural ve ilkeleri, hukuk teorisi ve pratiği, etik teorisi ile birlikte mukayeseli hukuk metodolojisinden ve idare teorisinden faydalanılmıştır. Kitabın amacı, Türkiye’de kamu yönetiminde uluslararası normlara ve çağdaş değerlere uygun, uygulanabilir bir devlette etik altyapısının kurulmasına katkı sağlamaktır.

    Kitapta kamu yönetiminde etik davranış ilke ve kuralları, etik kodları, çıkar çatışması ile ilgili düzenlemeler, etik altyapının kilit unsurları, hesap verebilirlik mekanizmaları, kamu yönetiminde saydamlık ve denetim, dünyada kamu yönetiminde etik ve uluslararası karşılaştırmalar ve çağdaş bir çıkar çatışması ve etik altyapı kurulması için yöntem ve öneriler ile model etik düzenlemeleri yer almaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Kültür ve Toplum

    Yazar: Jeffrey C. Alexander, Steven Seidman
    Çevirmen: Nuran Yavuz

    Güncel Tartışmalar

    Kültür ve toplum, karmaşık sorunlar içeren konulardır. Bu yüzden akademisyenler arasında kültüre yaklaşım bakımından farklılıklar vardır: Kültür, mantıksal olarak iç içe geçmiş bir simgeler kümesi midir, yoksa ulaşılmak istenen toplumsal nitelikleri dayatan bir değerler toplamı mıdır? Kültür, kutsal ve kutsal olmayan hakkında duygu yüklü simgelerden mi, yoksa öte dünyadaki kurtuluşa ilişkin metafiziksel fikirlerden mi müteşekkildir? Bu sorulara birbirinden farklı yanıtlar verilmiştir. Kültür, yalnızca belli bir ekolün, hatta belli bir disiplinin çerçevesi içinden incelenemeyecek kadar karmaşıktır. Antropoloji, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe, dilbilim, edebiyat çözümlemeleri, tüm bu disiplinlerin ayrı ayrı kültür ve toplumla ilgili çalışmalara önemli katkıları olmuştur.

    Kültür ve Toplum, günümüz sosyal bilimlerinde kültüre ilişkin mevcut belli başlı yaklaşımları çeşitli başlıklar altında tanıtmayı amaçlıyor. Bu konuda önde gelen sosyal bilimcilerin kültür ve toplum konularındaki çözümlemelerinden bir seçki sunuyor. Burada yer alan makaleler, kendilerine özgü yaklaşımlarıyla, kültürün ne oranda bağımsız olduğunu, toplum ile kültür arasındaki karşılıklı ilişkilerin nasıl kurulması gerektiğini, kültürün kilit unsurlarının neler olduğunu ve bu unsurların kendi aralarındaki ilişkileri sorguluyor.

    Bu derlemenin bir amacı da, kültür ve toplum konusundaki farklı savların her birinin hakikatin bir öğesini taşıdığını göstermektir. Kültürü, öznel anlama başvurmadan anlamamız mümkün değildir, ama kültürü toplumsal ve yapısal bir çerçeve içine almadan da anlayamayız. Toplumsal davranışı yorumlayabilmek için önce onun, kendi icadı olmayan kodları izlediğini kabul etmemiz gerekir; öte yandan, insanın yaratıcı gücünün her kültürel kod için değişken bir çevre yaratabildiğini de kabul etmeliyiz. Miras aldığımız metafizik idealar, modern kültürel yapılar için ayrıştırılamaz bir ağ oluşturur ve iktidar sahibi kesimler, kültürel yapıları, meşrulaştırıcı araçlara dönüştürmeye çalışırlar ve bunu da genellikle başarırlar.

  • Etik Nedir?

    Yazar: Fred Feldman
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

     

    Çoğumuz ahlaki görüşler hakkında epeyce eksik bir sınıflandırma yaparız. Belli türdeki davranışların ahlaken doğru olduğuna, belli türdeki davranışların ise ahlaken yanlış olduğuna inanırız. Bazı davranış türleri hakkında ise ne düşüneceğimizi bilemeyiz. Fakat nedenler sıralamamız gerektiğinde, bazen daha baştan kafa karışıklığı sergileriz. Bir mesele hakkında düşünürken, görüşümüzü genellikle bir ilkeye başvurarak desteklemeye çalışırız. Başka bir mesele hakkında düşünürken ise görüşümüzü farklı bir ilkeye göndermede bulunarak savunuruz. Ama maalesef başvurduğumuz ilkelerin çoğu zaman tutarsız olduğu anlaşılır. Böyle bir durumda, ahlak felsefesi incelemesi son derece yararlı olabilir. Zira ahlak ilkelerini incelediğimizde, bazı ilkelerin diğerleriyle çeliştiğini görürüz. Dolayısıyla ahlak felsefesinin büyük bir değeri varsa o da bu ilkeleri açıklığa kavuşturmamızı ve tutarsız ilkelere sahip olmaktan kurtulmamızı sağlayacaktır.

    Eğer tutarsız ahlak ilkelerine sahip olmaktan kaçınmak ve sahip olduğumuz ilkeleri anlamak bizim için daha iyiyse; eğer ahlak ilkelerimizin sonuçları hakkında net olmak ve gelip geçici modalar olan ahlak ilkeleri hakkında şüpheci olmak daha iyiyse, o zaman ahlak felsefesinin dikkatle incelenmesi daha iyi insanlar olmamıza yardımcı olabilir.

    Fakat yine de ahlak felsefesinden bazı ilkelerin yanlış olduğunu göstermesinden daha fazlasını beklememek gerekir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sıradan Duygulanımlar

    Yazar: Kathleen Stewart
    Çevirmen: Zehra Cunillera

     

    Kirayı denkleştirmelerle, evden işe koşturmalarla, dağılıp gitmeler veya toparlanmalarla, aşk arayışları veya onu bulup yitirmelerle, başını belalara sokup, belalardan sıyrılmalarla, umutlar, arzular ve pişmanlıklarla, dışlanmalar veya kabul edilmelerle doludur sıradan hayat. Hem kendisinden kaçtığımız hem de yalın, huzurlu bir hayat hayalidir. Hem canlılıkların hem de bitip tükenmişliklerin sahnesidir. Bu sahne, belirip kayboluveren her türlü etkileme ve etkilenmelerle, yani sıradan duygulanımlarla devinir. Sıradan duygulanımlar, akışkandır; itkilerde, duyularda, beklentilerde, gündüz düşlerinde, karşılaşmalarda ve ilişki kurma biçimlerinde; stratejilerde; ikna, sirayet ve dayatma biçimlerinde; ilgi, bağlılık ve rol yapma tarzlarında cereyan eder. Haz veya şok olarak; öylesine bir duraklama veya yavaş yavaş dönen bir anafor olarak ya da her şeyi yerli yerine oturtuveren bir kavrayış veya tümüyle yönünü şaşırmışlık olarak yaşanabilir. Komik, tedirgin edici ya da sarsıcı olabilir. “İmkânın sabit koşullarına değil de, meydana gelen bir şeyin dikkat çekip harekete geçirme potansiyelinin asli fay hatlarına kök salmış olan bu duygulanımlar, hem olayların basınç noktaları ya da maruz kalınan alelâdelikler olarak, hem de başıboş bırakıldığı takdirde kuvvetlerin sapabileceği güzergâhlar olarak görülebilirler.”

    Sıradan Duygulanımlar modern Amerikan gündelik hayatını konu almasına karşın anlatılan hemen her şey size çok tanıdık gelecek. Yüzeysel hayatları, sıradan davranışları içinde insanı derin bir bakışla kavramaya çalışan Kathleen Stewart, gündelik hayatın akışı içinde belirip kaybolan duygulanımlarımız üzerine düşündürtüyor. Klasik bir antropoloji kitabından çok farklı olarak bu metni okurken yoğun bir edebi lezzet alacaksınız.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Örtünmenin Siyaseti

    Yazar: Joan Wallach Scott
    Çevirmen: Merve Tabur

     

    Fransız hükümeti, 2004 yılında, dine ait “çarpıcı simgeler”in devlet okullarında kullanımına dair bir yasak başlattı. Yasak herkese yönelik olsa bile, Müslüman kızların kullandığı başörtüsünü hedefliyordu. Yasak tarafında yer alanlar Fransa’nın seküler liberal değerlerini savunuyor ve başörtüsünü İslamın moderniteye karşı direnişinin bir sembolü olarak yorumluyorlardı. Örtünmenin Siyaseti bu bakış açısını hararetli bir tartışmayla çürüten önemli bir kitap.

    Toplumsal cinsiyet araştırmalarının öncüsü Joan Wallach Scott, sözkonusu yasanın, Fransa’nın eski kolonilerinin tebaalarını gerçek vatandaşlar olarak entegre etme sürecinin başarısızlığının bir göstergesi olduğunu öne sürmektedir. Scott, yasanın ardındaki ırkçılığın uzun tarihinin yanı sıra Müslümanların asimilasyonuna yönelik ideolojik engelleri de incelemektedir. Tartışmanın kalbinde yatan cinselliğe yönelik yaklaşımlardaki çelişkileri ortaya koymakta; yasağın Fransız savunucularının cinsiyet konusundaki açıklığı normalliğin, özgürleşmenin ve ferdiyetin bir ölçütü olarak gördüklerini buna karşı başörtüsü ile ima edilen cinselliğin örtülmesini, Müslümanların asla gerçek Fransızlar olamayacağının bir kanıtı olarak gördüklerine dikkat çekmektedir. Scott, yasanın dinî ve etnik farklılıkları uzlaştırmaktan öte, bilakis söz konusu farklılıkları daha da keskinleştirdiğini belirtmektedir. Homojenlik hususundaki diretmenin Fransa veya genel olarak Batı için artık mümkün olmadığını göstermekte ve bunun “medeniyetler çatışması” denilen gerilimlerin kökenini oluşturduğunu öne sürmektedir.

    Örtünmenin Siyaseti farklılıklarımızı ortak bir zeminde inşa eden, farklılıkları kuşatan, onları baskılamayan, toplumsal uyum için onları tanıyan yeni bir toplumsal vizyon çağrısı yapıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL