Yayınlarımız

  • A Bosporus Adventure

    Yazar: Mary Mills Patrick

    A Bosporus Adventure is a history of the Woman's College at Constantinople by a former president. Mary Mills Patrick was born 10 March 1850 in Canterbury, New Hampshire to John & Harriet (White) Patrick. She graduated from the Lyons Collegiate Institute in Lyons, Iowa, in 1869. In 1871, by appointment of the American Board of Commissioners for Foreign Missions, she became a teacher in a mission school in Erzurum. In her four years there Patrick learned ancient and modern Armenian. In 1875 she was transferred to the American High School for Girls in Üsküdar, and she became principal of the school in 1889. During her summers she lived in Greek villages. She thus was able to add Greek and Turkish to her repertoire of languages. After a study furlough in the United States she received a master’s degree from the University of Iowa in 1890. In that year, after much planning and the securing of a charter from the Commonwealth of Massachusetts, the American High School became the American College for Girls at Constantinople, later known as Constantinople Woman’s College. Patrick served as president of the college from its opening. Her summer studies at the Universities of Heidelberg, Zürich, Berlin, Leipzig, Paris, and Oxford resulted in a Ph.D. from the University of Bern, Switzerland, in 1897. Her dissertation was published in 1899 as Sextus Empiricus and Greek Scepticism. When the college was destroyed by fire in 1905, a new site was acquired in Arnavutköyü on the European side of the Bosporus. A new charter in 1908 ended the college’s ties to the mission board, and in 1914 the new campus was occupied. Patrick kept the school open through the Balkan Wars, the Turkish revolution, and World War I, and through those changes it evolved from a school primarily for minority Greek, Armenian, and Bulgarian Christian women into a leading centre of higher education for Turkish women. She remained president until her retirement in 1924, after which she moved back to the United States. The American College for Girls later affiliated with nearby Robert College for men.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Cebirin Temel Teoremi İçin Dört İspat

    Yazar: Carl Friedrich Gauss
    Çevirmen: Gülnihal Yücel

     

    Matematikçilerin prensi ve “antik çağlardan beri yaşamış en büyük matematikçi” olarak anılan Carl Friedrich Gauss’un sayılar teorisi, analiz, diferansiyel geometri, jeodezi, manyetizma, astronomi ve optik alanlarında önemli bilimsel katkıları vardır. Bu kitap, okurların Gauss’u doğrudan tanımalarına, gelişimini görmelerine, Gauss hakkında konuşulanların değil, Gauss’un kendisinin ve yapıtlarının duyulmasına olanak sağlamaktadır.

    Gauss, 1799’da bitirdiği doktora tezinde cebirin temel teoreminin bir kanıtını sundu. Bu çok önemli teorem, karmaşık sayılar üzerine tanımlanmış her polinomun en az bir kökü olduğunu söyler. Gauss’tan önce pek çok matematikçi bu teoremi kanıtlamayı denemiş, ama hiçbir kanıt genel kabul görmemişti. Gauss’un kanıtına da, o zamanlar henüz kanıtlanmamış olan Jordan eğri teoremini kullandığı için itiraz edildi. Bu itirazlar üzerine Gauss, hayatı boyunca üç değişik kanıt daha sunacak, 1849’daki son kanıtı tüm matematikçilerden kabul görecekti. Gauss bu kanıtlar üzerinde çalışırken, karmaşık sayılar kavramının olgunlaşmasına çok büyük katkıda bulundu.

    Gülnihal Yücel, (1968-2013) Ankara’da doğdu. 1987 yılında Alman Lisesi’nden mezun oldu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü’nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Daha önce Carl Friedrich Gauss’un Eğri Yüzeylere Dair Genel Araştırmalar (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2012) isimli eserini Türkçeye kazandırmıştı.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • İmparatorluğun Bedeli

    Yazar: Nadir Özbek

    Osmanlı'da Vergi, Siyaset ve Toplumsal Adalet (1839-1908)

    19. yüzyılın başında dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı mali krizin temel nedeni, taşrada toplanan vergilerin önemli bir bölümünün aracıların elinde kalmasıydı. Reform adımlarıyla artırılan vergi geliri sayesinde İmparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na kadar ayakta tutuldu. Bu nedenle, 19. yüzyılda Osmanlı merkezî yönetiminin vergi gelirlerini nasıl artırabildiği sorusu önem taşıyor.

    Çalışmasında bu soruya yanıt arayan Nadir Özbek, reformların ve mali merkezileşme sürecinin merkezî hazineye giren vergi gelirlerini nasıl artırdığını gösterirken, bu sürecin toplumsal ve siyasal bedelinin de bir hayli ağır olduğunu gözler önüne seriyor. Halk üzerindeki baskının artmasının siyasi rejimin meşruiyetini sorgulattığını, vergi rejiminin eşitlik ve adaletten uzak olmasının İmparatorluğun birçok bölgesindeki milliyetçi hareketlere ivme kazandığını vurgulayan çalışma, önce Rumeli’de, sonra Doğu Anadolu’da patlak veren Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeni sorunlarının ardında vergi meselesinin de olduğunu ortaya koyuyor.

    19. yüzyıl Osmanlı toplumunda bölüşüm ilişkileri, vergi adaleti, siyasal ve toplumsal meşruiyet, vergi tahsil kurumu ve pratikleri, iltizam sisteminin dönüşümü, vergi tahsilatının askerî niteliği, baskı ve şiddet boyutu gibi konuları ele alan İmparatorluğun Bedeli, modernleşme olarak tanımlanan reformların, Osmanlı toplumunu oluşturan halklara nasıl bir bedel ödettiğini, gündelik hayatın somutluğu içinde inceliyor.

     

    Şevket Pamuk

    Osmanlı’nın son döneminin can alıcı konularından birini büyük ustalıkla ele alan Özbek’in çalışması hem tarih meraklıları hem de profesyonel tarihçiler için önemli ve okunması gereken bir eser.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Yunanistan’ın Kısa Tarihi

    Yazar: Richard Clogg
    Çevirmen: Dilek Şendil

     

    1830’da bağımsızlığını kazanan Yunanistan’ın tarihine Ortodoks Hıristiyanlık ve Osmanlı yönetimi büyük ölçüde damgasını vurmuştur. 1981 yılında Avrupa Topluluğu üyeliğine alınan ilk Doğu Avrupa ülkesi olmuştur. Yunanlar bir diaspora halkıdır; Osmanlı yönetimi sırasında gelişen göç hareketleri günümüze kadar sürmüştür. Yunan devleti ortaya çıkmadan önce, on sekizinci yüzyılın sonlarında, Yunan tüccarlar Doğu Akdeniz’de, Balkanlar’da ve Hindistan gibi uzak yerlerde bir ticaret imparatorluğu kurmuşlardı. On dokuzuncu yüzyılda göçlerin yönü Mısır’a, Rusya’nın güneyine; yüzyılın sonlarındaysa Amerika Birleşik Devletleri’ne, Kanada’ya ve Avustralya’ya doğru gelişti. Bu etmenler, hem Balkan, hem Akdenizli, hem de Avrupalı olan, Osmanlı’dan da izler taşıyan bir ülkenin tarihini daha da ilginç kılmaktadır. Yunanistan’ın Kısa Tarihi, ulusal hareketin ilk kıpırdanmalarının başladığı on sekizinci yüzyıl sonlarından bugüne dek modern Yunanistan’ın tarihine kısa bir giriş sunmaktadır. Halen yaşanan ekonomik kriz ülke tarihinde bir dönüm noktasına işaret etmektedir.

    Kitabın sonunda, bugünün siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelerinin de incelendiği bir bölümle birlikte tablolar, haritalar, fotoğraflar ve okuma önerilerini içeren bir listede de yer almakta.

    Kitap, Helen kültürünü konu alan en iyi kitap olarak Runciman Ödülü’nü aldı ve on iki dile çevrildi.

     

  • Elektronun Tarihçesi

    ,
    Yazar: Jaume Navarro
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    J.J. ve G.P. Thomson

    Deneysel Fizik Profesörü ve Cambridge Cavendish Laboratuvarı müdürü Joseph John Thomson, 1897’de, katot ışınlarında elektrik taşıyan öğelere parçacıklı bir doğa atfetti. Bu olay, geleneksel olarak elektronun keşfi kabul edilen gelişmenin ana unsurudur. Tam otuz sene sonra oğlu George Paget Thomson, elektron kırınımının ilk görüntülerini elde etti ve bu görüntüler sayesinde, babasının elektronlarının dalga benzeri davranışlarını gösterdi. İşe bakın ki, babası bir dalga görüngüsünün (katot ışınları) tanecikler bağlamında açıklanabileceğini göstermişken, oğlu da babasının belirlediği taneciklerin dalga özelliği taşıdığını ileri sürüyordu. Elinizdeki kitabın öyküsü kısaca budur. Birçok fizikçi ve bilim tarihçisi bu öyküye aşina olsa da, bu kitapta ilk defa ayrıntılarıyla anlatılıyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL

     

    KİTABA GÖZ ATIN
  • Prizma ve Sarkaç

    Yazar: Robert P. Crease
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Bilimde En Güzel On Deney

    İş başındaki bilimciler, laboratuvarda yapılan deneylerin nasıl zahmetli bir mesai anlamına geldiğini bilirler. Bilimciler zamanlarının çoğunu ayar yapmakla, tasarlamakla, pürüzleri gidermekle, sıradan sorunları çözmekle, para ve destek bulmak için rica minnet etmekle geçer. Bilim, çoğunlukla, yapabildiklerimizin ya da bildiklerimizin üstüne yavaş yavaş eklemeler yapmaktan ibarettir. Fakat ara sıra, öngörülemez biçimde ama kaçınılmaz olarak öyle bir hadise gerçekleşir ki, yeni bir içgörü billurlaşır ya da dünyayı algılama biçimimiz yeni bir hal alır. Bizi kafa karışıklığının hükmettiği durumdan çekip çıkarır, ilave bir soruya yer bırakmaksızın, doğrudan, neyin önemli olduğunu gösterir ve doğayla ilgili fikirlerimizi dönüştürür. Bilimciler bu gibi anlara “güzel” deme eğilimindedir.

    Bir deneyin güzelliği unsurlarını nasıl dile getirdiğinde saklıdır. Eğer güzel bir deney birtakım sorular doğuruyorsa, bu sorular deneyin kendisinden ziyade dünyayla ilgilidir.

    Elinizdeki kitabı, özel bir galeri sayabilirsiniz. Bu galeride, her biri özgün tasarıma, ayrı malzemelere ve benzersiz cazibeye sahip, nadir bulunan güzellikte parçalar var. Bu deneyler zaman sırasına göre dizildi. Bu yaklaşım, bilimin neredeyse 2500 yıllık yolculuğunun enginliğine dair güçlü bir his uyandırıyor. Bu liste bizi, dünyanın temel nitelikleri hakkında kaba tahminler elde etmenin bilimin acil meseleleri olduğu bir devirden alıp, bilimcilerin atomun ve bileşen parçacıklarının özelliklerine dair hassas ölçümler yapmaya başladığı bir çağa götürüyor. Güneş saati ve eğik düzlemler gibi ev yapımı basit aletlerin devrinden, ileri aygıtların kullanıldığı bir devre götürüyor. Bilimcilerin genellikle tek başlarına çalıştığı bir devirden, çoğunlukla yüzlerce kişiden oluşan ekiplerle çalıştıkları günümüze getiriyor. Alanın en ilginç simalarından bazılarının kişiliklerine ve yaratıcı düşünce tarzlarına göz atmamızı sağlıyor.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • A Bridge of Culture

    Yazar: John Freely

    How An American College in Istanbul Became A Turkish University

    During the 38 years of its existence Boğaziçi University has perpetuated the cultural traditions it inherited from Robert College, and it is generally considered to be one of the top undergraduate institutions in the world, with outstanding graduate programs in most fields other than medicine and law. Though it is a Turkish state university, the language of instruction in almost all courses is English; the majority of its faculty have doctorates from American universities and most of its outstanding students go on to do graduate studies at universities in the U. S. Our students come from every province of Turkey and from more than sixty other countries, for Boğaziçi University is a cultural beacon that shines across national boundaries and internal political divisions, distinguished by the diversity of its student body and faculty and its tolerance of ethnic, religious, and cultural differences. And so my book will examine the ways in which Robert College and Boğaziçi University have been a bridge of culture between what orientalists have called East and West.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Ölme Üzerine Bir İnceleme

    Yazar: Allan Kellehear
    Çevirmen: Barış Zeren

    Bireysel Bütünlük, Bedensel Çöküş ve Ruhsal Dönüşüm

    Ölmek nasıl bir şeydir? Bu kitabın yazarlarına bakılırsa, yanıt soruyu kime sorduğunuza bağlıdır. Ölmek ne tek bir şey, ne tek bir deneyim, ne de basitçe sağlık durumundaki kötüleşme ya da zayıflık klişesidir. Her ne kadar ölümün en sık karşılaşılan nedeni hastalık olsa da, ölmeyi hastalık hakkındaki bilgilerimizle kavrayamayız. Ölme her zaman sağlık durumunda kötüleşmeyle, umutsuzlukla ilişkili olmasa da, sağlığını yitirme ve çaresizlik hemen her zaman yaşamın sona erişiyle ilişkilendirilir. Ölme hızlı veya yavaş, kahramanca veya rezilce olabilir ya da hayatın bir simgesi veya beklenmedik bir dönüşümdür.

    Bu açılardan bakıldığında, insanın ölme deneyimi karmaşık, çeşitli, şaşırtıcı ve ihtimallerle doludur. Bu kitap, söz konusu karmaşıklığı okuyucunun önüne bir parça olsun serebilmeyi amaçlayan bilimcileri ve klinisyenleri bir araya getiriyor. Onların düşünceleri, örnekleri ve değerlendirmeleri, bize ölmeyi basit bir şekilde üzücü ve kötü bir durum olarak sunan klişelere itibar etmekte fazla aceleci davranmamamız gerektiğini anımsatıyor. Dolayısıyla bu kitabın amacı bizi durup bir daha düşünmeye, ortak yazgımızı daha dikkatli, daha incelikli, hatta daha umutlu biçimde yeniden gözden geçirmeye yüreklendirmektir.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Kuarklar

    Yazar: Yoichiro Nambu
    Çevirmen: Zülal Kılıç

    Temel Parçacık Fiziğinin Sınırları

    Temel parçacık fiziğinin amacı, maddenin temel yapısını ve bu nesnelere egemen olan yasaları bulmaktır. Bu kitapta, geçen elli yıl içinde fizikçilerin parçacık fiziğini nasıl geliştirdikleri ayrıntılı ve bütünsel bir şekilde açıklanıyor. Ayrıca bu bilim dalı, eskiden birbiriyle ilişkisiz sanılan çeşitli doğa kuvvetlerini birleştirme imkânı olduğunu da keşfetti. Bugün artık en büyük nesne olan evrenin tarihi, düşünülebilir en küçük ölçeğin sorunlarıyla iç içe geçmiştir. Birleşik alan kuramlarının sağladıkları ilerlemeye karşın daha yanıtlanmamış pek çok soru bulunmaktadır. Geçmiş deneylerimize bakacak olursak doğa zaman zaman bize kendisinin beklentilerimizden daha zengin ve daha karmaşık olduğunu göstermiştir. Bu nedenle gelecek büyük olasılıkla sürprizlerle dolu olacaktır. Ancak, Y. Nambu’ya göre bizi gerçekten şaşırtacak şey belki de doğa sırlarının birbiri ardına ışığa çıkartılmasıdır. Maddenin bir parçasını oluşturan bizlerin, evrenin doğuşundan on milyar yıl sonra, bir an sayılabilecek bir zaman süresinde, evreni yöneten yasaları bulmaya, onun tarihini öğrenmeye ve aynı zamanda maddenin kendisinin sonlu bir ömre sahip geçici bir varlık olduğunu kavramaya başladığımızı düşünmek, esrarlı bir deneyimdir.

  • Nötrino

    Yazar: Frank Close
    Çevirmen: Zeynep Alpar

     

    Sisin içinden geçen kurşun misali dünyanın içinden geçip gidebilen nötrinolar öyle çekingendir ki keşfedileli yarım asır olmasına rağmen, haklarında pek az bilgiye sahibiz. Nötrinolar öyle ele avuca gelmez şeylerdir ki, görünmez sayılırlar.

    Nötrinoların hiç kütlesi olmadığı ve uzayda ışık hızıyla, tirbuşon gibi dönerek dolaştıkları sanılıyordu. Fakat son beş yılda bunun doğru olmadığı anlaşıldı. Klasik radyoaktiviteyle ya da Güneş’in kalbinde cereyan eden füzyon olaylarında yayılan nötrinoların mini minnacık bir kütlesi var. Öyle küçük bir kütle ki bu, ne kadar olduğunu henüz hiç kimse ölçemedi, ama elimizde atomaltı boyutunda bir terazimiz olsaydı, bir elektronu dengelemek için en az on bin nötrino gerekirdi.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Antimadde

    Yazar: Frank Close
    Çevirmen: Zeynep Alpar

     

    Antimadde, maddenin tuhaf, altüst olmuş gölgesidir; bir şeyin tıpatıp aynı olan eşi, aynadaki aksi gibi sol, sağ olur, pozitif negatife döner. Döküm alındığında geride kalan kalıp gibi, madde ve antimadde gerçekliğin yin ve yang’ıdır. Herhangi bir cisim, antimadde ikiziyle karşılaşacak olsa, bunların birbirini tamamlayan özellikleri bir ölüm dansı içinde birbirini yok ederdi.

    Bu kitap size bilim tarihinin en ilgi uyandırıcı konularından birisi olan antimaddenin hikâyesini anlatacak. Antimadde nedir, nasıl keşfedildi, onu nasıl üretebiliriz ve bize ne gibi imkânlar sunup ne tür tehditler oluşturur? Kitap, uzay maceralarının yakıtı ve silah olarak antimadde hakkındaki spekülatif iddialara ilişkin gerçekleri de ortaya koyuyor.

     

    KİTABA GÖZ ATIN

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Dilbilim Araştırmaları Dergisi 2015 – 1

    İÇİNDEKİLER

    • Testing the Interface Hypothesis: The evidence from fossilized errors in the use of Turkish case markers, Elena Antonova-Ünlü
    • A Note on –mAdAn, Martina Gračanin-Yüksek
    • Türkçede Aitlik Ulamı ve Biçimsel İfadesi, Aysun Kunduracı
    • Deyimlerin Edimbilimsel Olarak Ulamlaştırılmasına İlişkin Bir Öneri: Türkçede 'erkek'e gönderimde bulunan deyimler, G. Songül Ercan, Özge Can

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Dinin Demokrasiyle İmtihanı

    Yazar: Ian Buruma
    Çevirmen: Deniz Ali Gür

    Üç Kıtadan Deneyimler

    Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.

    Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kilise ile devlet ilişkilerinin, Çin ve Japonya’daki dinî otoritenin ve Avrupa’da İslamın yol açtığı sorunları ele alan Dinin Demokrasiyle İmtihanı’nın merkezinde Tocqueville’in şu sorusu yer alıyor: Demokratik toplumları bir arada tutmak için, ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek midir?

    Dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimleri kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatan Buruma, din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor.
    D&R’DAN SATIN AL

    IDEFIX’TEN SATIN AL
  • Görünmez Oyuncu

    Yazar: Lorna Marshall, Yoshi Oida
    Çevirmen: Özlem Turhal de Chiara

     

    Kabuki tiyatrosunda “aya bakmak” denilen ve oyuncunun işaret parmağıyla gökyüzünü gösterdiği bir hareket vardır. Bir oyuncu hayal edelim: Çok yeteneklidir; bu hareketi çok zarif bir şekilde yapar; seyirciyi, yaptığı hareketin güzelliğiyle büyüler, herkesi bu konudaki ustalığına hayran bırakır. Başka bir oyuncu hayal edelim: O da aynı hareketi yapar, ama seyirci hareketin zarafetinin farkına varmaz, ayı gösteren oyuncuyu değil, oyuncunun işaret ettiği ayı görür. Yoshi Oida’nın gönlü, seyirciye ayı göstermeyi başaran oyuncudan, yani “görünmez” olabilen oyuncudan yanadır. Geliştirdiği oyunculuk metodunun özü de budur.

    Oida’ya göre insanın bir görünen yüz vardır bir de içeride saklı olan başka bir yüz. Sadece yüzeyde görüneni eğitme yanlışına düşmemek gerekir. Oida; sahnede güzel bir vücut, kuvvetli bir sahne duruşu sergilemek istiyorsak benliğimizi de eğitmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Eğer iç dünyamız yeteri kadar beslenemiyorsa, güzel hareketlerin de, muhteşem ses tekniğinin de, zarif kostümlerin, etkileyici makyajların da bir anlamı olmayacaktır. İç olmadan dış hiçbir işe yaramaz.

     

    D&R'DAN SATIN AL IDEFIX'TEN SATIN AL
  • Foucault ve İran Devrimi

    Yazar: Janet Afary, Kevin B. Anderson
    Çevirmen: Mehmet Doğan

    Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

    1978-1979 yılları arasında, İran halkı, otoriter bir iktisadi ve kültürel modernleşme programı yürüten Rıza Şah Pehlevi rejimini devirdi. Ayetullah Humeyni’nin önderliğindeki militan İslamcı hizip; laik milliyetçilerin, liberallerin, solcuların yer aldığı rejim karşıtı başkaldırıya egemen oldu. İslamcılar için, Şaha karşı verilen mücadele Kerbela Savaşı’nı, Humeyni masum Hüseyin’i, Şah da onun can düşmanı Yezid’i simgeliyordu. Şahın zalim baskısı altında can veren protestocular, Hüseyin’in takipçileri gibi şehit sayılıyordu.

    Michel Foucault, 1978’de İran’ı iki kere ziyaret etmişti ve devrim hakkında heyecanla yazılar kaleme alıp konuşuyor, devrimi hiçbir şekilde eleştirmiyordu. Hayatı boyunca Foucault, sahihlik kavramını, insanların tehlike altında yaşayıp ölümle flörtleştiği durumlara, yaratıcılığın baş verdiği bu yerlere bakmak anlamında kullanmıştı. Yeni ufuklar açan akıldışılıkları yazılarında büyük bir tutkuyla savunmuştu. Ayetullah Humeyni’nin devrimci şahsiyetinde ve devrim esnasında onun peşinden giderek hayatlarını hiçe sayan milyonlarda, sınırları aşan böyle bir güç görmüştü. Bunun gibi “sınır” deneyimlerin yeni yaratıcılık biçimleri doğurabileceğini biliyordu, dolayısıyla devrimi hararetle destekledi. Bu, Foucault’nun devrimle ilk elden yaşadığı tek tecrübeydi ve Batılı olmayan bir topluma dair en kapsamlı yazı dizisini kaleme almasına yol açtı.

    Foucault’nun İran Devrimine duyduğu ilgi, gazetecilik merakını aşıyordu. Yeni “Müslüman” tarzı politikanın sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Fransız Devrimi’nden bu yana laiklikten yana politikalar güden Avrupa için de yeni bir “siyasal maneviyat” biçiminin başlangıcı olabileceğini yazdı.

    Foucault’nun, İran Devrimi konusundaki yazıları İngilizce konuşulan dünyada pek bir tartışma yaratmadı zira on beş makalesinden ve söyleşisinden sadece üçü İngilizce olarak basılmıştır. Bu yazılar uzun bir eleştirel incelemeyle birlikte ilk kez bu kitapta bir araya getiriliyor. Bu çalışmada, Foucault’nun İran hakkındaki yazılarının aslında, yazarın, iktidarın söylemleri ve modernliğin tehlikelerine dair genel kuramsal yazılarıyla yakından ilintili olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Foucault’nun İran deneyiminin, sonrasında yazdığı tüm eserlerde kalıcı etki bıraktığını ve 1980’lerde Foucault’nun yazılarındaki keskin dönüşte, İran serüveninin ve Şarkla alakalı kaygısının önemi olduğunu iddia ediyor.

     

    D&R’DAN SATIN AL IDEFIX’TEN SATIN AL