Tarih

  • Toptaşı Bimarhanesi

    Yazar: Fatih Artvinli

    Delilik, Siyaset ve Toplum (1873-1927)

    Toptaşı Bimarhanesi, Osmanlı Devleti’nin on dokuzuncu yüzyıl son çeyreği ile yirminci yüzyıl ilk çeyreğinde faaliyet gösteren bir akıl hastanesidir. Toptaşı Bimarhanesi’nin kurumsal tarihini, bir akıl hastanesinin modernleşme çabası eşliğinde, siyasal ve toplumsal tarihle birlikte inceleyen bu çalışma, deliliğin sosyal tarihini, bir psikiyatrik kurum olarak bimarhane perspektifinden ele almaktadır.

    Psikiyatri tarihçileri, 19. yüzyılın iç içe geçmiş iki özellik ile karakterize olduğunu düşünmektedir: tımarhanelerin yükselişi ve psikiyatrik profesyonelleşmenin ortaya çıkışı. Toptaşı Bimarhanesi tarihinin çizgisel ve ilerlemeci bir tarih anlayışı ile yazılamayacağını savunan bu kitapta, bimarhanenin tarihi, “yükseliş ve çöküş, yeniden yükseliş ve yeniden çöküşün bir tarihi” olarak ele alınmaktadır. Kitap, 19. yüzyılın başlarında Süleymaniye Bimarhanesi’nin ıslahı meselesinden başlayarak, 1873 yılında Süleymaniye’den Üsküdar’daki Toptaşı’na, 1924 yılında ise Toptaşı’ndan bugünkü Bakırköy’e taşınan kurumun, yükseliş ve çöküşlerini, siyasal tarihe paralel bir şekilde üç reform dalgası şeklinde özetlemektedir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Bir Kurucu Rektörün Anıları

    Yazar: Aptullah Kuran

    Robert Kolej Yüksekokulu’ndan Boğaziçi Üniversitesi’ne

    Boğaziçi Üniversitesi’nin kurucu rektörü Aptullah Kuran, Robert Kolej Yüksekokulu’nun üniversiteye dönüşmesinin perde arkasında meydana gelen olayları anlatmak ve döneme ilişkin yazışmaların büyük ölçüde kaybolmuş olmasının yarattığı boşluğu doldurmak amacıyla bu anıları kaleme almıştır. Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluş yıllarını, tuttuğu notların, yaptığı konuşmaların ve hafızasında kalan olayların yardımıyla yeniden biçimlendiriyor. Böylece Boğaziçi Üniversitesi’nin unutulmaya yüz tutmuş 1970’li yıllarının tarihini kayda geçiriyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Bilim Yolunda 100 Yıl

    Yazar: Mustafa Baykan, Vecdi Çıracıoğlu

    Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi

    Boğaziçi Üniversitesi, onun eğitim-öğretim geleneğini oluşturan Robert Kolej’le birlikte, hizmet verdiği topluma her zaman öncülük etmiş, dünyadaki akademik gelişmeleri hızla özümseyip uygulayarak, Türkiye’de yüksek öğretim sisteminin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuş bir kurum olarak 100. yılına ulaşmış bulunuyor. Ülkemizin savaşlar yaşadığı ve yokluklarla baş etmeye çalıştığı yıllarda kurulan Mühendislik Okulu, kurulduğu günden itibaren, bu benzersiz bilim yolculuğunda en önde yer almıştır. Mühendislik Okulu, 1970’lerde, Robert Kolej Yüksek Okulu’ndan Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşüm sürecinde de öncü bir rol üstlenmiştir. Öğretim üyeleri ve öğrencileriyle, kültürüne ve değerlerine sahip çıkarak hızlı bir değişimin gerçekleşmesine katkı sağlamıştır. Yüzyıl yıllık bir süre, toplumların ve kurumların yaşam serüveninde çok kısa bir zaman dilimi olarak görülebilir; ancak, tarihsel dönüşümün büyük bir hızla yaşandığı 19. ve 20. yüzyıllar için, özellikle yaşadığımız coğrafya ve ülkemiz açısından bu dönem hiç de kısa değildir. Robert Kolej ve 20. yüzyılın başında onun sinesinden doğan Mühendislik Fakültesi, belki tarihin en dramatik kırılma noktalarının yaşandığı bir yüzyıla tanıklık ederek günümüze ulaşmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Mühendislik Mektebi”nden Türkiye Cumhuriyeti’nin “Mühendislik Fakültesi”ne dönüşmüştür. Ülkemizin en köklü kurumlarından Mühendislik Fakültesi, ilk yüzyılında kurucularının hayal ettikleri gibi ülkemize alanlarında fark yaratacak özelliklere sahip mühendisler yetiştirmiştir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Tıp ve Toplum

    Yazar: Mary Lindemann
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Tıp tarihi, genel tarihin ayrılmaz bir parçasıdır; hatta erken modern dönem dünyasını derinden kavramakla ilgilenenler için tıp tarihini anlamak zorunludur. Dolayısıyla, tıp tarihini, tüm o göz alıcı buluşlara ya da mücadeleci öncülere dair destansı ya da romantik hikâyeler olarak kaleme almak artık yeterli değil. Bugün tıp tarihi bilimi, 1500’den 1800’e dek Avrupalıları etkileyen toplumsal, kültürel, iktisadi etkenlerin hepsini hesaba katmak zorunda.

    Kimi araştırmacılara göre erken modern dönem cehaletin, sefaletin, yanılgıların ve bitmek bilmez acıların hâkim olduğu “eski kötü günler”dir; o günlerde din ve batıl inanç “bilime” ayak direrken, “iman ile akıl” arasındaki mücadele aklın lehine henüz sonuçlanmıştır ve bu karanlık çağda bir avuç gözü pek adam, daha bilim doğmadan bilim adamı olabilmiştir. Mary Lindemann ise tıp tarihini bir ilerleme hikâyesi olarak görmeyi yadsıyor; bu yöntemin doğasındaki yanlışlara işaret ediyor.

    Tıp ve Toplum’un özelliklerinden birisi de toplumsal ve kültürel tarih üzerinde kuvvetle durmasıdır. Dolayısıyla hekimler kadar hastalara da ilgi gösteriyor, tıp doktorları kadar “genel” şifa yöntemlerini uygulayan diğer pratisyenlerle de ilgileniyor; sadece üniversite tedrisatına değil tüm tıp eğitimi biçimlerine eğiliyor; din gibi başka sistemlerin önemini ve bunların tıp üzerindeki etkisini ihmal etmiyor.

    Lindemann’a göre, erken modern dönemde insanların “modern” usullerle düşünmediğini ya da eyleme geçmediğini fark etmek önemli olsa da, bu farklılığa gereğinden fazla değer biçmemek gerekir. Onlar “yanılıyor”du ama biz “haklıyız” ya da onlar “cahil”di, oysa biz “bilgiliyiz” dememek gerekir. Geçmişi araştıran kişiler olarak bizlerin görevi, eskilerin bulduğu çözümleri yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Against the Devil’s Current

    Yazar: Malcolm Stevens, Marcia Stevens

    The Life and Times of Cyrus Hamlin

    Godfrey GOODWIN

    This is the life of a determined man whose name should be included in any list of outstanding individuals of the nineteenth century. Cyrus Hamlin was much more than a dedicated missionary. He was a revolutionary educationalist who wanted learning to be a balance between the skills of the hand and the skills of the mind….

    No detail escaped this self-taught engineer who trained his students to bake bread which delighted the wounded from the Crimean War and who also invented primitive washing machines to deal with their blood and filth sodden uniforms unchanged since the battlefield. Deservedly, it was the whiff of newly baked bread that led Christopher Robert to land perchance at Bebek and so to meet Hamlin. From this encounter came the money with which to found Robert College which is now the University of the Bosphorus.

    Hamlin had to fight the Ottoman government and the Mission Board in order to achieve his college only to hand it over to his son-in-law: but he was to become President of other foundations yet. He lost two loved wives but wisely married a third and continued to have children; and if he lost his favourite young he had reason to be proud of his many surviving progeny. There was no shortage of misfortunes for him to rise above, perhaps because he was quick to take advantage of his chances. He was a man of absolute rectitude, a natural disciplinarian who was able to thwart brigandly Montenegrin labourers bent on murder and, far more dangerous, the self-righteousness of a bigoted professor. But he was also a sharp-witted and a sharp tongued no-nonsense fellow who got on well with the British Embassy and residents, whose sons were among the earliest enrolled at his college. It was natural that his fellow missionaries should find him difficult because he did not behave according to the rules, least of all when he made his original foundation by the sea at Bebek prosperous by commercial enterprise and so able to support its penniless students, many from the Anatolian hinterland.… One of the delights of this book is its revelation of the fun that he had with his children, romping around on all fours between the hundred jobs he succeeded in doing each day.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Fifty Years in Constantinople

    Yazar: George Washburn

    And Recollections of Robert College

    This book has been written at the request of many friends of Robert College. It embodies a history of the College from its foundation to the close of its fortieth year, 1903. I have chosen to make it a record of personal recollections, because this seemed to be the only way in which I could write freely of events and personalities as they appeared to me at the time, without compromising the present administration of the College or making it responsible in any way for my opinions or actions.

    It has been my purpose to make it as far as possible a history of the College, but the picture of a college in Constantinople during these years could not be drawn without a background of incidents, personalities and events, such as would have no place in the story of a college in America. On the other hand, it did not seem wise to make the background more attractive than the picture, or even to set the latter in the frame of a detailed history of the Turkish Empire. The Introduction is a review of the events of the last fifty years which have led to the recent revolution in Constantinople.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık

    Yazar: Robert Jütte
    Çevirmen: Bengü Kurtege-Sefer

     

    Bu kitap, erken modern dönem boyunca yoksulluğun ve sosyal çarpıklığın veya başka bir deyişle kilisenin öğretilerine uymayan bir hayat yolunu seçmek durumunda kalanların öyküsünü sunmaya çalışıyor. Robert Jütte, yoksulların kendi dünyalarını nasıl şekillendirdiklerini ele alıyor ve nihai meyveleri XIX. yüzyılda ortaya çıkan sistemli sosyal yardım programlarının gelişmini inceliyor. Bireysel reformcuların ıslah edici rolleri hakkındaki geçmiş dönemlerinde görülen geleneksel vurgunun tersine, Profesör Jütte’nin araştırması, diğer pek çok çalışmadan farklı olarak yoksullara ve içinde yaşadıkları sosyal, komünal ilişkiler ağının karmaşıklığına çok daha yakından bakmaktadır. Yalnızca yoksulluk yardımı alarak geçinenlerin değil, mahrumiyet çekmesine rağmen bir şekilde hayatta kalmanın yolunu bulmuş olan çok daha geniş kitlelerin hayatlarını ve bu kişilerin belirli toplumlar içinde hayatta kalmak için hangi yollara başvurduklarını mercek altına almaktadır. Yoksulların burada anlatılan yaşamlarının üzerinden iki yüzyıldan uzun bir süre geçmiş olmasına karşın, konu önemini halen korumaktadır. Geçmişte yoksulların yaşamlarına damga vuran değişiklikler ile modern Avrupalıların davranış ve eylemleri arasında bir ilişki kurulabilir; zira Avrupa’nın refah devletlerinin temelleri onların tecrübeleri üzerine inşa edilmiştir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Şiddet (1500-1800)

    Yazar: Julius R. Ruff
    Çevirmen: Didem Türkoğlu

     

    Geçen yüzyıl zaferini ilan eden modern devlet, Avrupa kıtasının altını üstüne getirecek olan ve daha önce hayal bile edilmemiş yoğunlukta yeni şiddet biçimleri yarattı. İki dünya savaşı, Yahudi soykırımı ve diğer soykırım eylemleri ve hâlâ devam eden toplu imha silahları tehdidi bunun kanıtıdır. Ancak günümüzde Batı Avrupalılar gündelik şiddet tehdidi açısından en kötü zamanları yaşıyor olmaktan çok uzaklar.

    1950’lerin ikinci yarısından başlayarak tarihçiler, ortaçağ ve erken modern Avrupa’daki davranışlar üzerine yaptıkları araştırmalarında, Avrupalıların beş yüz yıl önce şimdiki mirasçılarına kıyasla çok daha fazla şiddet içeren bir toplum oluşturduğunu ortaya koymuşlardır. Şiddet, erken modern dönemde kişiler arası ilişkilere dair söylemin bir parçasıydı.

    1500’lerde, herhangi bir büyük şehre varmayı başaran Avrupalı seyyahlar derin bir “oh” çekiyorlardı. Şehirleri ayıran geniş kırsal alanlarda kol gezen haydutların, yağmacı askerlerin ve diğer tehlikeli tiplerin şiddetinden yakayı sıyırdıkları için belki de bir şükran duası mırıldanıyorlardı. Bu dönem kesinlikle şiddet dolu bir dönemdi, sezgileri kuvvetli bir Fransız tarihçisinin yazdığı gibi: Ölüm gibi, köyün tam ortasında yatan mezarlık gibi, şiddet de 15., 16. ve 17. yüzyıl yaşantısının kalbindeydi.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Aydınlanma Avrupasında Kamunun Yükselişi

    Yazar: James Van Horn Melton

    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

     

    Karşılaştırmalı bir sentezin eseri olarak, son yirmi yılda muazzam büyüyen Fransız, Alman ve İngiliz-Amerikan literatürüne dayanılarak yazılmış olan bu kitap 18. yüzyıl yaşamında “kamu”nun artan önemini konu ediniyor. Burada ele alınan kamusal alan, çoğunlukla gazetelere, romanlara ve 18. yüzyılın matbaa kültürünün diğer ürünlerine düzenli erişebilecek kadar mala mülke ve eğitime sahip olan erkek ve kadınlar tarafından işgal edilmektedir. Ticarileşmiş kültürel kurumlar ve edebiyat pazarları kitaplar, oyunlar ve sanat için yeni kitleler (“kamular”) yaratmıştı, ama bu durum aynı zamanda, eleştirmenlerin 18. yüzyıldan günümüze kadar yakındıkları estetik beğeni standartlarını da alt üst etmişti.

    Kitapta kamunun yükselişi süreci ele alınırken, önce meselenin siyasal boyutları inceleniyor ve “kamuoyu”nun Aydınlanma çağı siyasal kültüründe kazandığı öneme odaklanılıyor. Okuma, yazma ve sahnenin evrimi üzerine yoğunlaşıldığı sonraki aşamada, edebiyat ve tiyatroyla ilgilenen insan sayısındaki artışın yol açtığı olanaklar ve ikilemler araştırılıyor. Son aşamada ise, salonlar, tavernalar, kafeler ve masonluğun Aydınlanma Avrupasında kamunun doğuşuna nasıl eşlik ettiği inceleniyor.

    Profesör Melton, Aydınlanma kamusal alanının mirasının, Aydınlanma’dan günümüze kadarki farklılıklarına karşın, göründüğünden daha kalıcı olduğunu göstermektedir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Adliye Nezareti

    Yazar: Fatmagül Demirel

    Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914)

    Tanzimat’tan sonra başlayan kanunlaştırma hareketi, nizamiye mahkemelerinin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Batı hukuku temelinde kurulan nizamiye mahkemeleri ve adli teşkilatta yer alan yeni birimler Adliye Nezareti çatısı altında toplanmıştır. Adliye Nezareti’nin kurulması ve şeri’yye mahkemelerinin yavaş yavaş yetkilerinin daraltılması zor da olsa tek hukuklu sisteme doğru giden süreci başlatmıştır. Bu çalışma, Osmanlı Devleti’nin son döneminde adliye teşkilatının yapısını, işleyişini ve toplumsal rolünü Adliye Nezareti üzerinden analiz eder.

    Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, Osmanlı yargı teşkilatı genelde hukuk tarihi kapsamında ve hukuk tarihçileri tarafından ele alınmıştı. Kanun ve nizamnameler birçok araştırmacı tarafından incelenmiş ve genel nitelikleri ortaya konulmaya çalışılmışsa da Osmanlı tarih yazıcılığında Düstur ve bazı geleneksel kaynaklardan fazlası kullanılmamıştır. Var olan literatürün eksik veya birbiriyle çelişen noktalarını tespit eden bu çalışmada, Osmanlı arşiv vesikalarının yanısıra, Tanzimat sonrası çıkarılan kanun ve nizamnameler için önemli bir kaynak teşkil eden Meclis-i Tanzimat Defterleri ve bu defterlerin devamı olan Nizamat Defterleri kullanıldı.

    Bu çalışmada, “Osmanlı Devleti’nin adalet sistemi son dönemlere gelinceye kadar nasıl bir değişim süreci izlemişti?” “Bu değişimi sağlayan ara kurumlar nelerdi?” “Şer’iyye mahkemelerinden modern mahkemelere geçiş hangi aşamaları kapsar?” “Yeniden yapılandırılan adli yapı ne derece ihtiyacı karşıladı?” gibi sorulara cevap verilmeye çalışılıyor. Genel olarak Adliye Nezareti’nin idari teşkilatı, işleyişi ve dolayısıyla son dönem Osmanlı yargı teşkilatı, Adliye Nezareti çatısı altında bir bütün olarak ortaya konuluyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa’nın Rumeli Teftişi

    Yazar: Yonca Köksal,  Davut Erkan

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Tanzimat'ın yerel uygulamaları üzerine olan çalışmalar Osmanlı Devleti ve farklı toplumsal gruplar arasındaki ilişkilerin 19. yüzyılda geçirdiği dönüşümü gözlere önüne serer. Elinizdeki bu inceleme Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa'nın 1860 yılında çıktığı Rumeli Teftişi belgelerinin tam transkripsiyonunu ve bu belgelerin ışığında Tanzimat dönemi Bulgaristan'ıyla ilgili genel bir değerlendirmeyi içermektedir. Osmanlı'nın Bulgaristan'daki yönetimi hem Osmanlı idaresinin genel özelliklerini sergilemekte, hem de Osmanlı'nın Balkanlardaki varlığı için stratejik bir üs konumunda olan Bulgaristan'ın önemi nedeniyle bazı özel uygulamaları da beraberinde getirmektedir. Belgeler bugünkü Kuzey ve Batı Bulgaristan ve güneydoğu Sırbistan'ı kapsayan bölgede Tanzimat'ın uygulanması hakkında detaylı bilgiler vermekte ve teftişin yapıldığı bölgelerdeki sosyal, idari ve iktisadi yapıya dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu çalışma merkezileşen Osmanlı idaresinde milliyetçi akımların yayıldığı bölgedeki gayri Müslim nüfusun devletle olan ilişkilerini inceliyor ve asayiş meselesi, eşkiya hareketleri, idareciler, mültezimler, ve çorbacılarla ilgili davalar, Batılı devletlerin müdahaleleri, çiftlik meselesi, muhacir sorunu ve Bulgar Kilisesi meselesi gibi çok çeşitli konular hakkında arşiv belgesi sunuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Floyd Henson Black 1888 – 1983

    Yazar: Cyril Edwin Black

    A Remembrance By His Son

    The biography of Dr. Floyd Black, the President of Robert College and the American College for Girls in Istanbul, Turkey between 1942-1955 was written by his son Cyril Edwin Black, upon the death of his father. The unpublished manuscript which was meant for the members of the Black family and friends, is an interesting account of the fruitful career of Dr. Black which began in Sofia College in Bulgaria, and continued in Robert College and the American College for Girls, in Istanbul, Turkey.
    The biography of Dr. Floyd Black provides insight into the lives and personal commitment of Americans to the ideal of educating the modern individual in a college curriculum of humanities with modern sciences and professional training that honored the basic awareness of the need for respecting the differences among the student body coming from a rich background of divergent cultures.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Kandilli Rasathanesi El Yazmaları 1: Türkçe Yazmalar

    Yazar: Hatice Aynur,  Günay Kut, Fatma Büyükkarcı Yılmaz, Cumhure Üçer

     

    1994 yılında Boğaziçi Üniversitesi ve UNESCO'nun Memory of the World projesi kapsamında başlayan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Yazma Eserleri -Türkçe, Arapça, Farsça-Kataloglama projesi 1995 yılı sonunda tamamlanmıştır. Çalışma sonucu elde edilen toplam 1340 yazma esere ait bilgiler Türkçe ve İngilizce olarak kitap haline getirilmiştir. 2 cilt olarak hazırlanan kitabın I. cildinde Türkçe yazmaların, II. cildinde Arapça-Farsça yazmaların kataloğu yer almaktadır. Katalog, konuya göre düzenlenmiş olup eserin sonunda yazar, çeviren ve müstensih dizini, eser adı ve istinsah tarihleri dizinleri ile mutabakat cetveli yer almıştır. Türkiye'de astronomi-astroloji konusunda ilk ve tek olan bu koleksiyondaki eserlerin toplanmasında en büyük katkı Rasathane'nin kurucusu olan ve Fatin Hoca adıyla tanınan Mehmed Fatin Gökmen'e aittir. Koleksiyonda genellikle astronomi, astroloji, matematik konulu yazmalar vardır. Toplam 828 ciltte 1340 eser bulunmaktadır. Bu eserlerin 845'i Türkçe, 395'i Arapça ve 100'ü Farsçadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Boğaziçi Üniversitesi’nde Sonbahar

    Yazar: Ranan Ata

    Güney Kampüs Florası

    Projenin ana kaynakçasını Rana Ata'nın 1995 yılında tamamladığı 'Boğaziçi Üniversitesi'nin Yerleşim Alanında Mevcut Ağaç ve Çalı Türlerinin Yetişme Ortamı Özelliklerine Göre İrdelenmesi ve Öneriler' başlıklı tez çalışması oluşturmuştur. Projenin ilk ayağı olarak, Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs'teki parkur seçildi. Etiler Kapı'dan başlayarak teras ve Aşiyan yolu üzerinden devam eden bu parkur üzerinde, 1200'den fazla bitki türü yer almaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Azerbaycan-Osmanlı İlişkileri (1918)

    Yazar: Vügar İmanov

     

    1918 yılı, Azerbaycan-Osmanlı münasebetlerinin en yoğun yaşandığı dönemlerden biridir. 28 Mayıs 1918’de kurulan Azerbaycan (Demokratik) Cumhuriyeti varlığının ilk altı ayında Osmanlı Devleti ile çok-boyutlu ve yakın bir temas yaşamıştı. O sırada Azerbaycanlılar, Osmanlı Ordusu birliklerinin yardımıyla, başkent Bakü’yü Bolşeviklerden ve Taşnaklardan kurtarma hareketine girişmişlerdi. İşte bu dönemde, iki ülke arasında askerî yardımın yanı sıra stratejik, iktisadî, diplomatik ve kültürel olmak üzere çeşitli düzlemlerde ilişkiler söz konusu idi. İki devlet bir medeniyet olan Azerbaycan ve Osmanlı’nın bu vuslatı, çok kısa sürmüştü.

    Bu kitapta Azerbaycan otoritelerinin 1918 Mayıs-Kasım tarihlerinde Osmanlı Devleti ile ilişkilerini ele alan bazı yazılarla beraber onların düzenledikleri metinler, yani resmî yazışmalar, raporlar ve telgraflar sunulmuştur. Asılları ilk defa yayımlanan bu arşiv belgelerinin transkripsiyon ve tercümeleri de verilmektedir. Azerbaycan (Demokratik) Cumhuriyeti’nin (1918-1920) liderleri Ali Merdan Topçubaşı, Mehmet Emin Resulzade, Fethali Han Hoyski, Mehmet Hasan Hacınski vb. yetkililerin imzalarını taşıyan ilk kaynak niteliğindeki bu belgeler, ikili münasebetlerdeki çok-boyutluluğu ortaya koymanın yanında Azerbaycan tarafının bu tarihî ilişkilere içeriden bir bakışını yansıtmaktadır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL