Yayınlarımız

  • Antimadde

    Yazar: Frank Close
    Çevirmen: Zeynep Alpar

     

    Antimadde, maddenin tuhaf, altüst olmuş gölgesidir; bir şeyin tıpatıp aynı olan eşi, aynadaki aksi gibi sol, sağ olur, pozitif negatife döner. Döküm alındığında geride kalan kalıp gibi, madde ve antimadde gerçekliğin yin ve yang’ıdır. Herhangi bir cisim, antimadde ikiziyle karşılaşacak olsa, bunların birbirini tamamlayan özellikleri bir ölüm dansı içinde birbirini yok ederdi.

    Bu kitap size bilim tarihinin en ilgi uyandırıcı konularından birisi olan antimaddenin hikâyesini anlatacak. Antimadde nedir, nasıl keşfedildi, onu nasıl üretebiliriz ve bize ne gibi imkânlar sunup ne tür tehditler oluşturur? Kitap, uzay maceralarının yakıtı ve silah olarak antimadde hakkındaki spekülatif iddialara ilişkin gerçekleri de ortaya koyuyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dilbilim Araştırmaları Dergisi 2015 – 1

    İÇİNDEKİLER

    • Testing the Interface Hypothesis: The evidence from fossilized errors in the use of Turkish case markers, Elena Antonova-Ünlü
    • A Note on –mAdAn, Martina Gračanin-Yüksek
    • Türkçede Aitlik Ulamı ve Biçimsel İfadesi, Aysun Kunduracı
    • Deyimlerin Edimbilimsel Olarak Ulamlaştırılmasına İlişkin Bir Öneri: Türkçede 'erkek'e gönderimde bulunan deyimler, G. Songül Ercan, Özge Can

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dinin Demokrasiyle İmtihanı

    Yazar: Ian Buruma
    Çevirmen: Deniz Ali Gür

    Üç Kıtadan Deneyimler

    Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.

    Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kilise ile devlet ilişkilerinin, Çin ve Japonya’daki dinî otoritenin ve Avrupa’da İslamın yol açtığı sorunları ele alan Dinin Demokrasiyle İmtihanı’nın merkezinde Tocqueville’in şu sorusu yer alıyor: Demokratik toplumları bir arada tutmak için, ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek midir?

    Dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimleri kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatan Buruma, din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor.
    D&R’DAN SATIN AL

    IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Görünmez Oyuncu

    Yazar: Lorna Marshall, Yoshi Oida
    Çevirmen: Özlem Turhal de Chiara

     

    Kabuki tiyatrosunda “aya bakmak” denilen ve oyuncunun işaret parmağıyla gökyüzünü gösterdiği bir hareket vardır. Bir oyuncu hayal edelim: Çok yeteneklidir; bu hareketi çok zarif bir şekilde yapar; seyirciyi, yaptığı hareketin güzelliğiyle büyüler, herkesi bu konudaki ustalığına hayran bırakır. Başka bir oyuncu hayal edelim: O da aynı hareketi yapar, ama seyirci hareketin zarafetinin farkına varmaz, ayı gösteren oyuncuyu değil, oyuncunun işaret ettiği ayı görür. Yoshi Oida’nın gönlü, seyirciye ayı göstermeyi başaran oyuncudan, yani “görünmez” olabilen oyuncudan yanadır. Geliştirdiği oyunculuk metodunun özü de budur.

    Oida’ya göre insanın bir görünen yüz vardır bir de içeride saklı olan başka bir yüz. Sadece yüzeyde görüneni eğitme yanlışına düşmemek gerekir. Oida; sahnede güzel bir vücut, kuvvetli bir sahne duruşu sergilemek istiyorsak benliğimizi de eğitmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Eğer iç dünyamız yeteri kadar beslenemiyorsa, güzel hareketlerin de, muhteşem ses tekniğinin de, zarif kostümlerin, etkileyici makyajların da bir anlamı olmayacaktır. İç olmadan dış hiçbir işe yaramaz.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Foucault ve İran Devrimi

    Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

    1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

    Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

    Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

    Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Beyindeki Hayaletler

    Yazar: Sandra Blakeslee, V. S. Ramachandran
    Çevirmen: Levent Öztürk

    İnsan Zihninin Gizemlerine Doğru

    İki yüzyıldır süren araştırmalara rağmen, Yüzleri nasıl tanırız? Niçin ağlarız? Neden güleriz? Neden rüya görürüz? Neden müzik ve sanattan zevk alırız? gibi insan zihni konusundaki en temel sorulara cevap veremiyoruz. Çok daha büyük bir soru olan “Bilinç nedir?”in de hâlâ bir yanıtı yok. Ne var ki yeni deneysel yaklaşımlar ve görüntüleme tekniklerinin gelişimiyle birlikte insan beynine dair anlayışımız da yavaş yavaş değişmekte.

    Sinirbilimin Sherlock Holmes’u V. S. Ramachandran’ın bu kitabı, birçok nöroloji hastasının gerçek yaşam öykülerinden oluşuyor. Ramachandran; hayalet uzuvlar, beden imgesi ve benliğin aldatıcı doğasına dair bulgularından bahsettiği bu kitabının her bölümünde okuru şaşırtıyor, ve birbirinden ilginç vakalar üzerinden insan doğası ve zihninin bizden sakladığı bazı yönlerini aydınlatıyor.

    Omzunun üzerinden arkaya bakıp da kökeni hakkında sorular soran, bu kılsız ve çocuksu primatta kesinlikle tuhaf bir şey var. Daha da tuhafı, beynin başka beyinlerin nasıl çalıştığını keşfetmesi değil yalnızca, aynı zamanda kendi varlığıyla ilgili sorular da sormasıdır: Ben kimim? Ölümden sonra ne oluyor? Zihnimin kökeni beynimdeki sinir hücreleri mi? Eğer böyleyse, özgür iradenin amacı ne? İşte nörolojiyi büyüleyici yapan, bu soruların –beyin adeta kendini anlamak için mücadele etmektedir– özgün ve kendini yineleyen niteliğidir.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sinema Söyleşileri 2014

    Sunuş

    Söyleşi ve Paneller: Türkiye Sineması

    • Menderes Samancılar
    • Kazım Öz
    • Engin Ayça
    • Ercan Kesal
    • Reha Erdem
    • Biket İlhan
    • Erdal Özyağcılar
    • Serkan Keskin
    • Halit Ergenç
    • Yeni Türkiye Sineması: Esra Saydam & Nisan Dağ, Erol Mintaş, Zeynep Dadak & Merve Kayan

    Söyleşi ve Paneller: Kısa Film ve Belgesel

    • Yeni Türkiye Belgeselleri: Dilek Gökçin, Lusin Dink, Ümit Kıvanç
    • TRT ve Belgesel Sinema: Kerime Senyücel, Mihriban Sezen, Sevinç Yeşiltaş, Tülin Sertöz
    • Yeni Türkiye Kısaları Paneli: E. Nazlı Durlu, Fatih Kızılgök, Ömer Günüvar
    • Söyleşi: Dünya Sineması
    • Asghar Farhadi
    • Söyleşiler: Ayın Konuğu
    • Petros Markaris&Yeşim Ustaoğlu
    • Gökhan Tiryeki
    • met üst&M. K. Perker

    Ek 1: Mithat Alam Film Merkezi'nde 2014 Yılında Gerçekleştirilen Panel ve Söyleşiler
    Ek 2: Mithat Alam Film Merkezi'nde 2014 Yılında Gerçekleştirilen Gösterim Programları

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Avrupa Mantığı

    Yazar: Haluk Özdemir

    Avrupa Bütünleşmesinin Teori ve Dinamikleri

    Avrupa mantığı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa bütünleşmesini doğuran ve geliştiren düşünce biçimidir. Bu zihniyet, savaş sonrası dönemin özgün koşullarında ortaya çıkmış ve günümüz Avrupası’na şekil vermiştir. Şüphesiz Avrupa’da bu mantığı paylaşmayan ve karşı olanlar da vardır. Dolayısıyla bu düşüncenin tüm Avrupalıları ve tüm dönemleri kapsadığı söylenemez. Hatta Avrupa mantığı, yine Avrupa ürünü olan ırkçı, faşist ve sömürgeci fikirlerden bir kopuştur ve onları unutma yöntemidir. Unutmak ve yeni bir şeyler inşa edebilmek için yeni hedefler koyma ve yeni meşgaleler bulma arayışıdır.

    Bu mantık anlaşılmaksızın, tarih boyunca birbirine karşı acımasızca savaşmış olan Almanya ve Fransa’nın aynı çatı altında bir araya gelmeleri bize anlamsız gelebilir. Radikal değişimlere işaret eden önemli gelişmeler, anlamsız çelişkiler gibi görünebilir. Yine daha 20 yıl önce bağımsızlık ve egemenlik uğruna kan döken, soykırım ve katliamlar yapan eski Yugoslav cumhuriyetlerinin, uğruna bu kadar günaha girdikleri egemenlik ve bağımsızlıklarını nasıl ve neden AB’ye devretmeye çalıştıklarını da anlayamayız. Bu kitap, Avrupa bütünleşmesinin dinamiklerini ve onu doğuran mantığı gün ışığına çıkarmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dünyanın Fısıltısı

    Yazar: Ergun Kocabıyık

    Bir Mecaz Olarak Dünya Kitabı

    Dünyayı algılamamızda, sınırlarını keşfetmemizde ve dünyaya ilişkin hayallerimizde dilin etkisi nedir? İnanarak veya “yalan” olduklarını bilerek anlattığımız hikâyeler kendimizi ve başkalarını anlamamızda, düşüncelerimizi biçimlendirmekte ne derece etkili?

    Gizemcilere inanacak olursak insan, dünyayla iletişim içindedir; onunla aynı dili konuşur. Doğa onunla yıldızları, bitkileri ve hayvanları, ırmakları, dağları taşları, mevsimleri, geceleri ve gündüzleri aracılığıyla konuşur. Dilsel bir metin olarak beliren doğa, insan için saydamdır; dahası gizemci, doğanın kendisine baktığını ve kendisini anladığını sanır.

    İnsanın kendi anlattığı hikâyenin büyüsüne kapılmasını, yani kendisi ve çevresi hakkındaki yanılgısını daha doğru bir ifadeyle hüsnükuruntusunu; insanın dünyanın, olmasını istediği gibi olduğunu sanmasını; doğadaki “gizli metin”, “örtük söylem” veya “kozmik ima” mitini ele alan bu çalışma, “yalan dünya”dan ve bu “yalanın” bir “tabiat okur-yazarlığı”na dayalı uygarlığımızın kuruluşundaki öneminden söz ediyor. Bizlerin kendimizi kültür yoluyla tamamlayan eksik hayvanlar olduğumuzu; ne insan ile dünya ne de insan ile insan arasında doğal ve doğrudan bir ilişki olduğunu; onların arasındaki ilişkinin dilin simgesel dizgeleri üzerinden kurulduğunu ve bu dilin kültürel işlevinden ayıramayacağını savunuyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İlahi Sol

    Yazar: Jean Baudrillard
    Çevirmen: Oğuz Adanır

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Temsil etmenin sona erdiği bir çağda yaşıyoruz. Sorun artık temsil etmek değil modaya uymaktır. “Siyasetçiler” umarsız bir şekilde modaya uymaya çalışıyor; başka bir deyişle yaptıkları konuşmaların önceden belirlenmiş özel efektler, ortam ve performanstan ibaret olduğu söylenebilir. Yaymaya çalıştıkları ideoloji, sahip olduğumuz sağlam ve samimi inançlarda en ufak bir değişikliğe yol açmıyor.

    Bu, bir gösteriye dönüşmüş siyaset ve medya profesyonelleri zaferidir. Kendini hâlâ “ilahi” özellikler taşıyan, şeffaf, erdemli ve ahlaklı, yerleşik değerlerle kesinlikle tarihe mal olmuş değerlerin temsilcisi olarak gören sol ise hezimete uğramıştır. Bu durumda kitlelerin ironik duyarsızlıklarına muhatap olmaktan başka seçeneğe sahip olamaz.

    1978-1984 yılları arasını kapsayan bir dönemde solla ilgili bu günlük, yeni duyarsızlık stratejileriyle oynamasını bilenlerin kazanacağı bir simülasyon evreninin çözümlemesini yapmaktadır.

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Sosyal Bilimler “Ne İşe Yarar” ?

    Yazar: Kolektif

    1977-1984 Döneminin Günlük Olayları Hakkında

    Sosyal bilimler, eleştirel bir akademik pratik olarak, kendisinin ve üniversitenin toplumla kurduğu ilişkiyi konuşma, tarif etme, kurma ve eleştirme işini düzenli olarak yapmak zorundadır; özellikle üniversitenin tanımının ve kendisinin tümüyle değiştiği böylesi dönemlerde.

    2013 Bahar Döneminde, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü, yedi oturumluk bir atölye düzenledi. “Sosyal Bilimler ‘Ne İşe Yarar’?” başlıklı atölyenin temel amacı, bir yandan farklı disiplinlerin kendi eleştirisini yapmasına imkân vermek, diğer yandan da disiplinlerarası bir eleştirinin mümkün olup olmadığını araştırmaktı. Felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi, iktisat, edebiyat bölümünden hocaların ve farklı bölümlerden öğrencilerin katılımıyla yapılan atölye çalışmalarında genel olarak akademik dünyanın sorunları ve toplumsal sorunlara ve dönüşüme sosyal bilimlerin nasıl yaklaşabileceği konuşuldu. Atölyeler süresince, farklı bölümlerden hocalar ve öğrenciler kolektif bir çalışma/tartışma imkânı buldu.
    Bu atölyede ortaya çıkan birikim, bir üniversite biriminin (kulüp, bölüm, enstitü vs.) kendi alanında yaptığı çalışmayı toplumsallaştırma tarzı bakımından olduğu kadar, bu ilişkiyi farklı şekillerde ifade etme ihtiyacı, eleştirel birikimin ve eleştiri geleneğinin devamlılığının sağlanması bakımından veya üniversiteyi üniversite yapan sosyal, kültürel ve politik imkânların ve deneyimlerin aktarılması bakımında değerlendirilebilir.

    “Sosyal Bilimler Ne İşe Yarar”? meselesi, sosyal bilimler tarafından her daim yeniden sorulan, bu anlamda sosyal bilimlerin “kendi üzerine düşündüğü” ve kendi eleştirisini yaptığı bir meta-mesele olarak düşünülebilir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Gen Çeviktir

    Yazar: Matt Ridley
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Doğuştan Gelen Özellikler mi Çevresel Etkenler mi?

    Genlerle ilgili son keşiflere dayanan başarılı bilim yazarı Matt Ridley, insan davranışlarının kökenine eğildiği bu özenli kitabında dikkatini doğa-yetiştirme tartışmasına çeviriyor.

    Doğa ve yetiştirme partizanları arasındaki yüzyıl savaşını naklediyor Ridley, böylelikle insanoğlu dediğimiz çelişkilerle yoğrulmuş bu varlığın aynı anda nasıl hem özgür irade sahibi hem de içgüdüler ile kültürün etkisi altında olduğunu açıklıyor. İnsan genomunun şifresinin çözülmesiyle artık biliyoruz ki genler beynin yapısını kabaca belirlemekle kalmıyor, ayrıca deneyimlere yanıt verebiliyor, sosyal tepkiler meydana getirebiliyor, hatta bellek oluşturabiliyorlar. Genler, iradenin hem sonucu hem de sebebidir.

     

    New York TIMES

    Ridley bilim yazarı olarak çok yetenekli. En zorlu tartışmaları zekice benzetmelerle aydınlatmasını biliyor.

     

    Los Angeles TIMES

    Ridley’in değindiği mesele için duyduğu heyecan okuyucuya bulaşıyor… Gösterişli, esprili, mizah anlayışına sahip bir tarzla yazıyor. Karışık meseleleri sıradan okuyucuya rahatlıkla anlatıyor.

     

    STEVEN PINKER

    Kitap, kavrayış gücüyle, bilgelikle, şık bir tarzla yazılmış… Bizi biz yapan şeyin ne olduğuyla ilgili son keşifleri açık bir dille anlatıyor, konu ne olmak istediğimiz şeye gelince de bu keşifleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğini söylüyor bize.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Enîn

    Yazar: Fatma Aliye
    Çeviren ve Hazırlayan: Tülay Gençtürk Demircioğlu

     

    Kurgusal ve düşünsel çalışmalarıyla kadının toplum içinde algılanışını sorgulayan, eğitimin önemine vurgu yapan ve ileri medeniyet seviyesine ulaşabilmek için hem Doğu hem de Batı düşüncesinden yararlanmak gerektiğini düşünen Fatma Aliye Hanım, Osmanlı’da kadın sorununu açıkça dile getiren ilk isimlerden biri olmuştur. Modern Türk edebiyatının ilk kadın yazarlarından olan Fatma Aliye Hanım, Enîn adlı eserinde de benzer konuları tartışmaya açar. Kalabalık bir karakter kadrosuna sahip romanda aşk, sevgi ve evlilik temaları hem kadın hem de erkek karakterlerin bakış açısıyla değerlendirilir. Bir konakta geçen hikâye, kendi ayakları üzerinde duran ve evlilik arifesinde aldatılan Sabahat ile tüm meziyetlerine rağmen ailesinin baskısı sebebiyle kısıtlanan ve istemediği bir adamla evlendirilen Fehame çevresinde gelişir. Yazar, pek çok yan karakter ve hikâye ile birlikte evlilikte sadakat ve uyum, görücü usulü ile evliliğin sakıncaları ekonomik farklılıkların ortaya koyduğu engeller gibi konuları işler.

    Kitabın elinizdeki baskısı üç bölümden oluşmaktadır: diliçi çeviri, çevriyazı metin ve karşılaştırma için Arap harfli kaynak metin.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni

    Yazar: Alan Barnard
    Çevirmen: Mehmet Doğan

     

    Sosyal antropoloji, kültür ve kültürler arası karşılaştırma gibi kavramları mesele etmesinden ötürü, insanın toplumsal yaşamının kökenlerini anlamak bakımından son derece faydalı bir araştırma alanıdır. Tıpkı arkeologlar gibi sosyal antropologlar da zaman katmanlarını geriye doğru eşeleyip, dilin, simgeciliğin, ritüelin, akrabalık sistemlerinin, mütekabiliyet ahlakı ve siyasetinin kökenlerine ulaşmaya çabalamaktadırlar. Alan Barnard bu kitabında, insanın kökenini ele alan bir sosyal antropoloji dalı kurulmasını savunuyor ve böyle bir çalışma dalının çerçevesini çizip, geçmişini özetliyor. Barnard’a göre, disiplinler arası bir alan olan insanın kökeni araştırmaları, sosyal antropoloji içinde meşru bir alt disiplin olabilir ve olmalıdır.

    Barnard arkeoloji, biyolojik antropoloji, hatta dilbilim alanında çalışan akademisyenlerin, toplumsal ve kültürel unsurlara yeterince eğilmediğine dikkat çekiyor; benzer bir sorunun, bağlantılı disiplinler olan primatoloji, evrim psikolojisi ve insan genetiği gibi alanlar için de geçerli olduğunu öne sürüyor. Sosyal Antropoloji ve İnsanın Kökeni, antropoloji araştırmalarında büyük bir boşluğu doldurmayı hedefleyen öncü bir çalışma. İnsanın ve kültürel evriminin tarihöncesini daha iyi anlayabilmek için, gerçek sosyal antropolojiden faydalanmanın şart olduğunu vurguluyor. Barnard’ın bu çalışması, sosyal antropologların, insanın kökeni çalışmalarına ilgi duymasını sağlayacak güçlü bir temel oluşturma iddiasında.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Yabancılar İçin Türkçe 1

    Yazar: Hikmet Sebüktekin

    Turkish for Foreigners

    Bu ders kitabı, Türk dilinin İngilizce konuşanlara öğretilmesi için kullanılan yöntem, kulak-dil alışkanlığı yaklaşımının genel ilkelerine ek olarak diğer yöntemlerden de seçilmiş uygun özellikler içermektedir. Kitap, öncelikle, yüksek öğrenim gören başlangıç düzeyindeki öğrenciler için hazırlanmış olup 1969 yılından bu yana Michigan Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve çeşitli ülkelerin birçok yüksek öğretim kurumunda başarıyla kullanılmıştır. Yabancı öğrencilerin pek çoğunun İngilizceyi ikinci dil olarak konuştuğu göz önüne alınırsa, bu kitabın Türkçe öğretiminde daha geniş bir kitleye yönelik olduğu söylenebilir. Aslında Yabancılar İçin Türkçe adı da bu düşünceden kaynaklanmaktadır.

    This textbook with accompanying recorded materials applies in its methodology the general principles of the audio-lingual approach as modified by an enlightened eclecticism to teaching the Turkish language to speakers of English. It has been developed primarily for the beginners level college students and has been successfully used at the University of Michigan, Boğaziçi University and many other higher educational institutions in various countries since 1969. Considering the fact that many foreign students speak English as a second language, this book can be used in teaching Turkish to a larger audience. Hence the title Turkish for Foreigners.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL