Foucault ve İran Devrimi

Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
Çevirmen: Mehmet Doğan

Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

 

D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
Kategori:
Yayın Dizisi:

Ek bilgi

Yazar:

,

Çevirmen:

Orijinal Adı:

Foucault and Iranian Revolution -Gender and the Seductions of Islamism

Cilt/Kâğıt:

2. Hamur, Amerikan cilt, iplik dikiş, karton kapak

Sayfa Sayısı:

376

ISBN No:

978-605-4238-86-6

Yayın Tarihi:

Haziran 2015

Boyutlar:

21 cm x 13.5 cm



Prof. Janet Afary, Santa Barbara’daki California Üniversitesi’nde din ve feminizm konularında ders vermektedir. Eserleri: Sexual Politics in Modern Iran (2009); The Iranian Constitutional Revolution: Grassroots Democracy, Social Democracy, and the Origins of Feminism (1996).

Prof. Kevin B. Anderson, Santa Barbara’daki California Üniversitesi’nde sosyoloji, siyaset bilim ve feminist çalışmalar alanında dersler vermektedir. Başlıca eserleri: Marx at the Margins: On Nationalism, Ethnicity, and Non-Western Societies (2010); Lenin, Hegel, and Western Marxism (2010).

Tamamlayıcı Kitaplar

  • Örtünmenin Siyaseti

    Yazar: Joan Wallach Scott
    Çevirmen: Merve Tabur

     

    Fransız hükümeti, 2004 yılında, dine ait “çarpıcı simgeler”in devlet okullarında kullanımına dair bir yasak başlattı. Yasak herkese yönelik olsa bile, Müslüman kızların kullandığı başörtüsünü hedefliyordu. Yasak tarafında yer alanlar Fransa’nın seküler liberal değerlerini savunuyor ve başörtüsünü İslamın moderniteye karşı direnişinin bir sembolü olarak yorumluyorlardı. Örtünmenin Siyaseti bu bakış açısını hararetli bir tartışmayla çürüten önemli bir kitap.

    Toplumsal cinsiyet araştırmalarının öncüsü Joan Wallach Scott, sözkonusu yasanın, Fransa’nın eski kolonilerinin tebaalarını gerçek vatandaşlar olarak entegre etme sürecinin başarısızlığının bir göstergesi olduğunu öne sürmektedir. Scott, yasanın ardındaki ırkçılığın uzun tarihinin yanı sıra Müslümanların asimilasyonuna yönelik ideolojik engelleri de incelemektedir. Tartışmanın kalbinde yatan cinselliğe yönelik yaklaşımlardaki çelişkileri ortaya koymakta; yasağın Fransız savunucularının cinsiyet konusundaki açıklığı normalliğin, özgürleşmenin ve ferdiyetin bir ölçütü olarak gördüklerini buna karşı başörtüsü ile ima edilen cinselliğin örtülmesini, Müslümanların asla gerçek Fransızlar olamayacağının bir kanıtı olarak gördüklerine dikkat çekmektedir. Scott, yasanın dinî ve etnik farklılıkları uzlaştırmaktan öte, bilakis söz konusu farklılıkları daha da keskinleştirdiğini belirtmektedir. Homojenlik hususundaki diretmenin Fransa veya genel olarak Batı için artık mümkün olmadığını göstermekte ve bunun “medeniyetler çatışması” denilen gerilimlerin kökenini oluşturduğunu öne sürmektedir.

    Örtünmenin Siyaseti farklılıklarımızı ortak bir zeminde inşa eden, farklılıkları kuşatan, onları baskılamayan, toplumsal uyum için onları tanıyan yeni bir toplumsal vizyon çağrısı yapıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İlahi Sol

    Yazar: Jean Baudrillard
    Çevirmen: Oğuz Adanır

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Temsil etmenin sona erdiği bir çağda yaşıyoruz. Sorun artık temsil etmek değil modaya uymaktır. “Siyasetçiler” umarsız bir şekilde modaya uymaya çalışıyor; başka bir deyişle yaptıkları konuşmaların önceden belirlenmiş özel efektler, ortam ve performanstan ibaret olduğu söylenebilir. Yaymaya çalıştıkları ideoloji, sahip olduğumuz sağlam ve samimi inançlarda en ufak bir değişikliğe yol açmıyor.

    Bu, bir gösteriye dönüşmüş siyaset ve medya profesyonelleri zaferidir. Kendini hâlâ “ilahi” özellikler taşıyan, şeffaf, erdemli ve ahlaklı, yerleşik değerlerle kesinlikle tarihe mal olmuş değerlerin temsilcisi olarak gören sol ise hezimete uğramıştır. Bu durumda kitlelerin ironik duyarsızlıklarına muhatap olmaktan başka seçeneğe sahip olamaz.

    1978-1984 yılları arasını kapsayan bir dönemde solla ilgili bu günlük, yeni duyarsızlık stratejileriyle oynamasını bilenlerin kazanacağı bir simülasyon evreninin çözümlemesini yapmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Dinin Demokrasiyle İmtihanı

    Yazar: Ian Buruma
    Çevirmen: Deniz Ali Gür

    Üç Kıtadan Deneyimler

    Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.

    Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kilise ile devlet ilişkilerinin, Çin ve Japonya’daki dinî otoritenin ve Avrupa’da İslamın yol açtığı sorunları ele alan Dinin Demokrasiyle İmtihanı’nın merkezinde Tocqueville’in şu sorusu yer alıyor: Demokratik toplumları bir arada tutmak için, ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek midir?

    Dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimleri kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatan Buruma, din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor.
     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL