Erken Modern Avrupa’da Şiddet (1500-1800)

Yazar: Julius R. Ruff
Çevirmen: Didem Türkoğlu

 

Geçen yüzyıl zaferini ilan eden modern devlet, Avrupa kıtasının altını üstüne getirecek olan ve daha önce hayal bile edilmemiş yoğunlukta yeni şiddet biçimleri yarattı. İki dünya savaşı, Yahudi soykırımı ve diğer soykırım eylemleri ve hâlâ devam eden toplu imha silahları tehdidi bunun kanıtıdır. Ancak günümüzde Batı Avrupalılar gündelik şiddet tehdidi açısından en kötü zamanları yaşıyor olmaktan çok uzaklar.

1950’lerin ikinci yarısından başlayarak tarihçiler, ortaçağ ve erken modern Avrupa’daki davranışlar üzerine yaptıkları araştırmalarında, Avrupalıların beş yüz yıl önce şimdiki mirasçılarına kıyasla çok daha fazla şiddet içeren bir toplum oluşturduğunu ortaya koymuşlardır. Şiddet, erken modern dönemde kişiler arası ilişkilere dair söylemin bir parçasıydı.

1500’lerde, herhangi bir büyük şehre varmayı başaran Avrupalı seyyahlar derin bir “oh” çekiyorlardı. Şehirleri ayıran geniş kırsal alanlarda kol gezen haydutların, yağmacı askerlerin ve diğer tehlikeli tiplerin şiddetinden yakayı sıyırdıkları için belki de bir şükran duası mırıldanıyorlardı. Bu dönem kesinlikle şiddet dolu bir dönemdi, sezgileri kuvvetli bir Fransız tarihçisinin yazdığı gibi: Ölüm gibi, köyün tam ortasında yatan mezarlık gibi, şiddet de 15., 16. ve 17. yüzyıl yaşantısının kalbindeydi.

 

D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
Kategori:
Yayın Dizisi:

Ek bilgi

Yazar:

Çevirmen:

Orijinal Adı:

Violence in Early Modern Europe 1500-1800

Sayfa Sayısı:

298

ISBN No:

978-605-4238-62-0

Yayın Tarihi:

Ekim 2011

Boyutlar:

23 cm x 16 cm

Julius R. Ruff Marquette Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesidir. Crime, Justice and Public Order in Old Regime France (1984) isimli kitabın yazarı ve Discovering the Western Past: A Look at the Evidence (2000) isimli kitabın ortak yazarıdır.

Tamamlayıcı Kitaplar

  • Aydınlanma Avrupasında Kamunun Yükselişi

    Yazar: James Van Horn Melton

    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

     

    Karşılaştırmalı bir sentezin eseri olarak, son yirmi yılda muazzam büyüyen Fransız, Alman ve İngiliz-Amerikan literatürüne dayanılarak yazılmış olan bu kitap 18. yüzyıl yaşamında “kamu”nun artan önemini konu ediniyor. Burada ele alınan kamusal alan, çoğunlukla gazetelere, romanlara ve 18. yüzyılın matbaa kültürünün diğer ürünlerine düzenli erişebilecek kadar mala mülke ve eğitime sahip olan erkek ve kadınlar tarafından işgal edilmektedir. Ticarileşmiş kültürel kurumlar ve edebiyat pazarları kitaplar, oyunlar ve sanat için yeni kitleler (“kamular”) yaratmıştı, ama bu durum aynı zamanda, eleştirmenlerin 18. yüzyıldan günümüze kadar yakındıkları estetik beğeni standartlarını da alt üst etmişti.

    Kitapta kamunun yükselişi süreci ele alınırken, önce meselenin siyasal boyutları inceleniyor ve “kamuoyu”nun Aydınlanma çağı siyasal kültüründe kazandığı öneme odaklanılıyor. Okuma, yazma ve sahnenin evrimi üzerine yoğunlaşıldığı sonraki aşamada, edebiyat ve tiyatroyla ilgilenen insan sayısındaki artışın yol açtığı olanaklar ve ikilemler araştırılıyor. Son aşamada ise, salonlar, tavernalar, kafeler ve masonluğun Aydınlanma Avrupasında kamunun doğuşuna nasıl eşlik ettiği inceleniyor.

    Profesör Melton, Aydınlanma kamusal alanının mirasının, Aydınlanma’dan günümüze kadarki farklılıklarına karşın, göründüğünden daha kalıcı olduğunu göstermektedir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık

    Yazar: Robert Jütte
    Çevirmen: Bengü Kurtege-Sefer

     

    Bu kitap, erken modern dönem boyunca yoksulluğun ve sosyal çarpıklığın veya başka bir deyişle kilisenin öğretilerine uymayan bir hayat yolunu seçmek durumunda kalanların öyküsünü sunmaya çalışıyor. Robert Jütte, yoksulların kendi dünyalarını nasıl şekillendirdiklerini ele alıyor ve nihai meyveleri XIX. yüzyılda ortaya çıkan sistemli sosyal yardım programlarının gelişmini inceliyor. Bireysel reformcuların ıslah edici rolleri hakkındaki geçmiş dönemlerinde görülen geleneksel vurgunun tersine, Profesör Jütte’nin araştırması, diğer pek çok çalışmadan farklı olarak yoksullara ve içinde yaşadıkları sosyal, komünal ilişkiler ağının karmaşıklığına çok daha yakından bakmaktadır. Yalnızca yoksulluk yardımı alarak geçinenlerin değil, mahrumiyet çekmesine rağmen bir şekilde hayatta kalmanın yolunu bulmuş olan çok daha geniş kitlelerin hayatlarını ve bu kişilerin belirli toplumlar içinde hayatta kalmak için hangi yollara başvurduklarını mercek altına almaktadır. Yoksulların burada anlatılan yaşamlarının üzerinden iki yüzyıldan uzun bir süre geçmiş olmasına karşın, konu önemini halen korumaktadır. Geçmişte yoksulların yaşamlarına damga vuran değişiklikler ile modern Avrupalıların davranış ve eylemleri arasında bir ilişki kurulabilir; zira Avrupa’nın refah devletlerinin temelleri onların tecrübeleri üzerine inşa edilmiştir.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Erken Modern Avrupa’da Tıp ve Toplum

    Yazar: Mary Lindemann
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Tıp tarihi, genel tarihin ayrılmaz bir parçasıdır; hatta erken modern dönem dünyasını derinden kavramakla ilgilenenler için tıp tarihini anlamak zorunludur. Dolayısıyla, tıp tarihini, tüm o göz alıcı buluşlara ya da mücadeleci öncülere dair destansı ya da romantik hikâyeler olarak kaleme almak artık yeterli değil. Bugün tıp tarihi bilimi, 1500’den 1800’e dek Avrupalıları etkileyen toplumsal, kültürel, iktisadi etkenlerin hepsini hesaba katmak zorunda.

    Kimi araştırmacılara göre erken modern dönem cehaletin, sefaletin, yanılgıların ve bitmek bilmez acıların hâkim olduğu “eski kötü günler”dir; o günlerde din ve batıl inanç “bilime” ayak direrken, “iman ile akıl” arasındaki mücadele aklın lehine henüz sonuçlanmıştır ve bu karanlık çağda bir avuç gözü pek adam, daha bilim doğmadan bilim adamı olabilmiştir. Mary Lindemann ise tıp tarihini bir ilerleme hikâyesi olarak görmeyi yadsıyor; bu yöntemin doğasındaki yanlışlara işaret ediyor.

    Tıp ve Toplum’un özelliklerinden birisi de toplumsal ve kültürel tarih üzerinde kuvvetle durmasıdır. Dolayısıyla hekimler kadar hastalara da ilgi gösteriyor, tıp doktorları kadar “genel” şifa yöntemlerini uygulayan diğer pratisyenlerle de ilgileniyor; sadece üniversite tedrisatına değil tüm tıp eğitimi biçimlerine eğiliyor; din gibi başka sistemlerin önemini ve bunların tıp üzerindeki etkisini ihmal etmiyor.

    Lindemann’a göre, erken modern dönemde insanların “modern” usullerle düşünmediğini ya da eyleme geçmediğini fark etmek önemli olsa da, bu farklılığa gereğinden fazla değer biçmemek gerekir. Onlar “yanılıyor”du ama biz “haklıyız” ya da onlar “cahil”di, oysa biz “bilgiliyiz” dememek gerekir. Geçmişi araştıran kişiler olarak bizlerin görevi, eskilerin bulduğu çözümleri yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL