Dil ve Zihin İncelemelerinde Yeni Ufuklar

Yazar: Noam Chomsky

Çevirmen: Ferit Burak Aydar

Noam Chomsky 1950’ler ve 1960’ların “bilişsel devrim”inin başını çekmiş ve o günden beri dilbilim alanına damgasını vurmuş bir bilim insanıdır. Chomsky’nin Üretici Dilbilgisi kuramı, farklı biçimleriyle, dünya üzerinde birçok dilbilimciye rehber ve esin kaynağı olmuştur. Chomsky, yazdıklarına katılmasanız da görmezden gelemeyeceğiniz bir kuramcıdır.

Dil konusundaki temel eserleri yalnızca dilbilim için değil, felsefe ve psikoloji başta olmak üzere diğer disiplinler için de büyük değer taşımaktadır.

Bu kitapta bir araya getirilen makaleler, Chomsky’nin insanın dil yetisine getirdiği “içselci” yorumu içermektedir. Chomsky, dili toplumsal bir kurgu olarak gören gelenekten koparak onun bireysel olduğunu, insan zihnine/beynine içsel olduğunu bir dizi yaratıcı dilbilimsel analiz yoluyla savunmaktadır. Ona göre dil, doğa bilimlerinin yöntemleriyle analiz edilmelidir.

BABİL’DEN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

Ek bilgi

Yazar:

Çevirmen:

Cilt/Kâğıt:

Karton kapak, Amerikan cilt, İkinci hamur

Sayfa Sayısı:

328

ISBN No:

978-605-68425-8-0

Yayın Tarihi:

Şubat 2019

Boyutlar:

21 cm x 13,5 cm

Noam Chomsky, 1949’da Pennsylvania Üniversitesi’nden mezun oldu. Modern İbranice üzerine olan lisans tezini sonradan geliştirip genişleterek yüksek lisans tezi haline getirdi. Bu eser modern Üretici Dilbilgisinin başlangıcıydı. O dönemde ele aldığı meseleler sonradan filizlenerek bugün, üzerinden elli yıl geçtikten sonra Chomsky’nin hâlâ katkı sunduğu ve büyük oranda onun dehasının ürünü olan bir araştırma alanını tanımlamayı sürdürüyor.

Tamamlayıcı Kitaplar

  • Simgesel Düşüncenin Doğuşu

    ,
    Yazar: Alan Barnard
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Pek çok canlı türü iletişim kurar ama sadece insanlar bir dile sahip; yalnızca insanlar simgeler aracılığıyla iletişim kuruyor. Dolayısıyla simgelerle düşünmek insana özgü bir nitelik. Her ne kadar ilk-insanlar “düşünebilse”, hatta yaratıcı olsalar da, iletişim amaçlı mecaz yapma, simgeler geliştirme ya da sanatsal yaratıcılık becerilerinden yoksunlardı. Ayrıca üzerine kafa yorulacak ya da başkalarıyla paylaşılacak mistik fikirlere de sahip değillerdi. Yalnızca avcı-toplayıcılar zengin ve karmaşık bir dil konuşabiliyorlardı. Alan Barnard’a göre, insan olmanın anlamı, demir, buhar, elektronik çağlarındaki toplumsal yaşam kadar avcı-toplayıcıların toplumsal yaşamında da saklıdır. Avlanmak, meyve ve bitki toplamak türümüzün “doğal” geçim yollarıdır ve simgesel düşüncenin doğuşunda da mevcuttular. İnsanlık durumu, başka insan toplumu türlerine kıyasla en berrak haliyle avcı-toplumlarda görülmektedir. Simgesel Düşüncenin Doğuşu, avcı-toplayıcı düşünce biçiminin kökenine ve simge marifetiyle doğayla, dünya ruhuyla ve insanlarla iletişimin başlangıcına göz atmaya çalışıyor.

    Simgesel düşünce bir kez vücut bulunca dili, ritüeli, müziği, sanatı, inancı etkiler ve ardından daha teşekküllü bir dil gelişir. Bu kültürel biçimlerden de nihayetinde, mitolojik düşünce için gerekli olan dilsel karmaşıklık filizlenir, yani mit aracılığıyla simgesel düşüncenin gitgide daha kapsamlı permütasyonları ortaya çıkar. Mitolojik düşünce, giderek daha karmaşıklaşan bir dil gerektirir, ardından bu da giderek karmaşıklaşan mitolojik ve simgesel bir düşünme biçimi doğurur.

    Alan Barnard bu çalışmasında ilgisini, dilsel karmaşıklık ile kültürel karmaşıklık ilişkisine ve sosyal antropolojinin görkemli sorularından birisi olan simgesel düşünmenin kökenlerine yöneltiyor; insanların simgelerle düşündüğü tahminen son 130.000 yılın kısa bir tarihçesini ortaya koymaya çalışıyor.
     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dünyanın Fısıltısı

    Yazar: Ergun Kocabıyık

    Bir Mecaz Olarak Dünya Kitabı

    Dünyayı algılamamızda, sınırlarını keşfetmemizde ve dünyaya ilişkin hayallerimizde dilin etkisi nedir? İnanarak veya “yalan” olduklarını bilerek anlattığımız hikâyeler kendimizi ve başkalarını anlamamızda, düşüncelerimizi biçimlendirmekte ne derece etkili?

    Gizemcilere inanacak olursak insan, dünyayla iletişim içindedir; onunla aynı dili konuşur. Doğa onunla yıldızları, bitkileri ve hayvanları, ırmakları, dağları taşları, mevsimleri, geceleri ve gündüzleri aracılığıyla konuşur. Dilsel bir metin olarak beliren doğa, insan için saydamdır; dahası gizemci, doğanın kendisine baktığını ve kendisini anladığını sanır.

    İnsanın kendi anlattığı hikâyenin büyüsüne kapılmasını, yani kendisi ve çevresi hakkındaki yanılgısını daha doğru bir ifadeyle hüsnükuruntusunu; insanın dünyanın, olmasını istediği gibi olduğunu sanmasını; doğadaki “gizli metin”, “örtük söylem” veya “kozmik ima” mitini ele alan bu çalışma, “yalan dünya”dan ve bu “yalanın” bir “tabiat okur-yazarlığı”na dayalı uygarlığımızın kuruluşundaki öneminden söz ediyor. Bizlerin kendimizi kültür yoluyla tamamlayan eksik hayvanlar olduğumuzu; ne insan ile dünya ne de insan ile insan arasında doğal ve doğrudan bir ilişki olduğunu; onların arasındaki ilişkinin dilin simgesel dizgeleri üzerinden kurulduğunu ve bu dilin kültürel işlevinden ayıramayacağını savunuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Âdem’in Dili

    ,
    Yazar: Derek Bickerton
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    İnsan Lisanı Nasıl Yarattı, Lisan İnsanı Nasıl Yarattı

    Derek Bickerton, bugün sahip olduğumuz haliyle bir lisan yaratmak için biyolojinin ve kültürün nasıl bir etkileşim içine girmiş olabileceğini araştıran az sayıdaki kişiden birisidir. Bickerton “Sanırım bazı insanlar, gitgide zekâları artan atalarımızın bir gün uyanıp, o küçük zeki kafalarıyla lisanı doğaçlama icat ettiklerini düşünüyor hâlâ” diyor. Bickerton’a göre lisan evrimsel bir adaptasyondur, zira öyle olmak zorundadır; tıpkı dik yürümek, vücut kıllarının dökülmesi ya da kavrayıcı başparmaklar gibi. Fakat tam olarak ne tür bir evrim söz konusudur? İşte bu kitap bu soruya yanıt arıyor.

    Başta insan olmak üzere pek çok türün, ellerinden geldiği ölçüde çevre şartlarını kendi gereksinimlerine uydurduğu artık bilinen bir gerçek. Dil yetisi de, niş inşasının, yani çevresel şartları kendi gereksinimlerimize uydurmamızın bir parçası. Bickerton’a göre lisan, özgül bir nişten doğmuş ve gitgide daha incelikli nişler kurmamızı mümkün kılmıştır.

    En son araştırmalar göstermektedir ki atalarımız başlangıçta, büyük hayvanların leşleriyle besleniyordu ve öteki leşçillerle vahşi bir rekabete girişmişti. Bickerton’a göre bu rekabette başarıyı, ancak yeterli sayıda adam toplayarak yakalamış olmaları makul bir çıkarımdır. Bunu yapmanın tek yolu vardı; karıncaların ve arılarınki gibi bir hayvan iletişim sisteminin ötesine geçmek.

    O halde yaklaşık iki milyon yıl geriye gidelim ve nelerin gerçekleşmiş olabileceğine bir bakalım.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL