Gülme

Yazar: Anca Parvulescu
Çevirmen: Mehmet Doğan

Bir Tutkuya Dair Notlar

Çoğu gülme kuramı, gülmeyi bir şeye verilen tepki olarak görür ve tepki verilen o komik, grotesk, saçma şeye odaklanır. Anca Parvulescu ise gülmeyi başka tutkuların emaresi olarak görmüyor, onu kendi başına bir tutku olarak ele alıyor. Dolayısıyla bizi neyin güldürdüğünü, gülmenin nedenini veya kökenini sorgulamak yerine bizzat gülme mefhumuna odaklanıyor.

Gülme meselesini, insan yüzü meselesinden ayırmak mümkün değildir. Eğer insan, gülen hayvansa, bu, yüzü olan bir hayvan oluşuyla ilintilidir. Gülerken gürültülü ve buruşuk bir hale giren çehre, yavaş yavaş düzelip, sakin, sessiz bir gülümseyiş biçimine kavuşur; bu gülümseyiş, bir dizi toplumsal duygunun belirtisi olarak tahayyül edilir. Elinizdeki çalışma, görgü kuralı kitaplarının, felsefi tezlerle, edebi metinlerle ve görsel kültürle diyalog içinde hareket ederek, gülümseyen çehrenin normatif estetiğinin üretilme sürecinin izini sürüyor. Edepsizlik sayılan abartılı, tutkulu, denetimsiz gülmenin baskıcı ciddiyet karşısındaki isyankâr durumunu inceliyor. Kitabın ana savlarından biri, gülümseme ile gülmenin bir süreklilik arz etmediğidir. Gülemediğimizde çoğunlukla gülümseriz; gülümseme, nadiren hakiki bir gülmeye dönüşür.

Parvulescu’nun bu çalışması, gülmenin sınırlı ve kırılgan bir arşivini gün yüzüne çıkarıyor. Bizi bu arşivde zaman geçirmeye davet ediyor. Her ne kadar bu çalışma, “gülmenin uygarlaşmasını”, önermelerinden biri olarak kabul etse de, öncelikle yirminci yüzyılın kahkahacılarıyla ve gülme dostlarıyla ilgileniyor. Bu amaçla, yirminci yüzyıl Batı dünyasını ve bunun siyasi, bilimsel, felsefi, estetik serüvenlerini gözden geçirmeye çalışan yeni bir uğraşa katılıyor. Sorduğu temel soru şudur: Yirminci yüzyıl nasıl gülmüştür?

 

KİTABA GÖZ ATIN

 

D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

Ek bilgi

Yazar:

Çevirmen:

Orijinal Adı:

Laughter. Notes on a Passion

Cilt/Kâğıt:

Karton kapak, Amerikan cilt, iplik dikiş, 2. Hamur

Sayfa Sayısı:

305

ISBN No:

978-605-4787-88-3

Yayın Tarihi:

Ekim 2017

Boyutlar:

21 cm x 13,5 cm

Anca Parvulescu St. Louis’deki Washington Universitesi’nde, Karşılaştırmalı Edebiyatta Lisansüstü Çalışmalar Direktörüdür. Modernizm ve modernite, yirminci yüzyıl edebiyatı ve eleştirel kuram, anlatı ve roman, toplumsal cinsiyet ve feminizm konuları üzerinde çalışmaktadır.



Tamamlayıcı Kitaplar

  • Cinsel Sözleşme

    ,
    Yazar: Carole Pateman
    Çevirmen: Zeynep Alpar

    Bütün insanlar doğuştan özgürse neden bütün kadınlar doğuştan köledir? Bu sorunun sorulduğu günden beri feministler erkeklerin kadınlar üstündeki ataerki hakkına karşı mücadele veriyor. Cinsel Sözleşme, erkeklerin özgürlüğü ile kadınların tabiyetinin ilk sözleşmeyle nasıl kurulduğunu ortaya koyarak bu çabaya büyük bir katkıda bulunuyor.

    Carol Pateman bugün bir klasik kabul edilen çalışmasında, bir özgürlük hikâyesi olarak sunulan toplumsal sözleşme teorisini tartışmaya açıyor. İlk sözleşme hikâyesinin yarısının eksik olduğunu söyleyen Pateman, ilk sözleşme yapılırken, erkeklerin kadınlara egemen olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde eşit cinsel erişime sahip olmasının öngörüldüğünü kaydediyor.

    Toplumsal sözleşme bir özgürlük hikâyesi iken, cinsellik sözleşmesinin bir tabiyet hikâyesi olduğunu vurgulayan Pateman, sözleşme teorisinde evrensel özgürlüğün daima bir hipotez, bir hikâye, siyasi bir kurgu olduğunu hatırlatıyor. Evlilik, kölelik, iş, fahişelik, taşıyıcı annelik gibi çeşitli alanlardaki sözleşme türlerini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen Cinsel Sözleşme, eşitlik ilkesine dayalı bir sözleşme arayışındaki feminist yaklaşıma da, toplumsal sözleşmeyi sivil özgürlüğün başlangıcı olarak sunan anaakım siyaset bilimine ve her iki kanattan ideolojilere de kör noktalarını gösteren çığır açmış bir metin.

    Cinsel Sözleşme, siyaset bilimi ve felsefesi, kadın çalışmaları, sosyoloji ve hukuk alanlarından akademisyenlerin ve öğrencilerin temel başvuru kaynaklarından biri.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Aynadaki Narkissos

    Yazar: Ergun Kocabıyık

    Herşey ve Hiçbirşey Olarak Yüz

    Görünen yönü dışında yüz nedir? Yüz, uzuvlarının toplamından mı ibarettir? Bu kitapta savunulacak düşünce, yüzün, onu oluşturan parçaların toplamından daha fazlası olduğudur. Ancak basit bir şekilde, her yüzün biricik olduğunu ifade etmekle de yetinilmeyecektir. Evet, yüz herkeste başkadır. Ancak bütün bu birbirinden farklı ve değişken yüzlerin ardında, zihnin derinliklerinde bir yerlerde bir Yüz var mıdır? Bu kitabın niyeti, yüz’den Yüz’e doğru gitmek. Maskenin ardında gerçekten bir yüz olup olmadığını sorgulamak.

    Bu kitabın; kendini bilme bilgisini, daha önemlisi kendini bilmeye verilen selamete erdirici değeri, kişiyi hayvan olmaktan kurtarıp insan kılan ve onu “kendinden-içeri olan”la tanıştıran ben-bilgisine yüklenen dönüştürücü gücü araştırdığı ve ‘hayal eden insan’dan ‘muhayyel insan’a doğru yöneldiği söylenebilir.

    Yüz, ayna, görme, benlik gibi temel izleklere sahip bu incelemede benliğin kendini inşasında, görmenin ve konuşmanın kurucu işlevleri; insanın varoluşundaki paradoksallık; insanın hayvan-oluş ile kâmil insan veya tanrı imgesi arasına gerilmişliği, burada dikkat çekilen temel konuları oluşturuyor ve kitap, okurunu, birlikte düşünmeye, simgeleri konuşturmaya, gözün perdesini aralamaya çağırıyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Ben Neyim?

    Yazar: Itır Erhart
    Çevirmen: Egemen Demircioğlu

    Ahlakın Temelleri, Hakikatin Doğası, Bilginin Sınırları

    Ben nedir? Bir hayat hikâyesinin toplamı mı? Vazgeçilemez olduğunu düşündüğümüz uğraşlarımızı terk etmek zorunda kalırsak, ben yine ben olarak var olmaya devam eder mi? Peki ya bir gün Alzheimer'a yakalanır ve giderek tüm bilişsel yetilerimizi yitirirsek ya da bitkisel hayata girersek, yine bir ‘ben’den söz edebilecek miyiz? Beynimizin yarı kürelerinden biri bir başkasına nakledilirse ‘ben’ de onunla birlikte gider mi? Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi dev bir böceğe dönüşürsek ben’e ne olur? Ben Neyim? belki de kendimize hiç sormadığımız felsefi soruların cevabını arıyor.

     

    ITIR ERHART

    […] savunmaya çalıştığım yaklaşıma göre, “benim ilk fotoğraflarım, annemin rahminde iken çekilmiş olanlardır” cümlesi, doğru olacaktır. Ben, o insan ceniniydim ve sonra o cenin insan bebeğine dönüştü, insan yavrusuna ve sonra da yetişkin insana dönüştü. Beni annemin rahminde iken gösterenlerden başlayıp bitkisel hayatta insan olarak gösterenlere kadar resimlerle dolu bir albümüm olsa, bütün bu resimler benim resimlerim olacaktır. Bu resimleri karıştırırken, gördüğümüz şey bir insandır. Onu bir takım özellikler kazanırken ve bir takım başka özellikler kaybederken görürürüz. Bebek olma özelliğini kaybedip çocuk olur, öğrenci olma özelliğini kaybedip öğretmen olur vs. Aynı kalan şey, onun özdeşliğidir. Onun bir yaşındaki halini gösteren resme ve onu üniversiteden mezun olduğu gün gösteren resme bakarken aynı insana bakıyor oluruz.

     
    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL