Roman Nedir?

Yazar: Marina MacKay

Çevirmen: Fazilet Akdoğan Özdemir

On sekizinci yüzyılda doğmuş olan roman türü, o dönemde birçok eleştirmen tarafından kadınların zaman öldürmek için okudukları hafif metinler olarak nitelenirdi. Roman Nedir?, bugün modern zamanların temel edebi türü kabul edilen romanın sıra dışı yükselişiyle başlayıp, ardından romanla özdeşleştirilen biçimsel özellikleri, roman türlerini kısa ve özlü bir anlatımla ele alıyor.

Marina MacKay, her bölümde romanın biçimsel ya da tarihsel bir yönünü, genellikle farklı dönemlerden romanları seçerek açıklıyor. Ana bölümler arasında, kavramların uygulamalarına dair fikir vermek üzere, tek tek eserlerin ayrıntılı okumaları yer alıyor. Bu bölümlerde farklı açılardan incelenen Don Quixote, Tristram Shandy, Kırmızı Harf, Madame Bovary, Deniz Feneri, Geceyarısı Çocukları gibi örnekler, romanın tarihini özetleyen bir yelpaze oluşturuyor.

Romanın bir tür olarak nasıl yaratıldığını, neden bu denli popüler olduğunu sorarak başlayan MacKay, romanda üslup ve tekniğe, karaktere, olay örgüsüne, mekâna ve siyasete ilişkin doyurucu açıklamalar sunuyor. Terimler sözlüğüyle ve okuma listesiyle desteklenen Roman Nedir?, edebiyatla ilgilenen herkesin yararlanabileceği ideal bir kaynak.

Kategori:

Ek bilgi

Yazar:

Çevirmen:

Cilt/Kâğıt:

Karton kapak, Amerikan cilt, iplik dikiş, 2. Hamur

Sayfa Sayısı:

333

ISBN No:

978-605-4787-97-5

Yayın Tarihi:

Mayıs 2018

Boyutlar:

21 cm x 13,5 cm

Marina MacKay 2014 yılından beri Oxford St Peter’s College’da ders vermektedir. Yirminci yüzyıl edebiyatı, edebiyat ve şiddet, edebiyat eleştirisi tarihi, modern yazının dönemlere ayrılması, romancıların popülerliği ve dönemselliği gibi konular üzerine çalışmaktadır. İmza attığı başlıca eserler şunlardır: Modernism and World War II (2007), British Fiction After Modernism (Lyndsey Stonebridge ile, 2007), Cambridge Companion to the Literature of World War II (derleyen, 2009), Modernism, War, and Violence (2017).

Tamamlayıcı Kitaplar

  • Proust Bir Sinirbilimciydi

    Yazar: Jonah Lehrer
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Lehrer, sinirbilimdeki son çalışmaların ışığında; Proust’un romanlarının belleğimizin, Cézanne’ın resimlerinin görme duyumuzun, Stravinski’nin müziğinin işitsel algımızın, Stein’ın şiirsel arayışlarının dil yetimizin, Woolf’un bilinçakışı metinlerinin ise zihnimizin çalışma ilkelerini nasıl da doğru bir şekilde önceden ortaya koyduklarını çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

    Sanat ve bilimin, bunca zamandır birbiriyle iletişim kuramayan iki farklı kültürün artık konuşması gerektiğini söyleyen bu kitap, biz kimiz sorusuna ikili bir cevap öneriyor: “Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmışız, ama aynı zamanda yalnızca maddeyiz.”

     

    OLIVER SACKS

    İnsan doğasına ilişkin derin içgörülerin önce şairlerin ve sanatçıların payına düştüğü, bilimciler tarafından ancak yıllar sonra sistemli şekilde araştırıldığı yeni bir görüş değildir. Ama bu görüşün bu kadar çarpıcı bir şekilde ortaya serildiğini ilk defa görüyorum. Jonah Lehrer “iki kültür” arasındaki köprüleri kolaylıkla ve incelikle kurduğu bu ilk kitabında, sinirbilim algı, dil, iletişim, bilinç ve hafıza hakkındaki en son tespitleriyle olduğu kadar Cézanne, Proust, George Eliot, Stravinski, Gertrude Stein ve Virginia Woolf’la da içli dışlı bir yazar olarak karşımıza çıkıyor.

     

    JACQUES PEPIN

    Jonah Lehrer bu kitapta yemek yapmanın kimyadan ibaret olmadığını harikulade bir tarzda gösteriyor. Bilim ve tekniğin ötesinde yetenek, sezgi ve içgüdüler de vardır ve bunlar da olduğunda, sanat ve bilim el ele verip ortaya enfes bir yemek çıkartacaktır.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Borges ve Bellek

    ,
    Yazar: Rodrigo Quian Quiroga
    Çevirmen: Ferit Burak Aydar

    İnsan Beyniyle Karşılaşmalar

    Sinirbilim uzmanı Rodrigo Quian Quiroga, belleğin bilişsel yapısı konusundaki araştırmalarını Jorge Luis Borges’in çeşitli öykülerinde bellek üzerine giriştiği edebi keşiflerle ilişkilendiriyor. Bu öykülerin başında “Bellek Funes” geliyor. Öykünün kahramanı Funes, yaşadığı her şeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlayan, daha doğrusu hiçbir şeyi unutamayan biridir, ama algıladıklarını soyutlayıp kavramlara ulaşamaz. Oysa belleğin işleyişi bunu gerektirir: Beyindeki belli nöronlar somut ayrıntıları göz ardı ederek ve soyut kavramlara tepki vererek belleği oluştururlar. Bu nöronların algıladığımız şeyleri uzun süreli belleğe dönüştürme konusunda kilit bir rol oynadıklarını araştırmalarında ortaya koyan Quiroga, aksi takdirde sonumuzun Funes gibi olacağını belirtiyor.

    Borges ve Bellek bizi sinirbilim çalışmaları, “olağanüstü beleğe sahip” kişilerin yaşamöyküleri, beynin anatomisi, görme mekanizmasına ilişkin çağdaş kuramlar, Borges’le aynı konulara eğilmiş William James, Gustav Spiller, John Stuart Mill gibi düşünürler arasında renkli bir yolculuğa çıkarıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Modern Bireyciliğin Mitleri

    Yazar: Ian Watt
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Faust, Dan Quijote, Don Juan, Robinson Crusoe

    Özgün hikâyelere bakıldığında, Faust, Don Quijote ve Don Juan karakterlerinin nihai kaderleri, kendi dönemlerinin bireycilik karşıtlığını yansıtmaktadır: Faust ve Don Juan, cehennem ateşinde kavrulmakla cezalandırılırken, Don Quijote elaleme maskara olacaktır. Bu üçü, bireyciliğin ilerici dürtüsünü temsil etmektedir; ki bu dürtü, toplumun onaylamayışı yüzünden, bireyciliği baskı altına sokmuştu. Aradan geçen yüzyılın ardından bu kez de Defoe’nun Robinson Crusoe’su bireyi daha çok öne çıkartacaktı; gerçi o da Crusoe’nun yalnızlığının, aslında babasına karşı geldiği için bir ceza olduğunu söylüyordu.

    Ian Watt bu kitapta, çağdaş dünyanın dört mitini irdeliyor; bu mitlerin hepsi XVI. ila XVIII. yüzyılda yaratılmıştır, yani tarihsel bakımdan yeni olan bir toplumun seçkin eserleridir. Watt, Faust (1587), Don Quijote (1605) ve Don Juan’ın (yaklaşık 1620) özgün hikâyelerinin, bu üç karakteri hiç pohpohlamadığını söylerken, bir yandan da, iki yüzyıl sonra ortaya çıkan Romantik dönemde, bu karakterlerin takdire şayan kişiler, hatta kahraman olarak nasıl yeniden yaratıldığını gösteriyor. Robinson Crusoe (1719) ise dinî, ekonomik ve toplumsal yeni tutumların temsilcisi olarak görülüyor.

    Söz konusu bu dört mit de, çoğunlukla büyük yazarlar (Rousseau, Goethe, Byron, Dostoyevski) tarafından dönüştürülmüş ve bu yazarların bireyciliği öne çıkarmasıyla birlikte tüm dünyada daha çok talep görmeye başlamış; böylece bu ibret masalları, halk arasında rağbet gören seküler mitlere dönüşmüştü. Bu değişikliğin sebebi kısmen bireyciliğin kültürel ve siyasi ürün haline gelmesidir, fakat mitin kendisinin bir kavrama dönüşüp, insanları yönlendirme becerisine kavuşması da aynı derecede önemli bir sebeptir. Günümüzde bu dört mit şahsiyeti itibarlarını korumakta; ancak kitlesel eğlence endüstrisi (radyo, televizyon, filmler) zaman ve etki bakımından bunlara epey rakip doğurduğu için güçleri de azalmaktadır.

    Bu dört şahsiyet, modern dönemin bireycilik sorunlarını göz önüne sermektedir: yalnızlık, narsisizm, benlik ile toplum çatışması. Bunlardan hiçbiri ne evlidir ne de kadınlarla uzun süreli ilişkiler yaşar; en yakın arkadaşlarıysa erkek uşaklarıdır. Mefistofeles, Sancho Panza, Catalinon ve Cuma, kendi ikincil rollerine sonuna kadar sadık kalıp bu durumdan hiç yakınmaz, yani kusursuz bir uşak gibi davranırlar. Bu da bize o dört şahsiyetin benmerkezci olduğunu gösteriyor. Her biri, kim olması gerektiğine dair kendi görüşünün peşinden giderken, aklımıza bir kahraman olarak kendi kişiliğine ve ideallerini yansıttığı topluma dair ciddi sorular ortaya koymaktalar.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL